Sivas Kongresi kararı: “Yüce hilafet makamının korunması”

Sivas Kongresi kararı: “Yüce hilafet makamının korunması”


İlkokuldan başlarlar öğretmeye..

Üniversitede bitiremezler..

16 yıllık eğitim hayatında sürekli tekrarlanarak anlatılan tarihi olaylar..

Bandırma vapuru ile İstanbul’dan ayrılış..

Samsun’a çıkış..

Amasya Genelgesi.. 

Erzurum Kongresi.. 

Sivas kongresi..

Öyle bir anlatılır ki..

Sanırsınız, tam da bugünkü devlet hayatımızı tanımlayan bir sürecin kaldırım taşları döşeniyor..

Hiç alakası yok..

Dün Sivas Kongresi’nin toplandığı tarihin 101. yıldönümü idi..

Sivas kongresi’nde alınan kararlar da, 1 Eylül 1919’da açıklanır..

Ne vardır o kararlarda?

İlkokul kitaplarını es geçtim..

Üniversitelerde okutulan bazı tarih kitaplarında bile es geçilen maddelerde neler vardı?

Utanıyorlar mı, yoksa “Resmi tarihte bunlara yer yok” mu diyorlar, bilmiyorum.

Ama Sivas Kongresi’nin orjinal karar metninde olan bazı maddeleri aktarayım..

Kongre kararlarının bir kısmı nasıl gizleniyor, nasıl üstü örtülüyor, siz de görün..

“Madde 2: Osmanlı toplumunun bütünlüğü ve millî bağımsızlığımızın sağlanması, yüce halifelik makamının ve saltanatın korunması için millî güçler kesinlikle etkili olacak ve millet iradesi egemen kılınacaktır.”

Yanlış okumadınız.

Kongre kararına, ben ekleme yapmadım.

Bir çarpıtma yok.

Bir tahrifat yok.

Sivas Kongresi’nde alınan kararların ikinci maddesinde, aynen bu yazılı.

“Osmanlı toplumunun bütünlüğü..”

“Milli bağımsızlığımızın sağlanması..”

“Yüce halifelik makamının korunması”

“Saltanatın korunması”..

Ama gelin görün ki..

Tarihi gerçekler çarpıtılıp..

“Yüce halifeliğin korunması” ifadesi kongre kararlarında yokmuş gibi, operasyon yapılıyor..

5 sene sonraki halifeliğin ilgası ile ilgili kanun değişikliği, yıllar önce yapılmış olan kongrelerde alınan kararlarda da sanki varmış gibi bir hava oluşturuluyor..

Bırakın Sivas Kongresi’nde halifeliğin kaldırılmasına yönelik bir işaret..

Tam aksine..

Korunmasının taahhüdü var..

Ve bunun altında da..

Mustafa Kemal’in de imzası var..

Saltanat konusunda, hemfikir olabiliriz..

21. asırda, “babadan oğula geçen” bir yönetim şeklini, devam ettirmemiz mümkün değil..

Ama papalık sisteminin devam ettiği bir dünyada..

 Bugün her biri bir başka Hristiyan ülkesi ile hem ihtilaf, hem de ittifak yaşayan Müslüman ülkelerin hali içimizi cız ettiriyorsa..

Bunun arka planında, Sivas Kongresi’nde korunması taahhüdünde bulunulan “yüce halifelik makamı”nın, 1924’te kaldırılmasının yanlışlığının da yattığını kabul etmemiz gerekir..

Mısır, askeri darbe ile seçilmiş cumhurbaşkanını deviriyorsa..

Suriye’de 10 yıldır süren bir iç savaş var ise..

Libya’da iç savaş sürüyor ise..

Müslüman coğrafyada huzur yoksa ve bu huzursuzluk, hep dış güçlerin bir şekilde parmağını sokması ile yaşanıyorsa..

Mısır’ından başlayın.. Birleşik Arap Emirlikleri’nden devam edin.. Suriye’sinde, Irak’ında..

Hep ABD’nin, Rusya’nın, Fransa’nın parmağı apaçık ortada ise..

