Şiirin gücü

Şiirin gücü


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kendisiyle 1998’de yapılan bir röportajda, “Şiir okumayı mı seviyorsunuz? Yoksa mesaj vermeyi mi?” sorusunu şöyle cevaplamıştı: “Aslında her şiir bir mesajdır. Mesajı olmayan bir şiir yoktur. Ama o mesajı, okumanızla da daha müessir hale getirirsiniz. Olay budur. Ve şiirler, sadece bir garnitür olsun diye yazılmamıştır. Her şiir özüyle, ruhuyla -ki bir alıcılığı vardır, bir cazibesi vardır- o cazibesiyle, toplumu istediğiniz noktaya doğru çekmeye yarar.”

Tahmin edilebileceği gibi, söz konusu röportaj, Erdoğan’ın 12 Aralık 1997’de Siirt’te okuduğu o ünlü şiir nedeniyle yargılanmaya başladığı sürece aitti. Bilahare ceza aldığında “Muhtar bile olamaz!” manşetleriyle sözde üstü çizilen ve “bitti” gözüyle bakılan Erdoğan’ın kader yürüyüşünde, o şiir, aslında tam bir sıçrama tahtasıydı. Milyonların kalbini Erdoğan’a meylettiren şiirin cazibesi, ceberutların öfkesine galebe çalmıştı.

Tam 23 yıl sonra, bugün artık siyasî kariyerinin doruğunda bulunan Erdoğan’ın Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de okuduğu kısa bir şiir, yine gündeme adeta bomba gibi düştü. Yalnız bu defa, öfkeli ve kindar haykırışlar sınırın öte yanından, İran’dan geldi. Erdoğan’ın şahsına ve Türkiye’ye yönelik hakaret dolu açıklamaları ve yorumları burada teker teker zikretmeyeceğim, günlerdir zaten hepsini okuduk, okudunuz. Yalnız bir iddia var ki, üstünde bilhassa durmak ve cevaplamak gerekiyor:

İran basınında ve sosyal medya mecralarında, “Ey Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminden bizim sayemizde kurtuldun!” şeklinde çok sayıda başlık, yazı ve hatta karikatür yer aldı. Sözde, İranlı General Kâsım Süleymanî ve diğer İranlı yöneticiler, 15 Temmuz gecesinde sabahlara kadar ABD’ye kafa tutarak, “Bizi ezip geçmeden Türkiye’yi deviremezsiniz! Ayağınızı denk alın!” tehditleri savurmuş ve Türkiye’ye de fiilen yardım etmiş, böylece darbe başarısızlığa uğramış. İran cephesi, bu temayı ciddi ciddi işledi, işliyor. Türkiye’deki bazı İrancı isimlerin yaptığı afakî açıklamaları da Farsça altyazılarla dolaşıma sokarak, bu iddiayı “delillendirmeye” çalışıyorlar. İran’ın, 15 Temmuz’daki dupduru halk direnişini ve şehitlerimizle gazilerimizin yazdığı şanlı destanı bile zimmetine geçirmeye çalışan bu tavrı, kendisini nereye koyduğunu ve dış dünyayı nasıl algıladığını apaçık gösteren bir örnek. Fars propaganda makinesinin diğer birçok meselede ortaya attığı iddiaların gerçeklik oranı da, bu konuya kıyas edilebilir.

Türkiye’de, İran ne yaparsa yapsın bir türlü İran’a kondurmayan ve sürekli başka odakları işaret eden bir kesim var. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın okuduğu şiirden sonra başlatılan karalama ve iftira kampanyasında bile, bu kesim, İran’ı haklı bulmayı veya en azından suçlamamayı başardı. Nihayet, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin yarım ağızla söylediği “Tamam, okuduğu şiirle bizi kastetmemiş” sözüne can simidi gibi yapıştılar ve “Türkiye-İran kardeşliğini kimse bozamaz” repliğine döndüler yeniden. Oysa, her seferinde o muhayyel “Türkiye-İran kardeşliği”ni ihlal eden, bozan ve gol atmak için fırsat kollayan İran’ın kendisi. Azerbaycan’la Ermenistan savaştığında Ermenistan’ı tutan, Suriye ve Libya’da Türkiye’nin karşısına dikilen, her bölgede desteklediği silahlı ve ideolojik gruplarla Türkiye’nin etkinlik alanlarının altını oyan İran…

Bu açıdan, başka herhangi bir ülkenin (ABD, İsrail, Rusya, İngiltere, Fransa vs.) Türkiye hakkındaki emellerine karşı nasıl dikkatli ve tetikte olmamız gerekiyorsa, İran konusunda da aynı tavrı benimsemek en doğrusu. Çünkü:

İran, Şiîliği yaymayı ve nüfuz alanlarını genişletmeyi dış politikasının ana ekseni haline getirmiş mezhepçi bir ulus devlettir. Şiîliği gayrimüslimler arasında değil Müslümanlar arasında yayacağından dolayı, İslâm dünyasında herhangi bir konuda kendisiyle boy ölçüşebilecek güçlü bir ülkeyi istemez. (Kendi Türk nüfusunu ve Azerbaycan’ın Şiî nüfusunu öfkelendirmek pahasına Ermenistan’ı desteklemesinin sebebi budur.) İran devlet aklı, kontrol edebileceği ve kuşatabileceği bir Türkiye’den yanadır. Mısır’da İhvân’ın iktidardan düşürülmesi, Suudi Arabistan’ın İsrail cephesine kayarak zemin yitirmesi, Balkanlar ve Asya’daki gerilimlerin sürmesi tümüyle İran’ın faydalandığı gelişmelerdir. Fars propaganda makinesinin ortaya attığı karşı tezlere ve iddialı söylemlere rağmen, sahadaki gelişmeleri dikkatle izleyen herkes, bu noktaların somut kanıtlarını kendi gözleriyle görebilir.

Tüm bunlara rağmen, “Ne olursa olsun, Türkiye’nin yeri İran’ın yanıdır” diyenlere verilecek cevap da şu olmalıdır:

Türkiye’nin yeri, Türkiye’dir.


Google+ WhatsApp