Sevgi sizin yürek ülkenizde

Sevgi sizin yürek ülkenizde


Geçtiğimiz günlerde eski komşularımdan biriyle karşılaştım. Alışveriş yapmış evine dönüyormuş, havadan sudan konuşurken, “Bu yıl Kovid-19 nedeniyle eve kapandım ama 14 Şubat çok yaklaştı, eşimin alacağı hediyeyi heyecanla bekliyorum” dedi. Düşündüm, eski komşumu heyecanlandıran acaba alınacak hediye miydi, ya da hediyeye bulaşmış bir sevgi sözcüğü müydü? Eşi tarafından sevildiğini, değer verildiğini bilmeye elbette hakkı vardı onun ancak bunun için kapitalist sistemin kurguladığı bir günü beklemek mi lazımdı? Her kadın ya da her erkek eşi tarafından sevildiğini hissetmek ister fakat nedense insan için bir damla sevgiyi vermek büyük bir serveti vermekten daha zor gelir. Çünkü almamıştır sevgiyi, yoksunluk psikolojine kapılıp, kendi çabası ile de üretmemiştir. İnsan bilmediği, tanımadığı şeyi nasıl verebilir? Veremiyor, vermiyor, vermek için çaba da göstermiyor. Onun bu zaafını bilen kapitalist sistem ürettiği yapay gün ve geceler üzerinden ürünlerini pazarlıyor ve insanların duygularını hiçe sayıp kullanıyor.

 

Kapitalist sistem kişiler arası ilişkilerin merkezinde yer alan dinamikleri yıkarak ruhsal açlığa, doyumsuzluğa ve sevgisizliğe yol açtı. İlişkileri anlamlı kılan ve sürekli hale getiren sevgiyi zedeledi ve bunun yerini maddiyatla, pazarladığı ürünlerle doldurabileceğini zannetti. Fakat insan için açılan o boşluk hiçbir zaman dolmadı, dolamazdı.

 

Her şey ters yüz oldu, hayatın akışına kapılan insanlar çocuklarına, eşlerine, ebeveynlerine, arkadaşlarına, dostlarına olan sevgi borçlarını unutup, menfaat odaklı yaşamaya başladılar. Bütün bunların sonucunda ise sadece çocuklar değil erişkinler de sevgi eksikliğinden bahsetmeye başladılar ve bu boşluğu doldurabilmek için aşırı yemek, aşırı alışveriş yapmak,  aşırı eğlenmek, aşırı harcamak gibi yollara başvurdular.

 

Kapitalist sistem kıskacına aldığı fertleri yönlendiriyor ve onlardan yılın bir gününü, hayatlarını paylaştıkları yol arkadaşlarına, eşlerine ayırmalarını istiyor. Masal burada bitmiyor, pazarlanacak ürünler gösterime sunuluyor ve fertler tüketime hazır hale geliyor. O güne özel hazırlanmış aksesuarlar, tek taş ya da pırlanta yüzükler, göz alıcı kıyafetler, tatil programları bir ay öncesinde sergileniyor ve kurbanlar bu ürünleri satın alacak kıvama getiriliyor. Afili ifadeler kullanılarak zihinler donuklaşıyor ve fahiş paralar harcanıyor, büyük eğlenceler, renkli merasimler düzenleniyor sonra da sevgi kapitalist sistemin çarklarında öğütülen bir metaa dönüşüyor. Satın alınan ürünler eşlerin sevgilerini ziyadeleştirmiyor fakat kapitalizmin işine yarıyor.

 

14 Şubat kapitalist sistemin bilinçsiz kitlelere kurduğu bir tuzak ve o gün adına tasarlanmış hiçbir şey insanlara hak ettikleri sevgiyi veremeyecek bu bir gerçek. Sözün büyüsüne kapılıp, ümit besleyenler, evliliklerini o güne denk getirmeye çalışanlar olacak, sıra dışı kutlamalarla dikkat çekmeye çalışanlara rastlayacağız, telefonlara özel mesajlar yağacak, özel hediyeler alınacak, alışverişler yapılacak, seçkin mekânlarda ziyafetler verilecek fakat kazanan sevgiye susamış yürekler olmayacak, kazanan yine kapitalist sistem olacak. 

 

Bildiğimiz ve dillendirmeye ihtiyaç duyduğumuz gerçek şudur: Sevgi aldığımız nefes kadar zengin ve içtiğimiz su kadar elzem bir değerdir ve birbirlerini seven insanlar özel bir güne, özel bir ana ihtiyaç duymazlar. Sevgi onların emek ve ilgileri ile gelişir ve büyür. Ve onlar besleyip büyüttükleri sevgilerinden emindirler, bunu sosyal medya üzerinden sergilemeye asla ihtiyaç.

Google+ WhatsApp