‘Sınırlı bir savaş muhtemel görünüyor’

‘Sınırlı bir savaş muhtemel görünüyor’

Pentagon’un “Daha önce bu seviyede bir şey görmemiştik” diyerek işaret ettiği ‘karmaşık’ ve ‘koordineli’ olarak tanımladığı Aramco saldırısı, dünya gündeminin üst sıralarındaki yerini muhafaza ediyor. ABD, geçtiğimiz hafta sonu Suudi Arabistan’ın

‘Sınırlı bir savaş muhtemel görünüyor’

 

Pentagon’un “Daha önce bu seviyede bir şey görmemiştik” diyerek işaret ettiği ‘karmaşık’ ve ‘koordineli’ olarak tanımladığı Aramco saldırısı, dünya gündeminin üst sıralarındaki yerini muhafaza ediyor. ABD, geçtiğimiz hafta sonu Suudi Arabistan’ın milli petrol şirketi Saudi Aramco’ya insansız hava araçlarıyla (SİHA) düzenlenen saldırıların arkasında İran’ın olduğunu söylüyor, İran ise kabul etmiyor. Yemen’deki Husi güçlerinin üstlendiği saldırı yine Pentagon’a göre onların boyunu aşan bir iş… Peki gerçekte ne oldu? “Biz satamazsak kimseye petrol sattırmayacağız” diyen İran, savaşın fitilini böyle mi ateşledi? Bolton’un gönderilmesi gibi bir geri adımı atan Trump, yeni tavizler verir mi? Bu soruların cevaplarını, dünya petrol piyasalarında endişe ile karşılanan bu saldırının öncesini ve muhtemel artçılarını İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) Başkan Vekili Hakkı Uygur ile konuştuk.

Suudi Arabistan’daki petrol tesislerine yapılan saldırının ardından bölgede tansiyon yükseldi. ABD saldırının İran’ı sorumlu tutuyor. Sizce böyle bir hamle İran devlet aklıyla uyuşur mu? 

Saldırının ardında kimin olduğu henüz bilinmiyor. Tarafların farklı açıklamaları var. ABD, İran’ı suçluyor. Suudi Arabistan “Silahlar İran yapımı ama saldırının nereden geldiği konusunda emin değiliz” diyor. İran kesinlikle yalan diyor. Diğer taraftan Husiler saldırıyı üstlendi. Ama teorik olarak böyle bir hamle İran devlet aklı ile uyuşur. İran’ın söylemi bununla uyumlu. İran bunu yapmış olabilir. Biz burada teorik olarak bahsediyoruz tabii, kanıtları görmek gerekiyor.

İran daha önce petrol satışının engellenmesi durumunda kimseye petrol sattırmayacağını söylemişti. Aramco saldırısı da bu söylemi destekler nitelikte… 

Tabiri caizse göstere göstere geliyordu bu gerginlik. İran’ın söylemlerini hatırlıyoruz: Biz petrol satamazsak kimse satamaz… Çoktandır ABD’nin büyük bir baskısı var, ekonomik baskı. Bu baskı İran devlet aygıtının çarklarının dönmesini gittikçe yavaşlatıyor. İran bunun farkında, ne kadar dayanabileceğini biliyor. Çünkü Obama döneminden elde ettiği bir tecrübe var. Dolayısıyla İran, elinden gelen bütün karşı baskıyı yaparak, ABD’yi kendisine taviz vermeye zorluyor. Yani petrol satışına izin vermesini istiyor. İran’ın elinde ekonomik açıdan fazla bir seçenek yok. Ekonomik olarak rakiplerini zorlayamaz. Zarif’in hep “B takımı” olarak nitelendirdiği, gerçi Bolton gitti ama Bin Zayid’ler, Bin Selman’lar hatta ABD’nin kendisi İran’ın güçlü olduğu yerden cevap vermek istiyor. İran’ın sahadaki gücü müthiş artmış durumda. ABD’ye karşı, İsrail’e karşı ciddi bir caydırıcılık kazanmış durumda. Hatta şimdi görüldüğü gibi İran açıkça şunu diyor: “Biz ciddi bir saldırıyla karşı karşıya kalırsak herkes bunun bedelini öder.” BAE’nin son dönemdeki tavrını da ben buna bağlıyorum. Muhtemelen böyle bir saldırıyla ciddi anlamda tehdit edildiği için BAE, bir nevi geri adım attı. Benzeri bir saldırının Aramco’ya değil de Dubai’ye yapıldığını düşünün, muhtemelen Dubai büyük bir sarsıntıya girerdi…

Petrol piyasalarını ne oranda etkileyecek bir saldırı bu? Ciddi bir endişe var şu an. 

