Siyaset-i Nebevi, İktisad-ı Nebevi

Siyaset-i Nebevi, İktisad-ı Nebevi


Siyaset-i Nebevi, İktisad-ı Nebevi

 

 

Geleneksel tıp, tamamlayıcı tıp, alternatif tıp, ne derseniz deyin bu çerçevede bir de “Tıbbı Nebevi” konuşuluyor. Tıbbı Nebevi de aslolan hastalığın tedavisi değil, hasta olmamaktır. Bir gün yiyip bir gün oruç tutacaksın. Yediğin zamanda 2 öğün yiyeceksin. İki hayvansal gıdayı birlikte yemeyeceksin. Abur-cubur yok. Helal, temiz, fıtratı bozulmamış şeyler yiyeceksin. Erken yiyip, erken kalkacaksın. Sofradan doymadan kalkacaksın, bol su içeceksin. Sağ elle yiyeceksin. Buyurun, afiyet olsun!

Peki “Siyaset-i Nebevi”yeyi ne yapacağız. “Siyaset-i Nebevi” “İktisad-ı Nebevi”den önce gelir. Çünki iktisadı yöneten idare ve en başta para üretme yetkisini elinde bulunduran irade siyasi iradedir. Riba (Yani piyasada faiz diye bilinen şeyin aslı) en son haramlardandı. “İçtimaiyatı Nebevi”yi ne yapacağız, “Maarif-i Nebevi”yi ne yapacağız. “Montessori” ile idare mi edeceğiz! İstanbul sözleşmesi, mesela ne kadar “Aile-i Nebevi”ye uyuyor! “Nebevi” tasarruflar, nübüvvet sıfatı ile yaptığı işlerdir ve çoğu farz olan tasarruflarla ilgilidir. 

Mal, can, namus, akıl, inanç, nesil emniyeti en öncelikli konulardır. Çalan adam malın, paranın bir kısmını değil, tamamını alıyor. Kimi makam çalıyor, kimi mal ya da para çalıyor. Kimi de soru çalıyordur. Rüşvet almak ve/veya vermek çok daha büyük bir günah! Bir hırsız bir bağdan bir bostan çalar, riba işi yapan bir bostan verir, 1,5 bostan ister, rüşvet alan bir kişi bir bostan karşılığında bir bağı satar!

Adalet hepsinden önce gelir aslında. Zira “Adalet mülkün temelidir”.

Adalet yoksa barış olmaz. Adalet yoksa ve “barış var” diyorlarsa o “Barış” dedikleri şey, “teslimiyet”tir. Adalet ve barış yoksa o ülkede hiçbir hürriyet güvende değildir demektir.

Biz Nebevi tasarrufu sünnetle sınırlandırdık, “sünnet” deyince de ilk akla gelen çocukları sünnet ettirmek! Babalar çocuklarını sünnet ettirince sünnetle ilgili görevlerinin tamamını yerine getirdiklerini mi sanıyorlar bilmiyorum.

Asıl ve öncelikle konu şu: Nebevi geleneğin yaşandığı ortam “ehli beyt” ortamı. Sahi bizim aile fertlerimiz ehli beyt geleneğine ne kadar uygun karakterler. Oğullarımız, kızlarımız, hanımlarımız ve erkeklerimiz bu yapıya uyuyor mu? Erkekler ne kadar Hz. Yusuf’a benziyor, Eyyub sabrı var mı onlarda! Ya da ne kadar Hz. Ömer’e, Hz. Ali’ye benziyorlar. Hanımlarımız, kızlarımız Hz. Haacer’e, Hz. Meryem’e, Hz. Asiye’ye ya da Hz. Fatıma’ya, Hz. Ayşe’ye ne kadar benziyorlar.

Acelem yok. Geç de kalmayalım. Her şeyin bir zamanı var. O zaman gelince olacak olan olur. Namazın, orucun, iftarın, sahurun zamanı vardır. Zamanı geçince bir şeyin değeri de olmaz. Mesela “geciken adalet, adalet değildir”. Oyalanmak, geciktirmek, ertelemek için 40 bahanemiz var. Oysa bizim sözü dinleyip doğrusuna tabi olmamız gerek.

Toplum ilişkilerinde adalete riayet etmiyorsa, siyaseti ve bürokrasiyi ifsad eder. Aynı şekilde siyaset ve bürokrasi dürüst değilse onlar da toplumu ifsad ederler. Nefsini Şeytana satan yöneticiler ifsad ederken “biz ıslah edicileriz” derler. Oysa onlar bozguncuların ta kendileridirler.. Yöneticiler yönettikleri halkın siyaseten, iktisaden, içtimai olarak başlarına gelenlerden mes’uldürler. 5 temel emniyetin muhafazası için oraya geldiler.

