Sımsıcak hayallerimiz ve umutlarımız vardı

Sımsıcak hayallerimiz ve umutlarımız vardı


Sımsıcak hayallerimiz ve umutlarımız vardı

 

 

Kültürel zemin kayıyor, “dindarlar” bile “ehl-i dünya”nın dilini konuşuyor!

Dindarlar tarafından “hizmet” mülâhazasıyla kurulan televizyonlar, gazeteler, radyolar günlük siyaset sarmalında tükeniyor. Özellikle televizyonlarımızı magazin programları, aileyi ifsat eden diziler götürüyor.

Bir siyaset var gündemde, bir de ticaret (sanayi, ekonomi, vs.), bir futbol (spor değil, dindarlar spor yapmayı sevmez)…

Giyim-kuşam, moda… 

Güzellik merkezleri, zayıflama kürleri, manikür-pedikür (dindar erkeklerin de bu işe fena dadandığını duydum), marka sohbetleri, araba modelleri…

Hayrola: Laik kesime mi özendik?

Baksanıza, “ehl-i dünya”nın dünyasını dolduran abuk sabukluklar bizim de dünyamızı doldurmuş durumda: Tefekküre, tezekküre, şefkate, medeniyete, nezakete, infaka, idrake dünyamızda yer kalmadı!

Kültür, medeniyet, sanat, estetik, kitap tartışan yok. Bırakınız tartışmayı, konuşan dahi yok. Dâvâmızı kemiriyoruz!

Vakıa hükümet Türkiye’yi kalkındırıyor, teknolojide büyük mesafeler aldık, asker kışlaya döndü; YÖK ideolojik yaklaşımlardan sıyrılıp yasal çerçevesine oturdu; YARSAV siyasetle değil hukukla meşgul (olabildiği kadar)…

Bunlar çok güzel, ama öte yandan insanımızda bir başıboşluk, bir başıbozukluk bir umursamazlık, bir derin yozlaşmadır gidiyor! Maddeten zenginleşirken, mânen fakirleşiyoruz.

Belki farkında değiliz, ama duruşumuz bozuldu, kıblemizin ekseni kaydı! “Ötekiler”e benzeme arzusu ruhumuzu alabora etti. 

Başkasının yürüyüşünü taklit etmeye çalışırken, ayaklarımız birbirine dolaşıyor: Yüzükoyun kapaklanmaya ramak var!

Oysa “bizimkiler” 17 yıldan beri iktidarda. Allah için teknik, ekonomik ve demokratik alanda birçok şeyi düzelttiler. Ne var ki, kültür ve medeniyete ilişkin projelerimiz hayata geçirilemedi bir türlü, hayallerimizdeki Türkiye kurulamadı. Kültür temellerimize dönemedik.

“Ehl-i dünya” televizyonlarla “reyting” yarışına giren “bizden” televizyonları geçtik, TRT’de bile kültür programı mumla aranıyor! “Ver mehteri!” çığlıklarıyla bu iş olmaz.

Hani “bizden” belediyeler sürekli kültür programlarıyla halkı bilinçlendireceklerdi ya, bazılarını istisna tutarsak, belediyelerin çoğunda uzun zamandan beri sazlı-sözlü programlar icra ediliyor. Bir kültür programına on eğlence programı düşüyor: Ramazanda bile çalgı-çengi gırla gidiyor! 

Hesap, hâlâ, “Bana ‘dinci’ demesinler” hesabı!..

Kıblemizi bu hesaba kurban ediyoruz. Hatırlayın ki, eskiden dindarlar farklıydı… Giyim kuşamlarından tutun, her türlü davranışlarına kadar “fark”ı “fark”ederdik…

Şimdi farksızız! Önce kıyafette farksızlaştık, sonra hâl ve harekette… Sakal “kirli”ye döndü, bıyıklar kırpıldı, saçlar jölelendi, tırnaklar manikürlendi…

“Onlar gibi görünme” hastalığı, sonunda bizi “onlar”a benzetti…

Mevlana Hazretleri bir kez daha haklı çıktı: İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanırsınız.

Artık bu süreçteyiz… “Fark”ımız siyasete münhasır kaldı: Dindar kesim genelde AK Parti’li, laik kesim CHP’li filan: Bu kadar.

Dindarlar tarafından vaktiyle “hizmet” mülâhazasıyla kurulan televizyonlar, gazeteler, radyolar bile siyaset farkından öte bir “fark” ortaya koyamıyorlar.

Her şey günlük siyaset sarmalında tükeniyor. 

Öyle bir dünya kurduk ki kendimize, Mehmed Âkif’ler, Peyami Safa’lar, Necip Fazıl’lar, Ahmed Kabaklı’lar bu dönemde yaşasalardı, yazacak gazete, konuşacak radyo, çıkacak televizyon bulamazlardı (nitekim aynı yolun yolcusu olan kültür adamlarımız bulamıyor)…

Çoktan beri “biz”de de geçer akçe siyaset ve magazin oldu. “Ebediyet”yazanlar, “edebiyat” konuşanlar, “kitap-kültür” konularına girenler üvey evlât muamelesi görüyor! 

“Halk böyle istiyor”muş: Nereden biliyorsunuz, anket mi yaptınız?

Sakın kendi arzularınızı “halkın arzusu” diye halka dayatıyor olmayasınız!

 

yeni akit

Google+ WhatsApp