Siyer Bağlamında Necm Suresi (Vahiy-Tevhid-Ahiret)

Siyer Bağlamında Necm Suresi (Vahiy-Tevhid-Ahiret)

Mekke’deki Muhammedi davetin ilk gizli dönemi peygamberliğin dördüncü yılındaki açık davetin başlamasından on üçüncü yıla, Medine’ye hicret yılına kadar sürdü. Böylece “akide” devlete dönüştü. Hz. Peygamberin kavmini İslam’a davete başlayınca ve Allah’ın

Siyer Bağlamında Necm Suresi (Vahiy-Tevhid-Ahiret) 

 

Mekke’deki Muhammedi davetin ilk gizli dönemi peygamberliğin dördüncü yılındaki açık davetin başlamasından on üçüncü yıla, Medine’ye hicret yılına kadar sürdü. Böylece “akide” devlete dönüştü.

Hz. Peygamberin kavmini İslam’a davete başlayınca ve Allah’ın emrettiği gibi, ilahlarını anıncaya ve onları kınayıncaya kadar kavmi ondan uzaklaşmadı, ona da gelmedi. Böyle yapınca, olayın önemini kavradılar, hoşnutsuzluk gösterdiler ve ona karşı çıkmak ve düşmanlık konusunda fikir birliğine vardılar (İbni Hişam, Siret).  İbni Sa’d, Zühri’den naklen aynı şeyi vurguluyor, Hz. Peygamberin üç yıl süreyle insanları gizlice davet ettiğini, daha sonra açıktan davetle emrolunduğunu belirtiyor: “Allah’ın davetine genç ve zayıf insanlardan, bazıları karşılık verdi, inananların sayısı çoğaldı. Kureyş kâfirleri söylediklerine aldırmıyordu. Hz. Peygamber meclislerine uğradığında, kendisini göstererek ‘Abdulmuttalip oğullarının çocuğu, gökten konuşuyor.’ dediler. Bu durum, Allah onların taptıkları ilahlarını kınayıncaya ve kafir olarak ölen atalarının mahvolduğunu belirtinceye kadar sürdü. İşte o anda Hz. Peygamberi kavradılar ve ona düşmanlı ettiler.” (İbni Sa’d, Tabakattu’l-Kübra).

Kuran surelerin iniş sırasına göre Kureyş’in ilahlarını ele aldığı ilk sure Necm suresidir (iniş sırasına göre 23. sırada).

Bu sure başlıca üç konuyu ele almaktadır:

1)Cebrail’le buluşmalarından bir sahnenin anlatımıyla Hz. Muhammedi’in peygamberliğini vurgulamak. 2) Arapların ilahlarını ve putlarını ele almak ve saldırmak. 3) Ahiret gününün, ödül ve cezanın hatırlatılması. Bütün bunlar özlü, güçlü hep birden inmiş dedirtecek ölçüde kelime ve anlam olarak birbirine bağlı peş peşe kısa ayetlerle anlatılmıştır.

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

  1. Battığı zaman yıldıza, yemin olsun ki,
  2. Arkadaşınız sapmadı ve azmadı?
  3. O hevadan konuşmuyor;
  4. O, (:Kur’ân) sadece vahyolunan bir vahiydir.
  5. Ona çok güçlü biri (Cebrail) öğretti;
  6. Üstün niteliklere sahip. Oturup kuruldu.
  7. O, en yüksek ufuktaydı.
  8. Sonra yaklaşıp indi,
  9. Araları iki yay kadar veya daha yakındı.
  10. Böylece kuluna vahyedeceğini vahyetti.
  11. Gönül gördüğünü yalanlamadı.

12-17. ayetlerde daha önce inen surelerden daha kuvvetli bir şekilde Hz. Muhammed’in peygamberliği vurgulanıyor. Cebrail’in görülmesi ve vahyin alınış biçimi canlı bir şekilde anlatılıyor.

  1. Onunla gördüğü şey hususunda tartışıyor musunuz?
  2. Andolsun onu diğer bir inişte de gördü;
  3. Sidre-i Münteha’nın yanında,
  4. Onun yanında da Me’va cenneti vardır.
  5. Sidre’yi bürüyen bürüyordu;
  6. Göz, ne şaştı; ne de (sınırı) aştı.

18-28. ayetlerde Allah’ın kızları olarak saydıkları ve şefaat edeceklerini sandıkları Lat, Uzza ve Menat’a sizler erkekleri yeğlerken “kızları ilahlarınız olarak nasıl kabul edersiniz” diye sorguluyor.

