Siyasi İktidar Eleştirisi

Siyasi İktidar Eleştirisi


Siyasi İktidar Eleştirisi

 

 

Son dönem eleştirel yaklaşımın alabildiğince yükseldiği, eleştirel yaklaşımın hemen hemen hayatın her yönünü kapsadığı gözlemlenmektedir. Bu yaklaşım öylesine yüksek dozda nüksetti ki, bir düşünceyi, tasavvuru, paradigmayı da aşarak, bireyselleşen fikirleri dahi nüfuz alanına aldı. Daha da ileri bir seviyeye taşınarak, imtihan vesilesi olabilecek olumsuzluklar dahi, sebebi kendimizden menkul olsa bile, bir başka yerden sebep aranarak, bulunan sebep dahi eleştirilmekte. Oysaki olumsuzlukların birçoğunun insanın kendi eliyle yapıp-ettiklerinin sonucu olduğu unutulmaması gerekenler arasındadır.

Biz burada kısaca, siyasi iktidarın eleştirisine değinmeye çalışacağız.

Bugün mevcut iktidar alabildiğine eleştirilmektedir ki öyle de olmalı. Lakin siyasi iktidarın eleştirel yaklaşımında büyük bir açmazla karşı karşıya olunduğu sanırım anlaşılamamakta. Bu açmaz nedir diye üzerinde düşünülmesi gerektiğine inanmaktayım. Sağcısından-solcusuna, muhafazakarından-liberaline, kemalistinden-sosyalistine ve dahi İslamcısına, alabildiğine bir siyasi iktidar eleştirisi var. Herkes baktığı zaviyeden kendi haklı eleştirisine meşruiyette devşiriyor.

Kanaatimce ıskalanan husus, sistemin kendisinin hedef alınmadan mevcut siyasi yönetimin hedef seçilmesi. Eleştirel üslubun düzenin kendisine değil de, düzeni yönetenlere yönelmesi algı ve hedef karışıklığı yaratmaktadır. Solcusundan sağcısına, Muhafazakarından İslamcısına, yaşanan bütün olumsuzlukların sorumlusu olarak düzeni yöneten siyasi iktidarı görmekte. Asgari ücretlilerin geçim sıkıntısı, fakirliğin yaygınlaşması, insanların mutsuzluğu, aile içi geçimsizlikler, uyuşturucu müptelası, kadına karşı şiddet, okullarda yetişen vandal nesil, varlıklıların varlığı artarken, buna paralel yoksulluğunda artması, GSMH’nin küçük bir kapitalist azınlık elinde toplanması… Bütün bunların sorumlusu olarak, düzeni yöneten siyasi iktidar gösterilirken, rejimin yapısı-işlevi-varlık gayesi bu eleştirel yaklaşımın gölgesinde kalmakta, olumsuzluklardan esas olarak sorumlu olan düzen ıskalanmaktadır.

Şöyle bir düşünün; adam demokrat-laik-kemalist-cumhuriyetçi bir zihniyete sahip. Yani mevcut kurulu düzenin mensubu, ama düzeni yöneten siyasi iktidarı eleştirirken, hak-hukuktan bahsederken, adaletten dem vururken, gelir dağılımındaki adaletsizlikten bahsederken, hiçbir şekilde egemen sisteme değmeden, sorumlu olarak, düzeni yöneten siyasi iktidarı hedef gösteriyor ve sürekli ona vuruyor. Oysa ki, dem vurduğu, yakındığı, şikayet ettiği bütün hususlar tamamen kendisinin mensup olduğu rejimin varlık sebebidir. Aynı şikayetler, kendi zihniyetinin hakim olduğu dönemlerde başkaları tarafından dile getirilmiştir. Ama adamın esas derdi, kurulu düzeni kendi zihniyetinin yönetmemesi. Şimdi bu gibi kişilere, senin şikayetlerinin sebebi, senin savunduğun düzenin kendisidir desen bunu asla kabul etmez. Düzeni kendisi yönetemediği için, yönetenlere saldırır.