Aramco dünyanın en büyük petrol şirketlerinden biri. Yaklaşık 2 trilyon dolarlık bir değerinin olduğu söyleniyor. Bu nedenle bütün dünyayı etkiledi bu saldırı. Hatta Çin gibi, görünüşte saldırıyla ilgisiz ülkelerin bile sanayisi bu durumdan etkilenecek. Çünkü İran’ın petrol satışının durmasından sonra Çin, Suudi Arabistan’a yönelmişti alternatif petrol kaynağı olarak. Ama şimdi Suudi Arabistan, Çin’e olan petrol satışını geciktireceğini söylüyor. Dolayısıyla bütün piyasaları etkiledi, petrol fiyatları arttı. Ama bunun sıcak bir çatışmaya dönüşmeyeceğine ilişkin sağduyulu açıklamalarla petrol fiyatlarında tekrar bir düşüş başladı.

İki taraf da çözüm yanlısı olduğunu söylüyor fakat hamleleri sıcak çatışma çıkaracak etkide ya da öyle mi size soralım… 

Çözümden anlaşılan şeyler farklı. Suriye Zirvesi’nde de gördük, Astana Zirvesi’nde de gördük. Üç taraf da çözüm yanlısı ama herkesin çözümden anladığı şey farklı. Dolayısıyla Trump yönetimin anladığı, ABD’deki İran karşıtı şahinlerin anladığı, İsrail’in anladığı, Suudi Arabistan’ın anladığı ve İran’ın anladığı çözüm birbirinden çok farklı. Bu farklılıkları yakınlaştırmak için taraflar birbirini zorluyor. Herkes elindeki kartları açıyor. Görünen şu ki bu kartlar gittikçe, daha büyük kartlar açılıyor. Yavaş yavaş temel oyunlar oynanıyor. Ben şahsen sınırlı bir savaşı bu noktadan sonra muhtemel görüyorum. Bu noktadan sonra kesinlikle olmaz diyemiyorum artık.

İran’ın sert hamleleri yaptırımlar konusunda ABD’nin geri adım atmasında etkili olur mu? 

İlginç bir şekilde olabilir. Çünkü, ABD drone’unun vurulmasında, İngiliz tankerine İran tarafından el konulmasında, BAE’deki tankerlere saldırıda hep İngiltere ve ABD’nin alttan aldığını gördük. Hatta geçtiğimiz haftalarda, Trump’ın Bolton’dan sonra İran’ın petrol satışlarında bir şekilde muafiyet tanıması gündeme getiriliyordu. ABD’nin Hazine Bakanı’nın da bu görüşte olduğu söyleniyordu. Dolayısıyla böyle bir ihtimal var. Ama şu da var: Cumhuriyetçi bazı senatörler, bu tür yaklaşımların ABD’nin zaafı olarak algılandığını söyledi… Trump da buna cevap verdi “Hayır bu bir zaaf değil. Tersine güçlülük işareti ama bazıları bunu anlamıyor” diye…  Dolayısıyla ikisi de mümkün. Trump gerilimi düşürmek için bir geri adım daha atabilir… Ama bu İran’ı daha çok cesaretlendirir mi? Yoksa Trump sert mi duracak? Bu da bölgesel bir savaşa kadar gidebilen bir dizi küçük çatışmanın başlamasına yol açabilir.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın görevden alınması bir geri adım mıydı? 

Evet Bolton’un görevden alması geri adımdı. En azından sembolikti. Çünkü İranlılar sürekli olarak gündeme getiriyordu. Zarif’in “B Takımı” vurgusu önemliydi. Bir ön şart olarak Bolton’un görevden alınmasını istiyorlardı. Birçok İranlı yetkiliden ben de şahsen duymuştum bu talebi.

BAE’nin Yemen’deki konumlanışı ve yumuşama tavrı peki? 

BAE’nin ajandası Suudi Arabistan’dan daha farklı, ayrışıyorlar. Yemen’den daha önceden de bir ayrışma vardı aralarında. BAE, İran’a karşı son derece kırılgan ayrıca… BAE şu aşamada ABD’nin ve küresel güçlerin doğrudan girmeyeceği bir ortamda mücadeleye girmez. Drone düşürülmesi bir dönüm noktası oldu bu açıdan. BAE, doğrudan İran’ı karşısına alacak hareketlerde bulunmak istemiyor.

