Şiddete meyletmek ilkelliktir

Şiddete meyletmek ilkelliktir


Hz. Adem’in oğlu Kabil fıtratında mevcut olan şiddet ve haset duygusu ile başa çıkamadı ve kardeşini katletti. Habil ise karşı koyma gücüne sahip olduğu halde teslimiyet gösterdi ve işi sahibine Allah’a havale edip asil duruşundan ödün vermedi. Habil ve Kabil hadisesi insan türünün genetik kodlarında şefkat ve şiddet gibi iki zıt hasleti barındırdığını gösteriyor. Bu olayda görüldüğü üzere şiddet şefkatle terbiye edilebileceği gibi nefretten beslenerek tehlikeye de dönüşebiliyor.

 

Tarihi süreç içersinde farklı şekillerde vuku bulan şiddet olgusu günümüzde ferdi ya da toplumsal bazda karşımıza sık sık çıkan patolojik bir durum. Yıldırma, baskı ve dayatma, katletme, cezalandırma, küfür ve tehdit şeklinde tezahür eden şiddet, toplumun hemen her kesiminde görülebiliyor.

 

Gözünüzü çevirdiğiniz her noktada, adımınızı attığınız her alanda şiddetin izlerine rastlıyorsunuz. Toplumun ruh sağlığı gittikçe bozuluyor. İnsanlık libasını çıkarmış canilerle aynı ortamda yaşıyor ve aynı havayı soluyorsunuz.

 

Bir kadın eşi tarafından boğularak can veriyor ve bıçakla, silahla sopayla öldürülen kadınlara her gün bir yenisi ekleniyor. Cennet ayaklarının altında dediğiniz o kadınlar boğazları kesilerek katlediliyor.

 

Geleceğimiz dediğimiz, toplumun istikbali olarak gördüğümüz birkaç genç bir genç kızı kaçırıp ırzına geçiyorlar.

 

Bir anne saçını süpürge edip büyüttüğü oğlu tarafından öldürülüyor.

 

Bir psikopat sokak ortasında bir köpeği bıçakla lime lime ediyor.

 

Bir adam kediye işkence edip öldürüyor.

 

Bir anne ciğerparesi evladını boğuyor.

 

Bir öğretmen öğrencisine tecavüz ediyor.

 

Bir baba kızını öldürüyor.

 

Bir psikopat papağana işkence ediyor.

 

Allah’ım nereye gidiyoruz? Ne oldu bize?

 

Teknolojinin eli tahayyül edemeyeceğimiz kadar uzadı. Balta girmemiş ormanlarda dahi teknolojinin izlerini görebiliyoruz. Bilim adamları yapay zekâdan, robotlardan, insan yaşamını kolaylaştıracak araçlardan, uzayda hayat olup olmadığından bahsediyorlar. İstediğimiz her şey elimizin altında. Gençler üniversite tahsili yapıyor ve kimileri doktor, kimileri eğitimci, kimileri mühendis oluyor. Bilgiye ulaşmak eskisi gibi zor değil, tuşlara basıyorsunuz birkaç dakikada istediğiniz bütün bilgilere ulaşabiliyorsunuz. Fakat dış medeniyette bu kadar yol kat eden insanoğlu içsel medeniyetini kendi elleriyle yıktı ve yoksullaştıkça yoksullaştı.

 

Üniversite tahsili ile istediğiniz mesleği edinebiliyorsunuz, mülk ya da unvan sahibi olabiliyorsunuz. Ama insan olmanın bir okulu yok, bir diploması, dünya üzerinde somut bir notu yok… Fakat insan olmanın bir kitabı var ki, bu kitap beşeri insanlaştırıyor ve ehl-i cennet kılıyor. Hepimiz doktor ya da mühendis olmak zorunda değiliz ancak hepimiz ahlaki değerlerle buluşmak ve insanlaşmak zorundayız. Peki, bunun için ne yapabiliriz? Bunun için Kur’an’la ve Kur’an’ı hayatına taşıyan Resulullah ile bağ kurmak zorundayız. Bunu başarabildiğimiz takdirde şiddeti şefkat ve adalete, sevgiye dönüştürebilir ve gerçekten insanlaşabiliriz.

 

AİLEMİZ

 

PADİŞAH VE FAKİR DERVİŞ

 

“Padişahlardan biri bütün bir geceyi eğlence ile geçirmişti, arada şu beyti okuyordu:

 

Dünyada bize bundan iyi bir dem yok,

 

Yok iyi kötü endişesi, hiçbir gam yok.

 

Sokakta, açıkta yatmakta olan bir derviş bunu işitti. Karşılık olarak o da şu beyti söyledi:

 

Farzeyleyelim şahımızın hiç gamı yok,

 

İhtiyaç sahipleri için endişe de mi yok?

