Siyâsetin hafızası

Siyâsetin hafızası


Biden rüzgârı tüm dünyâda esmeye başladı. Burada daha evvel yazdığımız gibi Biden ekipleri hanidir bu coğrafyada Rusya ve Türkiye’yi hedefe koyduklarını açık bir şekilde dile getiriyorlardı. Gâliba ilk olarak Rusya’da düğmeye basıldı. Birkaç gündür bu coğrafyada tablo hayli karışık ve gerilimli sahneler içeriyor. Doğrusu, aklıma şöyle bir soru geliyor. Rusya’da muhalefet liderinin tutuklanmasının arkasından başgösteren kitlesel protestolar, acaba seçimi Trump kazanmış olsaydı yaşanır mıydı? Kestirmek zor. Ama hayli açık olan bir durum mevcût. Olsaydı bile morâl açıdan bu kadar kuvvetli bir hareket olmazdı. Bugün Rusya’daki isyancı kalabalıkların hayli morâlli oldukları görülüyor. Sebebini uzun boylu aramak gereksiz. Arkalarında Biden’ın estirdiği bir rüzgâr olduğu hissediliyor. Göstericiler, âdeta “gün bizim günümüzdür” havasındalar. Putin ile arası gâyet iyi olan Trump Beyaz Saray’dan gönderildiğine göre, neden aynı rüzgâr Putin’in Kremlin’den göndermesin ki? “Bidencı dünyâ kamuoyunu” arkalarında hissediyorlar. Kendilerine sâhip çıkılacağını varsayıyorlar. Bir tarz “Prag Baharı” sendromu yaşanıyor. Belki de neticede Putin’in polislerine yenileceklerini de kestiriyorlar. Ama, bu gösterilerin, başlayıp bastırılan lâlettâyin bir protesto olmadığını düşünüyorlar. Eylemlerinin “yaşlı” Putin rejiminİ ağır bir şekilde yaralayacağından da eminler.

Konvansiyonel siyâsal akıl yürütmelerin aslında çok basit bir dünyâsı olduğunu düşünürüm. Bunları karikatürize etmek de zor olmasa gerekir. Meselâ muktedirler açısından bakalım: Onlar, çoğunlukla iktidârda olmanın sağladığı bir özgüvenle, doğan muhalefetleri “ârızî yaramazlıklar”, “had bilmezlikler” olarak değerlendirirler. Hâkim parti demokrasilerinde bunun yaygın olduğunu düşünürüm. Muhalefeti anlamaya, kavramaya dâir bir özen geliştirmezler. Bunu çoğulcu bir olgunluk üzerinden değerlendirmiyorum. Yâni, olgun bir demokratik iktidâr, çoğulculuk ahlâkı gereği bunu yapmalıdır, demiyorum. Meseleyi daha siyâsal mühendislik açısından görenlerdenim. Her iktidârın, en azından kendi iddiaları îtibârıyla bir “geri beslemeye “ ihtiyâcı olduğu mâlûmdur. Bir iktidârın kendisini sürdürmek istiyorsa, karşıtlarını anlaması en başta kendi çıkarınadır. Çünkü anladığı, kavradığı kadar muhalefeti “yönetebilir” de. İktidarları büzüştüren en başta muhalefetleri anlamaya değmez görmesidir. Mâhir muhalefetler de bu durumu gören ve kapanmanın doğurduğu boşlukları anında yakalayıp dolduran, yâni kendisini “büyüten” muhalefetlerdir.

Bu kapanmanın sebebi de çok defâ zannedildiği gibi “güç zehirlenmesi” değildir. Tam aksine, iktidârları esnâsında sağladıkları “başarılarıdır”. Bu başarıların hâfıza üzerinden bir nesilden diğerine taşınacağını ve hak bilirlikle, vefâyla taçlanacağı gibi hayli saf bir beklentileri vardır. Bu,”eski hâlleri bilen” bir, bilemediniz iki nesil için sağlaması doğrulanması da mümkün olan bir şeydir. Ama , bir süre sonra işlerliğini kaybeder. Yaşadıklarımız, gelenekselden moderne doğru derin bir hâfıza boşalımından ibâret. Bu boşalımın , bir nesilden diğerine en az 20 senelik bir boşalım olduğunu düşünülürdü. Ama 1990’lardan sonra bu zamansal mesâfe hızla 10, derken 5 seneye düştü. Eskiden anlaşmazlık “baba-genç evlât” arasındayken bugün “kardeşler” arasında tezâhür ediyor. 78’liler, 68’li abi ve ablalarını gâyet iyi anlıyorlardı; muhtemelen 88’liler de 78’lileri. Târihçi nesillerdi bunlar. Kendi neslinin şuuruna târihle ermek ve kendisini kronolojik olarak kodlamak bunun en büyük ıspâtı olsa gerekir. Ama 98’lilerden başlayarak bu bağların hızla aşındığı görüldü. Millenyum asrında 08’liler ve 18’liler için ise hafızasızlık artık bir avantaj ve hattâ bir “özgürleşim” meselesi. Matematiğe başvurulması da bunun göstergesi.. Artık 68’li, 78’li olmak gibi târihsel bir kodlama” yok; x,y,z gibi “târih dışı” kodlar kullanılıyor. Edward Luttwak’ın kullandığı tâbirle “turbo kapitalizm” en büyük darbeyi hâfızaya vurdu. Târih artık bir bilinç konusu değil. Daha çok nesnelleşmiş ansiklopedik bir oyun. Siyâset de bundan nasibini alıyor. Kadim siyâsetin tecrübî dünyâsı uçuculaşıyor. Siyâset de târih dışı bir çerçeveye oturuyor. Akıldan çok rahatsızlıklara dayalı duygulanımlar yönetiyor bu evreni. Siyâsal akla hitâp eden “başarılar”, meselâ GSMH’yı yükseltmiş olmak, altyapı yatırımcılığında sağlanan başarılar, eskinin beceremediklerini becermek, başamadıklarını başarmak; hâsılı eski-yeni farkını kuran siyâsal propagandalar çok bir şey ifâde etmiyor zihinlerde..

Putin 20 sene evvel kelimenin tam mânâsıyla bir enkâz devraldı. Garbaçov yıkım işini üstlendi. Aklını, fikrini vodkaya yağmalatmış Yeltsin çürümenin , çöküşün sembolüydü. Putin çökmüş bir Rusya’yı ayağa kaldırdı. Büyük başarılara imzâ attı. Rusya’yı yeniden büyük bir güç kıvâmına taşıdı. Yeltsin’li zamanları hatırlayanlar elbette Putin’in Rus târihindeki hatırlı yerini takdir edeceklerdir. Arkasındaki kitle desteği hâlâ çok kuvvetli olduğu da su götürmez. Ama, o meş’um günleri hatırlayanlar hızla yaşlanıyor ve ölüyor. Hatırlayamayan, üstelik hatırlamayı reddedenler yavaş yavaş büyük çoğunlukları oluşturmaya başlıyor. Bugün Rusya’da ayaklananlar onların öncü kıt’aları.. Siyâset, sâdece Rusya’da değil, tekmil dünyâda, târihsel lojistiği olmayan, hatırsız, hakikâtsiz bir dünyâya tebdil ediliyor.

Google+ WhatsApp