  1. Rabbinin ayetlerinden en büyüğünü gördü.
  2. Ne dersiniz Lât ve Uzzâ’ya,
  3. Diğer üçüncüsü Menât’a ?
  4. Erkekler sizin, dişiler O’nun mu?
  5. Öyleyse bu haksız bir taksim.
  6. Onlar, sizin ve atalarınızın adlandırmasından başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında bir belge indirmemiştir. Sadece zanna ve nefislerinin hevasına tâbi oluyorlar. Oysa onlara Rablerinden hidayet gelmiştir.
  7. Yoksa insan her umduğu şeye sahip mi olacak?
  8. Ahiret de dünya da Allah’ındır.
  9. Göklerde nice melekler var ki, Allah dilediği ve razı olduğu kimseler hakkında izin vermedikçe, onların şefaati hiçbir fayda vermez.
  10. Ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takarlar.
  11. Oysa bu konuda bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hakikatten yana bir şey ifade etmez.

29-32. ayetten itibaren akidenin ahiret gününden, ödül ve cezadan bahse geçiliyor.

  1. Bu sebeple sen, zikrimizden yüz çevirenden ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenden yüz çevir.
  2. Onların, ilimden ulaştıkları seviye işte budur. Rabbin, yolundan sapanı daha iyi bilendir. Hidayete ulaşanı da en iyi O bilir.
  3. Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Bu, kötülük edenlere yaptıklarıyla karşılık vermesi, iyilik edenlere de en güzeliyle karşılık vermesi içindir.
  4. Onlar, ufak tefek kusurlar dışında günahın büyüklerinden ve çirkin utanmazlıklardan kaçınırlar. Muhakkak Rabbin mağfireti geniş olandır. Sizi topraktan yarattığı ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da O, sizi en iyi bilendir. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp durmayın. O, kimin takvalı olduğunu en iyi bilendir.

33-41. ayetlerde malı, sahiplerini ve harcama yollarından bahsedilir. Bu konuda şu olay nakledilir: Osman bin Affan, hayır yolunda büyük harcamalar yapıyordu. Sütkardeşi ona şöyle dedi: “Böyle harcar durursan, hiç malın kalmayacak.” Osman şu cevabı verdi: “Benim bazı günahlarım ve kusurlarım var. Yaptıklarımla, Allah rızasını kazanmayı istiyorum, bağışlanmasını umuyorum.” Kardeşi dedi ki: “Deveni semeriyle bana ver. Senin bütün günahlarını yüklenirim.” Devesini ona verdi, buna şahitler tuttu, iyilik yapmaktan vazgeçti. Bu davranışın ardından şu ayetler indirildi (Zemahşeri).

  1. Yüz çeviren kimseyi gördün mü?
  2. Azıcık verdi ve kalanı sıkıca tuttu.
  3. Gaybın ilmi onun yanında da, o mu görüyor?
  4. Yoksa Musa’nın sayfalarında olanlar ona haber verilmedi mi?
  5. Vefalı İbrâhim’in?
  6. Hiçbir yüklenici başkasının yükünü yüklenmez.
  7. İnsan için ancak çalıştığı vardır.
  8. Çalışması da mutlaka gösterilecektir.
  9. Sonra da karşılığı eksiksiz ödenecektir.

Sure, daha önce İbrahim ve Musa’ya indirilen sahifelerdeki her şeyin sonu Allah’adır, yaratmada O’ndandır, dünyadaki sevindiren ve üzen mal, mülk, çocuk da O’nun ihsanıdır yargısını hatırlatmayı sürdürüyor.

42-62. ayetlerde Şi’ra yıldızını ele alıyor. Huzaa kabilesi bu yıldıza tapardı. Ubu Kebşe bu yıldıza tapmaya muhalefet etmişti. Kureyş de dinlerine muhalefeti dolayısıyla Hz. Peygambere Ebu Kebşe diyordu (Zemahşeri). Sure bundan sonra bu yıldızın da Allah’ın yarattıklarından biri olduğunu vurgulayıp peygamberlerini yalanlayan geçmiş kavimlerin sonunu hatırlatıyor.

  1. Kesinlikle en son varış Rabbinedir.
  2. Güldüren de O’dur ağlatan da!
  3. Öldüren de O’dur dirilten de!
  4. Erkek ve dişiyi yaratan O’dur,
  5. Atıldığında bir damladan.
  6. Tekrar diriltme de O’na aittir.
  7. Kanaatkâr eden de O’dur zenginlik veren de.
  8. Şi’ra (yıldız)nın Rabbi de O’dur.
  9. O helâk etti önceki Âd halkını,
  10. Semûd’u da. Geriye bir şey bırakmadı,
  11. Daha önce Nuh’un kavmini de… Onlar daha zalim, daha azgındılar.
  12. Alt üst edip, yerin dibine geçirdi.
  13. Onları kaplayan şey kapladı!
  14. O halde, Rabbinin hangi nimetinden şüpheye düşüyorsun?
  15. İşte bu, önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır.
  16. O yaklaşmakta olan yaklaştı.
  17. Onu Allah’tan başka açığa çıkaracak yoktur.
  18. Bu söze mi şaşıyorsunuz?
  19. Ağlayacağınıza gülüyorsunuz!
  20. Ve şuursuzca başkaldırıyorsunuz!
  21. Haydi, Allah’a secde edin. O’na kulluk edin.
 
 
Haydar öztürk
iktibas dergisi

Google+ WhatsApp