Siyaset ve komedi

Siyaset ve komedi


Siyaset ve komedi

 

 

Dünyânın hengâmesi içinde kaynadı ve gitti. Ukrayna’daki son seçimleri bir komedyen kazandı. Memleketinin tanınmış komedyenlerinden Zelenskiy artık Ukrayna’nın yeni devlet başkanı oldu. Daha çarpıcı olan ise; rakibi Poroshenko’ya attığı ciddî farktı. Zelenkskiy toplam oyların % 73’ünü alırken, Poroshenko ise sâdece % 25’lerde kaldı. Demek ki bu bir “seçim kazâsı“ değil.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Seçme ve seçilme hakkının eşitliği prensibine göre işleyen “medenî” dünyâda tuhaf görülecek bir şey değil bu. Herkes aday olabilir. Herhangi bir sporcunun, film artistinin, pop ikonunun veyâ bir komedyenin aday olmasında bir mahzur olamaz. Hattâ, onların katılımı siyâseti renklendirip, ona bir hoşluk katabilir. Anaakım tercihlerde kendisine bir karşılık bulamayanların, bir tepki olarak bu adaylara teveccüh göstermesi de , neticede siyâsal sistemi rahatlatabilir. Ama, bunlardan birisinin kazâen değil de büyük bir farkla seçilmesi, meseleyi başka türlü düşünmeyi icâp ettiriyor.

Aslında mesele, siyâsetçiliğin bir meslek sayılıp sayılamayacağı husûsunda düğümleniyor. Siyâset bir meslek midir? Kadim dünyâ için konuşursak “evet”.. Devlet adamlığı için istidatlı bulunan bâzı kişiler, çok erken yaşlarda başlayarak “seçilir” ve uzun zaman alan “husûsî “ bir eğitimden geçirilerek ve aşamalı bir şekilde uygun mevkilere getirilirlerdi. Bu süreç hiç “demokratik “ değildi şüphesiz. Kökleri Eflâtun’a kadar giden, sayısız siyâsetnâmelerde, makamât kitâplarında da işlenen “devşirme” fikrinin mahsûlleriydi onlar. Modern târihin kısm-ı âzâmında , Rönesans, Akıl Çağı, hattâ Aydınlanma gibi taçlandırılan devirler de dâhil, tablo değişik olmamıştır. Colbert, Mazarin, Kardinâl Richelieu gibi modern siyâset adamları , özel bir eğitimden geçerek ve süzülerek bu mevkilere gelmişti. Modern devlet adamının eskizlerini sunan Machiavelli, bu hususta Eflâtun’dan farklı düşünmüyordu.

Demokratik gelişmeler, seçme ve seçilme hakkını tanıyarak bu gelenekleri adam akıllı değiştirdi. Bu iki hak arasında baskın olan “seçme” hakkıdır. “Seçme hakkı” anonimdir ve bâzı kıstaslar üzerinden herkesi kapsar. Genel oy hakkı bunun en ileri aşamasıdır. Ama “seçilme hakkı” ister istemez bir ayrışma işidir. Kim seçilecektir sorusu, kim seçecektir sorusu kadar bâsit değildir. Bu aşamada belirli figürler somutlaşır. İsimsiz olan seçme hakkı, iş seçilme hakkına gelince ete kemiğe bürünür ve isim kazanır. Herkesin seçtiği yerde, ancak bâzıları seçilebilecektir. Ama bu arada, seçilme işi de herkese açık bir adaylığa oturtulduğu için, seçilmek için geçerli olan geleneksel, yerleşik kıstaslar da târihe gömülecektir.

Eflâtun, kitaplarında demokrasinin demagoji ile olan ilişkisini sık sık vurgular. Ona göre demokrasiler çürümeye mahkûmdur. Vasıfsız insanları etkilemeyi bilen şarlatanlar (Sofistler) yönetim işinin ciddiyetini aşındıracak ve demokratik sitenin çöküşü mukadder olacaktır.

Modern ileri toplumlar elbette bunu gördüler ve bir “meslek” olarak siyâseti devâm ettirmek için modern okullaşmayı kullandılar. Belki siyâsal liderlik bu meslekleşmenin dışında kaldı. Ama siyâsal kadrolar; meslekli bürokrasi ve teknokrasi seviyesinde omurgayı oluşturdu. Fransa’da Ulusal İdâre Okulu başta olmak üzere, beş merkezde kurulmuş olan Politeknik Okullar(IRA) ve evvelâ özel okul statüsünde açılmış olsalar da 1945’de devletleştirilmiş Siyâsal Bilimler Okulları(ELSP) siyâsal-idârî kadroları oluşturur. Misâller çoğaltılabilir. Meselâ ABD’de yönetici elit, Boston Brahminleri denilen kesimin elinden asla çıkmadı. ABD’deki yönetim, bürokrasi yetiştiren Boston Brahminleri ile ona eklemlenen ve teknokrasi yetiştiren Silikon Vadisi Brahminleri arasında (son zamanlarda çatışıyorlar) şekillenir. Almanya, İngiltere ve Rusya’dan da pek çok başka misâller de verebiliriz.

Bunun karşılığını bizde de bulabiliriz. Mekteb-i Sultânî ve Mekteb-i Mülkiye, TODAİE uzun bir zaman, âdetâ modern bir Enderûn gibi çalışmıştır. Ama, ne yazık ki Tanzimat sonrası gelişen bir Alla Turca radikalizme ; yâni “vur deyince öldüren” bir radikalizme bu kurumsal-eğitimsel birikimimizi fedâ ettik. Seçilenlerle seçenleri ,nepotist bir taşkınlık ve şımarıklıkla düzleştiren, arasındaki mesâfeleri berhavâ eden, bize özgü tuhaf bir radikalizmdir bu.

Geçmodernlik siyâsal liderlikleri popüler kültürlerin kıstaslarıyla buluşturuyor. Bütün dünyâda yaşanan bir dinamik bu. Bence bu, tek başına hiç de mühim değildir. Mühim olan bu dinamiğin, siyâset sınıflarını ne kadar sürüklediği, ne kadar içine alıp almadığıyla alâkalıdır. Ukrayna için endişelenmem, bir komedyenin seçilmesi değildir. Komedyenlere ayrıca da saygım var. Onlarsız bu dünyâ kururdu. Derdim şu: Bir zamanlar çok iyi yetişmiş kadrolara sâhip bir bilim ve eğitim merkezi olan Ukrayna’nın, bu kadrolarını muazzam bir beyin göçüyle kaybetmiş olmasıdır. Benim için mühim olan bir komedyenin seçilmiş olmasından çok, onun bu ağır farkla seçilmiş olmasına giden süreçlerin kendisidir bizzat…

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp