Siyasetin Vazgeçilmezliği

Siyasetin Vazgeçilmezliği

Toplumun büyük çoğunluğu, toplu yaşamın ihtiyaç haline getirdiği siyasetin içinde doğrudan değilse bile dolaylı olarak yer alıyor. Bunun için siyasi bir kuruluşla ilişki içinde olmak şart değildir. Dahası, siyasete karışmama yönünde karar vermek de siyasetin dışında kalma sonucunu getirmiyor. Bir siyasi kuruluşun içinde yer alanlar gibi

Siyasetin Vazgeçilmezliği

 

Toplumun büyük çoğunluğu, toplu yaşamın ihtiyaç haline getirdiği siyasetin içinde doğrudan değilse bile dolaylı olarak yer alıyor. Bunun için siyasi bir kuruluşla ilişki içinde olmak şart değildir. Dahası, siyasete karışmama yönünde karar vermek de siyasetin dışında kalma sonucunu getirmiyor. Bir siyasi kuruluşun içinde yer alanlar gibi yer almayanlar, hatta siyasetin dışında kalmaya karar verenler bile bir yönüyle siyasetin içindedirler. Bunun en tipik örneği, ‘euzu billahi mineşşeytani vessiyaseti’ sözünü ilke edindiğini ifade edenlerin hiç bir dönemde siyasetin dışında kalmamış olmasıdır. Öte yandan, inancına aykırı olduğu için oy kullanılmasına karşı olanlar da aslında bu kararlarıyla siyasi bir tavır sergilemiş oluyorlar.

Kitle iletişim araçlarının ve internetin yaygınlaşması siyasete olan ilginin de yaygınlaşmasına yol açmıştır. Önceleri dar bir kesim tarafından izlenen siyaset artık çoğunluğun ilgilendiği bir alan haline gelmiş bulunuyor. Dağ başında sürüsünü otlatan çoban bile elindeki telefondan siyasi gelişmeleri izler olmuştur.

Toplumun her kesimini yakından ilgilendirdiği için fazlasıyla ilgi çeken siyasete duyulan yakınlığı doğal olmayan zorlama ve baskılarla geriletmek sürdürülebilir değildir. Bilinçaltına itilen siyasi düşünce ve eğilimler mutlaka bir şekilde dışa vuracaktır. Kaldı ki baskı; ikiyüzlü ve aldatıcı davranışların artmasına yol açar; sahici, doğru, kişilikli, omurgalı davranmayı zorlaştırır. İnsanları göründüğü gibi olmaktan da, olduğu gibi de görünmekten de alıkoyar. Siyasetçileri, toplumun önünde gerçek inanç ve düşüncelerinin arkasında duramaz hale getirir. İnanç sahiplerini dine aykırı, inanmayanları dindar görünme gayretkeşliğine sürükler.

Kirlenmeye son derece elverişli olması nedeniyle siyasette çok yaygın olarak başvurulan ahlak dışı yöntemlerden şeytandan kaçar gibi kaçınılması gerektiği elbette önemli ve yerinde bir uyarıdır. Ancak görünürde dışında duruyor gibi yapıp el altından siyasetle iç içe olmanın da aynı şekilde ahlak dışı bir ilişki biçimi olduğu unutulmamalıdır. Bir takım grup ve cemaatlerin çokça başvurduğu bu yol hem amaç ve iddialarına ters düşmelerine, hem de ahlaki olmayan davranışlara başvurmalarına; çıkarcılığı, tutarsızlığı ve istismarcılığı meşru görür hale gelmelerine neden olmaktadır. Böylelikle, gücü elinde bulunduran resmi ideolojinin dayatmalarına teslim olup yanında saf tutmakta sakınca görmez oluyorlar. Tarihte de din ile egemen güç arasında meydana gelen bu tür yakınlaşmalar, çok kez dinlerin tahrifinde rol oynamıştır.

Bütün bunlar, siyasetin dışında kalmanın mümkün olmadığını ortaya koyan göstergeler olduğuna göre, bu yönde gerçekçilikten uzak ve uygulanması mümkün olmayan kararlar almak anlamsızlaşmaktadır. Siyasetin İslam’ın dışında kalan bir alan olduğu yönündeki görüşler, İslam’ı hayatın dışında tutmaya yönelik çabaların eseri olarak ortaya atılmıştır. Aynı zamanda toplumları sömürüye sürekli mahkûm etmeyi hedefleyen dindışı sistemin egemenliğini pekiştirmeyi ve alternatifsizliğini sürdürmeyi amaçlayan yönlendirme ve hilelerdir.

Ayrıca, İslam’ı siyasetin dışına çıkarmaya kalkışmak; İslam’ın bütünlüğünü bozmak, kimliğini zedelemek ve yozlaşmasına yardım etmekle eşdeğerdir. Kaldı ki, esasları Kurandan alınan, bizzat Peygamber (as) tarafından uygulaması gösterilen ve dinden koparılması mümkün olmayan siyaseti hiç kimsenin dinin dışına çıkarma hak ve yetkisi olamaz. Birilerinde bu hak ve yetkiyi görmek, onları iki temel kaynak olan Allah ve Peygamberin önüne geçirmek olur.

Batı, İslam’ın siyaset üzerindeki gücünü kırabilirse, halkı Müslüman ülkelerde egemenliğini daha kolay sürdürebileceğini biliyordu. Bundan dolayı, dini vicdanlara hapsedip hayattan koparmayı hedefleyen ulus devlet sistemini, sömürdüğü İslam ülkelerine dayattı. Batı dışı ülkelerin tümünde olduğu gibi, hilafet yönetiminden kopardığı ve Türkiye’nin de aralarında yer aldığı bu ülkelere de söz konusu sistemi kabul ettirdi. Bunun gereği olarak Türkiye; ‘inanç, ibadet ve ahlaktan ibaret bir din’ olarak tanımladığı İslam’ı hayatın ve siyasetin dışına çıkarma sonucunu elde etmiş oldu.

İşin en trajedik ve çelişkili yanı ise; İslam karşıtlarının ortaya attığı ve arkasında durduğu bu projeyi bir takım Müslüman kişi ve grupların da hayli zamandır sahiplenmesi olmuştur. Bütün güçleriyle karşı durmaları gereken böyle bir çabaya destek vermeleri en hafif ifadesiyle tam bir aymazlıktır. Esasları temel referanslar tarafından hükme bağlanan son derece önemli bir alanı, ahlak dışı yöntemlere başvuruluyor gerekçesiyle din dışı saymak, haddini aşıp dinin hükümlerini değiştirme yetkisini kendinde görmeye yeltenmektir.

Oysa İslam’ın dışında, hiç bir hukuk sisteminin siyaseti kirleten tutum ve davranışları yasaklayıp cezalandıran yaptırımlara sahip olmaması, temiz siyaseti, sadece Müslümanların başarabileceğini işaret etmektedir. Ne yazık ki, içinde bulunduğumuz şartlar bunu hayal etmeyi bile zora sokuyor.

 

 

Mehmet Alkış/İslami Analiz

Google+ WhatsApp