 

Bu sözü duyan padişah, dervişin haline acıdı. İçinde 1000 altın bulunan bir keseyi pencereden aşağı uzatarak:

 

-Derviş baba, eteğini aç dedi.

 

Derviş:

 

-Eteğim nereden olsun deyince padişah, bir kat da elbise ilâve ederek gönderdi. Fakat derviş, birkaç gün içinde bu paranın altından girdi, üstünden çıktı, tekrar geldi ve:

 

-Mal mülk kalenderler elinde durur mu? Âşıkta sabır olur mu, kalburda su durur mu dedi.

 

Dervişin bu gelişi öyle bir zamana rastlamıştı ki padişahın onu dinleyecek ne vakti ne de hali vardı. Bu durumda bilge sahipleri şöyle der: ‘Padişahların gazabından sakınmak lâzım. Çünkü onlar, zamanlarının çoğunun memleketin önemli işleriyle meşgul olarak geçirirler. Böyle zamanlarda hususi müracaatlara tahammül edemezler.’

 

Padişahın nimeti her zamanı bir bilen cahillere haram olsun. Söz söylemek için uygun ortam gözetilmelidir, yersiz söylenen sözün değeri düşer.

 

Padişah, dervişi bu halde görünce öfkelendi, dedi ki:

 

-Kovun gitsin şu adamı, şu savurgan dilenciyi. O kadar parayı kısa zamanda harcadı. Bilmiyor ki devletin hazinesi fukaranın lokmasıdır, israf edilecek arpalık değildir.

 

Güpegündüz kâfurdan mum yakanın gece kandilinde yağ bulunmaz.

 

Akıllı ve ileri görüşlü vezirlerden biri şöyle söyledi:

 

-Efendim, bu gibilere günlük yetişecek kadar nafaka tahsis edilirse israfa meydan bırakılmaz. İrade buyurduğunuz kovmak işine gelince, herhangi bir şahsı ümitlendirdikten sonra ümitsiz bırakmak, zannederim ki büyüklük şerefinize eksiklik getirir.

 

İstek kapısını ya açmamalı ya da açınca kabalıkla kapatmamalı.

 

Hicaz yolunda susuzluk çekenlerin acı su başında toplandığını kimse görmemiştir. Hele bir de tatlı su varsa canlı olan her şey o semte akın eder.

 

Kuş, yemin olduğu semtte dolaşır, bomboş yere kim gider?”

 

(Gülistan-Şeyh Sadi Şirazi)

 

MEVLANA’DAN TAVSİYELER

“Ey Hak yolcusu! Gerçeği öğrenmek istiyorsan; Musa da, Firavun da ölmediler; bugün senin içinde yaşıyorlar, senin varlığına gizlenmişler, senin gönlünde savaşlarına devam ediyorlar! Bu sebeple birbirine düşman bu iki kişiyi kendinde araman gerekir!”

 

“Put kırmak kolaydır, hem de pek kolay. (Bir baltayla toz duman edebilirsin.) Fakat nefs putunu kırmayı kolay sanmak, cehalettir, cehalet! (Zira o, hileleri ile bir tilki misali kendini gizler de kıracağın nefs putunu göremezsin!)”

 

“Ey kardeş! Sen Allah’ın emrine ve aziz Peygamberimizin sünnetine uy da, ten Ebû Cehil’inden ve nefsanî isteklerden kurtul...”

 

“Nedamet ateşiyle dolu bir gönülle ve nemli gözlerle dua ve tevbe et! Zira çiçekler, güneşli ve nemli yerlerde açar!”

 

“Teni aşırı besleyip geliştirmeye bakma! Çünkü o, sonunda toprağa verilecek bir kurbandır. Sen asıl gönlünü beslemeye bak! Yücelere gidecek ve şereflenecek olan odur.”

 

 “Ey kardeş, bedenin, kemik ve etten ibaret. Bu, hayvanlarda da aynı. Fakat sen, tefekkür ile hayat bulmalısın. Eğer tefekkürün gül ise, sen gül bahçesindesin. Yani dünya cennetindesin. Tefekkürün diken ise, külhan kütüğüsün.”

 

 “Ne kadar zengin olursan ol, ancak yiyebileceğin kadar yersin. Testiyi denize daldırsan, alabileceği kadar su alır, gerisi kalır.”

 

“Nice balık vardır ki su içinde her şeyden eminken boğazının hırsı yüzünden oltaya tutulmuştur.”

 

“Oğul! Herkesin ölümü kendi rengindedir, insanı Allah’a kavuşturduğunu düşünmeden ölümden nefret edenlere, ona düşman olanlara ölüm, korkunç bir düşman gibi görünür. Ölüme dost olanların karşısına da dost gibi çıkar.”

 

“Hak dostu bir kişiye bende olmak, padişahların başlarına taç olmaktan iyidir.”

Google+ WhatsApp