Siyah Derili Beyaz Kalpli Bir Mümin: Bilal-i Habeşi

Siyah Derili Beyaz Kalpli Bir Mümin: Bilal-i Habeşi


Dağ yürüyüşlerinde en kuş uçmaz kervan geçmez yerlerden geçerken rastladığım ufak-tefek, narin ama güzellikte belki birince gelir çiçeklere rastladığımda hep düşünürüm ve kendi kendime şu soruyu sorarım: Bu çiçekcik, belki de benden sonra ikinci bir kimsenin daha gelip geçmeyeceği bu ıssız yerlerde kim için açar acaba? ben görmesem o çiçeğin benim için, o bana şahit olmasa onun için benim bir anlam ve önemim olmayacaktır ama yine de o kır çiçeği öylece, kendine tahsis edilen yerinde, ıssız yerleri süslemeye devam etmektedir.

İşte Bilal’in hayatı da böyle bir şey. Kur’an Mekke’ye nazil olmasaydı, Muhammed (sav) Mekke’de mukim olmasaydı, Ebu Bekir’in bu ‘kır çiçeklerine’ özel ilişi olmasaydı Bilal’i de belki tanımayacaktık.

İsminin ‘Habeşî’ uzantısı ele veriyor onu: Habeşli Bilal. İsmi her ne kadar Habeşistan’a nispet ediyorsa da, köken olarak oralı ama kendisi Habeş diyarında değil, Arabistan’da (büyük ihtimalle Mekke’de) doğmuştur. Annesi (Hamame) ve babası (Rebah) da köledirler. Her ne kadar kayıtlarda ‘Ebu Abdullah’ (Abdullah’ın babası) künyesi geçmekteyse de Bilal’in evliliği, hanımı ve çocukları olup olmadığına dair bir şey bilinmemektedir. Adı Kuheyl ya da Halid olan bir erkek kardeşle bir de kız kardeşinin varlığı zikredilmektedir.

Bir köledir Bilal ama köleliğine dair sağlam bir zabıt da yoktur. Yaygın kanaate göre, Cumah kabilesinden Umeyye b. Halef’in kölesidir. Ahbaru Mekke müellifi Ebul Velîd el-Ezrakî diyor ki, Bilal-i Habeşî İbnu’s-Sebbak’ın yetimlerine ait bir köleydi, İbni Abdiddâr onu Cumah kabilesinden Ümeyye b. Halef’e vasiyet ederek miras bıraktı. Bilal’in Cumah’tan, ismi bilinmeyen bir adamın, ya da bir kadının kölesi olduğu da söylenmektedir. Bu husustaki en güvenilir malumat şudur: Bilal Hz. Ebu Bekir’in, sahiplerinden satın alarak azat ettiği altı köleden biridir. Ebu Bekir Bilal’i ya Umeyye’den satın almış ya da müşrik bir köleyle Bilal’i becayiş usulüyle alarak, hürriyetine kavuşturmuştur. (Hayatu’s-Sahabe, I/359). Bilal’in Müslüman oluşu da keza Ebu Bekir vasıtasıyladır.

Bilal Rasulullah tarafından Mekke’de, Abdülmuttalib’in amcasının torunu olan Ubeyde b. Haris’le, Medine’de ise Abdullah b. Abdurrahman el-Has’ami ile kardeş yapılmıştır. Rivayetlere göre hicret yılında Medine’deki veba salgınından Ebu Bekir ve onunla birlikte kalan iki azatlısı, Bilal’le Amir b. Fuheyre de etkilenmiştir.

Bilal başta Bedir olmak üzere Rasulullahın bütün gazvelerine katılmıştır. Bedir’de eski efendisi Umeyye, İslam öncesinde dostu olan Abdurrahman b. Avf tarafından esir alınmıştı. Umeyye’ye gözü ilişen Bilal “o kurtulursa ben kurtulmayayım” diyerek, haykırışlarıyla Müslümanlardan birilerini oraya getirmeye muvaffak olur ve gelenler Umeyye’yi öldürürler. Fakat Abdurrahman b. Avf Bilal’e, elindeki esiri almanın verdiği kızgınlıkla “siyah kadının oğlu” demekten kendini alamaz. (İbni Hişam, 532-533).

Bilal hayatı boyunca Rasulullahın yanından hiç ayrılmamış, onun birçok hizmetinde bulunmuştur. Rasulullahın abdest suyunu temin etmiş, savaşlarda geceleri korunması, gündüzleri gölgelenmesinde sorumluluk üstlenmiş, yemeğini hazırlamış, beytülmal işlerine bakmış, elçileri ağırlamış, Rasulullahın emirlerini insanlara duyurmuştur. (Mustafa Fayda, DİA). Hayber seferinden dönüşte Rasulullah bir yerde ordusuyla mola verir, bir kişinin de nöbetçi kalarak kendilerini namaza seslemesini ister, bu göreve Bilal talip olur. Bir müddet namaz kıldıktan sonra Bilal, ağırlaşan göz kapaklarına hâkim olamaz ve o da uyur. Güneş Bilal’i de uyandırır. Rasulullahın, “ne yaptın Bilal?” sorusuna, “sana gelen bana da eldi ey Allah’ın Rasulü!” der. Rasulullah ve ashabı abdest alarak sabah namazını -güneş doğmuş olmasına rağmen- kılarlar.