İngiltere’nin, Almanya’nın gizli niyetleri ortada ise..

Hele hele..

Bu halkı Müslüman olan ülkelerin birçoğu..

Bugün Hristiyan ülkelerle, lokal anlaşmalar yapıp, Türkiye’ye kazık atmaya kalkışıyorlarsa..

Bunun arka planında, “Sivas Kongresi’nde alınan kararlardan 2. maddeden sonradan vazgeçilmesi” yatmaktadır..

Tarihi gerçekleri, yeni bir “resmi tarih” yazarak, kimse değiştiremez.

Evet, Samsun’a çıkış ve sonraki süreçte, bu ülkede mandacılık önerenler olmuştur..

Bunlara karşı, bu kongreler bir cevaptır..

Bu kongrelerde alınan kararlar, mandacılığı kökten reddetmiştir..

Yerine de, hilafetin korunmasını önermiştir..

Ama bugün bakıyoruz ki..

O kongrelerde mandacılığın reddini ön plana çıkaranlar..

Hilafetin korunmasını amaçlayan maddeleri gözlerden kaçırmak isteyenler..

Bugün tam da mandacılığı bize üstü kapalı olarak önerenler olarak karşımıza çıkıyorlar..

ABD’yi göklere çıkartmanın..

Almanya’nın, Fransa’nın, İngiltere’nin çıkarlarını önceleyen siyasetin bize sürekli empoze edilmesinin arka planında, resmi yönetim şekli olarak bir mandacılık olmasa bile..

Fiili anlamda bir mandacılık yattığını, kim inkar edebilir?

ABD’nin Akdeniz’e kadar gelip, burunun sokmasına bir çift laf edemeyenler..

“Ne işiniz var Akdeniz’de” diyemeyenler..

İngiltere’nin Akdeniz’e gelmesine itiraz edemeyenler..

Fransa’nın Doğu Akdeniz’de varlık göstermesine yüksek sesle itiraz etmeyenler..

Aslında mandacılık sisteminin, bize 21. asırda dayatmasını yapmış olmaktadırlar..

Bugünlerde anket çalışmaları adı altında, gençlerin Avrupa’ya gitme hayallerini bize maddi gerçeklik gibi göstermeye çalışmaları..

Bize, 1919’larda dayatılan mandacılığı, yeni bir şekle büründürürek 2020’de önermeleri değilse, nedir?

Sivas Kongresi’nin bir önemli kararı da, “Osmanlı ülkesinin herhangi bir kısmına karşı gerçekleştirilecek bir müdahale ve işgale, özellikle vatanımızda bağımsız bir Rumluk ve Ermenilik oluşturulması amacına yönelik hareketlere karşı Aydın, Manisa ve Balıkesir cephelerinde, millî çarpışmalarda olduğu gibi birlikte savunma ve karşı koyma ilkesi kabul edilmiştir” şeklindeki üçüncü maddesidir..

Bakınız, “Rumluk” ve “Ermenilik” operasyonları, 1919’da da reddedilmiş..

Ama bugünlerde Atatürkçülük istismarı ile karşımıza çıkan nice kişiler, tam da Sivas Kongresi’nde dikkat çekilen “Ermenilik” dayatmalarını gözlerden kaçırıp, “Ermenilere soykırım yapılmış olabileceği” iftirası ile karşımıza çıkıyorlar..

Yine Sivas Kongresi’nden 5. maddeyi aktarayım..

Tarih nasıl çarpıtılıyor, siz de görün:

“Osmanlı Hükümeti, dışarıdan gelecek bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir kısmını terk ve ihmal etmek zorunda kaldığı takdirde halifelik ve saltanat makamıyla vatan ve milletin korunmasını ve bütünlüğünü sağlayacak her türlü önlem ve kararlar alınmıştır.”

Halifelik makamını korunma noktasındaki Sivas Kongresi’ndeki kararlılığı görüyor musunuz?

Bir bu karar bakın.. Bir de bugün, Atatürkçü geçinenlerin, halifelik düşmanlığına..

Google+ WhatsApp