Suud ve BAE ittifakını nasıl etkiler bu tablo? ‘Yüzyılın Anlaşması’ndaki ittifak çatırdarsa yeni dengeler nasıl kurulur? 

İttifakta bir zayıflama görünüyor ama ne kadar gidecek bilemiyoruz. Ama şunu biliyoruz: Diğerleri gibi, Camp David’ler gibi, 79’daki anlaşmalar gibi, Oslo’lar gibi… Filistin halkının desteğini almayan, bölgenin vicdanını tatmin etmeyen bir anlaşma zaten çok fazla kalıcı olmayacaktır.

Tırmanan bu gerilimin İran’ın Türkiye ile ilişkilerine etkisi ne olur, hem siyasi hem ticari hem güvenlik anlamında? 

Türkiye zaten mevcut ortamdan çok etkileniyor. İran ile ticari ilişkileri müthiş derecede azalmış durumda. Yüzde 70’le varan bir küçülme söz konusu. İran’dan gelen turist sayısı düştü, hakeza bizim satışlarımız öyle… İran önemli bir ülke, büyük bir ülke… Kriz İran ile sınırlı kalmaz. Türk-İran ilişkilerini siyasi olarak da etkiler. Çünkü böyle bir durumda İran ile iş yapmanın da maliyeti artacak. Türkiye bir taraftan ABD ile olan ilişkilerini de tamir yolunda adımlar atıyor. ABD ile serbest ticaret antlaşması gibi uzun vadeli hedefler konuşuluyor. Böyle bir ortamda İran ile yakın durması Türkiye için sıkıntı yaratabilir. Bu ticari anlamda da böyle. Güvenlik anlamında zaten eğer bir çatışma ortamı olursa Türkiye çok derinden etkilenir. Suriye krizi gibi, belki çok daha fazla…

İran, Suriye için çözüm masasının önemli aktörlerinden biri aynı zamanda. Kim ne kadar taviz verebilir? Suriye konusundaki gelişmeleri, Ankara Zirvesi’ni nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Suriye’de üç aktör de farklı önceliklere sahip. Farklı politikalara da sahip. İdlib kısaca Türkiye’nin sorunu. Ne İran’ın ne Rusya’nın ilk on gündemine girer bu. Mülteci sorunu da öyle… Bu iki ülkenin değil Türkiye’nin sorunu. Rusya da İran da benim gördüğüm “Artık terör ile mücadele sona erdi. Mevcut rejime biraz makyaj yapıp, anayasada birkaç madde değiştirip artık bu işi bitirelim” havasında. Türkiye’nin bunu kabul etmesi mümkün değil.

Türkiye tek başına ne yapabilir? 

Batı devreye girmedikçe… Tabii burada Batı’dan kasıt Avrupa değil. Avrupa’nın herhangi bir siyasi gücünün olmadığını biliyoruz uzun zamandır. ABD somut olarak devreye girmedikçe Türkiye’nin de yapabileceği çok fazla bir şey yok diye düşünüyorum.

İran Trump’a seçim kaybettirebileceğini biliyor

Sürekli Trump’ın müdahale sinyalleri verdiği konuşuluyor. Siz İran’a müdahaleyi olası görüyor musunuz? 

Evet müdahale sinyalleri veriyor. Trump bunu drone krizinde çok net gösterdi. Hatta bir tweet attı “Drone’umuz İran hava sahasını ihlal etmemişti” dedi. Peki, uluslararası sularda vurulan bir drone’a bile karşılık vermeyen bir ABD, sırf Suud için böyle bir çatışmaya girer mi? İran’ın bölgede çok ciddi bir gücü var. Böylesi bir çatışmada çok sayıda ABD askeri ölür… Çatışmanın sonucu belli olmasına rağmen, Trump’ın seçim kazanması riske girer. Trump bunu düşünüyor. İran da bunu düşünüyor. İran muhtemel bir ABD-İran savaşını kazanmayacağını bilse de Trump’a seçimi kaybettirebileceğini biliyor. Dolayısıyla oradan oynuyor gibi görünüyor.

 

 

Röportaj: Hale Kaplan Öz-Açık Görüş

Google+ WhatsApp