Allah’ın meşîeti Bilal gibi bir azatlıyı İslam’ın müezzini yapmak isteyince bunun önüne kimse geçemez. Bilal deyince akla ilk gelen ezandır. Rasulullah (sav) Medine’de ilk ezanı onu okutmuş, o günden sonra da hayatı boyunca Rasulullahın müezzini olmuştur. Fetih gününde Mekke’de Bilal’e bir kez daha iş düşmüştür. Rasulullahın emri ile Bilal Kabe’nin damına çıkmış ve ezanı oradan okumuştur. Okumuş okumasına ama siyah taşlardan örülmüş bu Beyt’in damında, soylu Arap kabilelerinin haricinde, siyah bir adamın ezan okuması, İslam’a daha yeni teslim olmuş Mekke ileri gelenlerinin içerisindeki asırların birikintisi olan cahiliye kibrini de bir volkan gibi püskürtmüştür. Neler dememişler ki Bilal’e. “Kabe’nin üzerine çıkıp ezan okumak bu siyah köleye mi kaldı?” diye bir ses duyulmuş. Bir başkası, “bu hareketi onun şeklini değiştirir” [çarpılır] diyormuş. Bilal avazının çıktığı kadar “eşhedu enne Muhammeden Rasulullah” dediğinde Mekkelilerin kanları beyinlerine sıçramış adeta. Halid b. Esîd, bu sesi duymadan -fetihten bir gün önce- ölen babasına ihsanda bulunduğu için Allah’a hamd ediyormuş. Haris b. Hişam, “Vay başıma gelenlere!” diyormuş, “keşke Bilal Kabe’nin üzerinden inmeden ölsem!” Hakem b. Ebil As’ın tepkisi, fetih günündeki Mekke sokaklarında halkın nabzını tutmak bakımından ibret vesikasıdır. Bilal’in ezanını duyunca şöyle demiş Hakem: “Vallahi bu çok büyük bir iştir. Ebu Talha’nın Kâbe’si üzerinde Benî Cumah’ın kölesi böyle anıracaktı ha…” Süheyl b. Amr ise “Bu, Allah’ın gazabı ise Allah onu yakında perişan edip belasını verir” demekteymiş.

Demek ki ezan okumadan okumaya fark varmış.

Rasulullah vefat ettiğinde henüz defin işi yapılmadan önce Bilal yine ezan okumuştu. “Eşhedu enne Muhammeden Rasulullah” deyince hem kendisi tutamaz hıçkırıklarını hem de mesciddeki sahabe. Definden sonraki bir vakitte Ebu Bekir Bilal’den yine ezan okumasını ister fakat şaşırtıcı bir şekilde Bilal Ebu Bekir’e (kibar bir üslupla), Allah’ın Rasulünden sonra hiç kimseye müezzinlik yapmayacağını bildirir, Ebu Bekir sessiz kalır. (Hayatu’s-Sahabe, I/568). Yaygın rivayete göre Bilal Rasulullahın vefatından sonra hiç ezan okumamıştır. Bu ‘orucunu’ Hz. Ömer Şam’a gittiğinde bir defalığına bozmuş, onda da yine Şam’da bulunan sahabeyi ağlatmıştır.

Bilal’in Hz. Ebu Bekir zamanında cihad faaliyetlerine katılmak üzere Suriye’ye gitmek için izin istediği ama Ebu Bekir’in onu Medine’de kalmaya ikna ettiği nakledilmektedir. (Ebu Bekir’den bu izni aldığını ileri süren rivayetler de var). Ömer döneminde bu isteğini kabul ettirmiş, Suriye’de birçok şehrin fethine iştirak etmiştir.

Rivayetlere bakılırsa Bilal Altmış yaşını geçkin olarak Şam’da vebadan ölmüş, (Kasım Şulul, 466), Babu’s-Sağir kabristanına* defnedilmiştir. Halep’te öldüğüne dair de bilgiler de mevcuttur.

Özet olarak işte böyle Habeşli Bilal’in hayat hikayesi. Serapa taş yığını olan kurak Mekke’nin kara taşları misali, bu siyah köle de Allah’ın en büyük lütuflarına mazhar olmuş, Rasulullahın müezzini olarak ismi ebedileşmiştir. Ona sahiplik yapan Umeyye ve Mekke’nin kelli-felli yetmiş kadar adamının Bedir’de kafir olarak telef olması ne büyük zilletse, Bilal’in Allah Rasulünün yanında İslam hidayetiyle nurlanması da o derecede izzet ve imrenilecek bir bahtiyarlıktır. Allah ondan razı olsun; ezanımızın yine onun okuduğu kıvamda okunmasını nasip etsin. Amin.

* 2007 yılında Şam’da Seyyide Zeynep türbesinin hemen arka tarafında yer alan Babu’s-Sağîr mezarlığında bulunduğunu öğrendiğim merhum Ali Şeriati’nin mezarını ziyaret için gittiğimde mezarlığı gezerken Hz. Bilal’in mezarını da ziyaret etmiştim. Seyyide Zeynep türbesiyle Bilal’in ve Şeriati’nin mezarlarını kıyaslamak, doğrusu çok öğreticiydi.

Google+ WhatsApp