Ama öte yandan her topluluk layık olduğu gibi idare olunacaktır. Tencere yuvarlanır kapağını bulur. İktidar toplumun aynadaki görüntüsüdür. Toplumun mücessem halidir. Bir farklılık sözkonusu ise bu durum uzun süre sürdürülemez.

Kişisel olarak bedeni sağlığımız için gösterdiğimiz ilgi, ihtimam ve gayreti siyasetimiz, iktisadiyatımız, içtimai hayatımız ve aile için göstermez ise aynı şekilde bu bünyeler de hastalanır ve yatağa düşer. Bu işler durduk yerde olmuyor.

Gerçekler gizlenir ve zamanında tedbir alınmazsa bu işlerin varacağı yeri kestirmek zor değil. Kol kırılır yen içinde kalırsa, kolunuz ya kangren olur kesilir ya da çolak kalırsınız.

Hani derler ya kanserden korkma geç kalmaktan kork. Bana göre hayatın birçok alanında bir kanserleşme söz konusu ve bunların birçoğunda da sanki geç kalıyoruz gibi geliyor bana. Yarın son çıkışı da kaçırırsak, son pişmanlık fayda vermez. Cahil ve zalim kişi ve topluluklara yardım etmez. Onlara verilen süre, kurtuluş için olduğu kadar aslında Allah’ın gazabının büyüklüğüne işaret eder.

Keşke başkalarının bizi dinlemelerinden korktuğumuz kadar Allah’ın bizim hayatımıza dair her şeyi bildiğine ve hesap soracağına dair bir endişemiz olsa.. “İman ettik” demekle yakamızın bırakılıvermeyeceğini bilmemiz gerek. “Cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir.” Şeytan bizi iyi niyetlerimizle de aldatır.

Hani “Allah’ın emri, Peygamberin gavli” üzerine aile kuruyoruz ya, ailenin yönetimi konusunda Allah’ın emrini, Peygamberimizin açıklamalarını biliyor muyuz. Daha da önemlisi bunları tatbik ediyor muyuz! Yoksa siz, güzel sesli hafızların okudukları ayetler ve yine okunan duaların kurtuluş için yeterli olduğunu düşünenlerden misiniz! Eğer öyle düşünenlerdenseniz yanılıyorsunuz.

Bakın, bu dünyada yaptığımız ve yapmamız gerekirken yapmadığımız her şeyden, söylediğimiz ve söylememiz gerekirken söylemediğimiz her sözden hesaba çekileceğiz. Önce de kamu sorumluluğu üstlenenler olmak üzere. Buna ne kadar hazırız!

İhtirasla istediğimiz her şey imtihanımız olur. Fitneye dönüşür. Aşk ve öfke sarmalı aklı zail eden girdaplardır. Kibriti gözünüze çok yaklaştırırsanız, arkasında bir ormanı kaybedersiniz. Bakın kedi aç kalır ve yavrusunu yemeye karar verirse onu fareye benzetirmiş. İnsanoğlu bir şeyi kafaya koydu mu, dini ve ahlakını da eğip bükmeye başlayabiliyor. İnandığı gibi yaşamayı bırakıp yaşadığı gibi inanmaya başlayabiliyor.

Bu iktisadi ve sosyal çevre, bu aile ve bu eğitim kurumlarından sağlıklı ferdler ve toplum damıtmak mümkün değil. Allah’ın dini, yeri-göğü, ölümü ve hayatı açıklar, bizim yaşadığımız din karı ile koca, gelinle kaynana arasındaki ihtilafı bile çözemez. Bu terörist, cinayet işleyen çocuklar, bu rüşvetçiler ve torpilciler bu ailelerden, bu mekteplerden geliyor. Onun için yeniden iman etmemiz gerekiyor. İktisadi, siyasi ve içtimai hayatımızı yeniden gözden geçirmemiz gerek. Din dahil, her şeyi “meta” haline getiren bu “piyasa” bu sonucu doğuruyor. Mescidinden maarifine herkesin değişim için seferber olması gerekiyor. Bu halin bizi getireceği yer burası idi. Şimdi yeni bir başlangıca ihtiyacımız var ve yeniden imana, Allah’ın kitabında buyurduğu gibi! Selâm ve dua ile.

 

yeni akit

Google+ WhatsApp