Siber sömürgeciliğe karşı neler yapılabilir?

Siber sömürgeciliğe karşı neler yapılabilir?

İnternet, keşfedilmek yerine icat edilmiş yeni bir kıta. Sosyal medya, dijital sömürgecilerin zihinleri kitlesel olarak köleleştirdikleri sanal bir koloni. Bir çeşit kitle imha silahı. Yepyeni bir sömürgecilik türünün icra edildiği zemin. İnsanlığın daha önce tecrübe ettiği sömürgeleştirme

Siber sömürgeciliğe karşı neler yapılabilir?

 

 
İnternet, keşfedilmek yerine icat edilmiş yeni bir kıta.

Sosyal medya, dijital sömürgecilerin zihinleri kitlesel olarak köleleştirdikleri sanal bir koloni. Bir çeşit kitle imha silahı. Yepyeni bir sömürgecilik türünün icra edildiği zemin.

İnsanlığın daha önce tecrübe ettiği sömürgeleştirme süreçlerinde, sömürülen kitlenin eninde sonunda şuurlanıp sömürgecileriyle savaşabileceğine, onları topraklarından söküp atabileceğine dair bir ümit canlı tutulabiliyordu.

Siber sömürgecilerin sanal kolonilerinde böylesi bir umut yok çünkü yeni sömürgeciler zihinlerimize zor kullanarak girmiyorlar. Onları zihinlerimize bizzat kendimiz davet ediyor, sanal işgal için ihtiyaç duydukları yolların (internet erişimi) ve araçların (bilgisayarlar, akıllı telefonlar) parasını gönüllü olarak biz ödüyoruz.

Zihnimizi köleleştirecek uygulama ve oyunları telefonlarımıza kendimiz yüklüyoruz.

Bilgiye kolayca erişmek için kullandığımız kanalın çift yönlü olduğunu, aynı zamanda başkaları tarafından zihnimize kolayca erişmek için kullanılabileceğini fark edemiyoruz.

Peki ne yapalım? Bilgisayarları, akıllı telefonları çöpe mi atalım?

Bu olacak şey değil elbette. Rasyonel savunma mekanizmalarına ihtiyacımız var.

Her şeyden evvel siber sömürgecilik yahut dijital kolonizasyon ile ilgili toplumsal seviyede bir farkındalık geliştirmemiz lazım: Sanal âlem güvenli değil.

***

Vücudumuz evimizin huzurlu sıcağındayken zihinlerimizin gezindiği sanal zeminlerin, soğuk bir kış gecesinde şehrin ıssız arka sokakları kadar tehlikeli olabileceğini anlamalıyız.

Ne olup bittiğini anlamak için “dijital okur yazarlık” becerilerimizi geliştirmeliyiz. Aradığımız bilgiye nasıl ve nereden ulaşacağımızı, eriştiğimiz bilginin doğruluğunu nasıl teyit edeceğimizi öğrenmeliyiz. WhatsApp’tan, Facebook’tan, Twitter’dan bize ulaşan “çarpıcı” haber ve görüntülerin çoğu zaman zihinsel manipülasyon için üretilmiş içerikler olduğu gerçeğini aklımızdan hiç çıkarmamalıyız.

Sanal âlemde zihinsel manipülasyonlarla, telkinlerle, kışkırtmalarla mücadele için sığınaklar inşa etmeli, “işin doğrusunu” öğreneceğimiz web siteleri, sanal teyit mekanizmaları kurmalıyız.

Sanal olan her şey -tabiatı gereği- manipülasyona açıktır. O zaman “gerçek” muaşeretten, yüz yüze iletişimden asla vazgeçmememiz gerekir. Geleneksel sosyalleşme usullerimizi, “çevrimdışı” sosyalleşme zeminlerimizi terk etmemeli, sanal mecranın yegâne sosyalleşme zeminimiz hale gelmesine asla müsaade etmemeliyiz. Elimizle dokunabildiğimiz, sözünü kesebildiğimiz, kızdığında yüzünün kızardığını görebildiğimiz, bir şeyi komik bulduğunda kahkahasını işitebildiğimiz insanlarla temasımızı arttırmalıyız. Gazeteleri, dergileri, radyoları, televizyonları, seminerleri, konferansları, mitingleri hayatımızdan çıkartmamalı, kahvehane sohbetleri, ev gezmeleri, mezun buluşmaları gibi alternatif sosyalleşme ortamlarına sırtımızı dönmemeliyiz.

Sanal âlemde geçirdiğimiz zamanı kesinlikle sınırlamamız şart. Artık akıllı telefonlar her gün kaç saatinizi telefona bakarak geçirdiğimizi raporluyorlar. O raporlara bakarsanız sanal alemde geçirdiğiniz sürelerin zaman içinde nasıl arttığını görebilirsiniz. Nasıl obeziteden korunmak için yediğimiz yağlı, şekerli gıdaları sınırlıyorsak zihinsel manipülasyondan ve bilincimizi felç edecek bildirim bombardımanından korunmak için “ekran zamanımızı” sınırlamamız gerekiyor. Bizi telefonumuza köle eden uygulamalardan kurtulmamız şart. Buna üye olduğumuz WhatsApp gruplarının sayısını azaltarak, sitelerin, uygulamaların gereksiz bildirimlerini kapatarak başlayabiliriz.

Sosyal medyada er geç herkesin başına gelecek sanal linç, itibarsızlaştırma, sanal zorbalık gibi saldırılara karşı çok hızlı işleyecek hukuk mekanizmalarına ihtiyaç var. Ülkemizde hukuk çok yavaş işliyor. Her bilginin dehşet verici bir süratle yayılıverdiği sanal dünyada yavaşlığa tahammül olamaz. Kişisel verilerin korunması, unutulma hakkı gibi konularda etkin yasal düzenlemeler yapmamız şart.

Alınabilecek diğer tedbirleri sıralamaya devam edeceğiz.

 

 

Salih Cenap Baydar/Karar.com

Google+ WhatsApp