Birde şöyle düşünün; adam İslamcı, ya da Müslüman, oda aynı şikayetleri dile getirerek sürekli düzeni yöneten siyasi iktidara çakıp duruyor. Oysa Müslümanca düşünen zihin, suçlunun düzeni yönetenlerde olmayıp, sorunların ve şikayetlerin düzenin kendisinden kaynaklandığını bilmesi gerekmektedir. Tabi ki bu düzeni yönetenleri masum olarak görmemekteyiz. Fabrika ne üretmek için kurulmuşsa, o fabrikanın başına geçen müdür üretimin en mükemmel şekilde olması için gayret gösterir.

Bu düzenin kurgusunda kaos, huzursuzluk, şiddet, adaletsizlik, merhametsizlik, tüketim, faiz ve bilumum Hududullah’a aykırı ilkeler vardır ve bu düzen bu ilkeler üzerine kurulmuştur. Gelen siyasi yönetimler kurulu düzeni en iyi şekilde yönetmek, düzenin daha sağlam temeller üzerinde yükseltmek için vardır. Eleştirilerde de bir usul olmalıdır, eğer usul atlanılırsa esasta atlanılır.

Dikkat edilirse Kur’an’da Ebu Leheb hariç başka hiçbir isimden zikredilmez. Kanaatimce Ebu Leheb’de günün kurulu düzenini simgelediği için zikredilmektedir. Bütün eleştiriler mevcut sosyal yapının kendisine ve yönetim şeklinedir. Allah’tan başka ilah tanımayın, Rabbiniz Allah’tır denilmektedir. Adaletsizliklerin kaynağı, hayat tasavvurunun bir ürünü olarak ifade edilmektedir. Bunlar Müslümanlar için çok önemli esaslardır, bizlere bir yol-yöntem göstermektedir. Bugün faiz lobisinin insanların kanını emmesi, tüketime yönelik kapitalist sermayenin semirilmesi, adaletsizliklerin alabildiğine yol alması, düzenin varlık nedeni olmasının sonucudur. Düzen bu gibi olumsuzluklar var ise ayakta kalabilir.

Yargının adaletsizlik yaptığından, kayırmacı davrandığından şikayet edilmekte, adaletin tesis edilemediğinden dem vurulmaktadır. Bu şikayet seküler-laik bir zihne aitse kendi işine gelmediğindendir, yok bu şikayetler bir Müslüman zihne aitse bu başlı başına zihinsel ve fikirsel sorundur. Zira Müslümanlar adaletten kastın İslam’ın egemenliği olduğunu bilmelidirler. Uygulanan yargı sistemi dünyevi ve akılcıdır, adalet beklenmesi abesle iştigaldir.

Birde şöyle düşünelim, işlerin bu kadar kötüye varmasında, yaklaşık elli yıldır İslami hareketin filizlenip kök saldığı bu ülkede, hiçbir Müslüman da kendisini masum görmesin. Elli yıldır İslami Hareketin içinde olacaksın ama oturup konuşacağın elli tane Müslüman olmayacak… Burasını uzun uzun düşünmek gerekir. Düzen kendi çarkını tıkır tıkır işletmektedir, lakin Müslümanların kendine ait bir düzeni yoktur. Düzeni olmayanların, bir düzen kurgusu bulunmayanların, bir düzen kurabilmek için plan-proje üretmeyenlerin-üretemeyenlerin mahkumiyeti ise düzensizliktir.

Ne yazık ki salt şikayet, yakınma, eleştiri ile bir yerlere varılmıyor. Yanlışın yanlış olduğunu bilmek ve bu bilgiyle yaşamak bir anlam ifade etmiyor. Fark yaratmak için doğruya dair adım atmak gerekiyor.

 

 

 

Google+ WhatsApp