Sevgi evinin kızı hz. Fatıma

Sevgi evinin kızı hz. Fatıma


Sıradan bir akşam vaktidir. Hz. Ali ve eşi Hz. Fatıma oruçlarını açmak için sofraya oturmuş beklemektedirler. Her zerresi vahyin ışığı ile aydınlanan sevgi evinde Hz. Ali ve Hz. Fatıma günün rahmet ve bereketini bütün hücrelerinde hissetmektedirler. İşte tam da o sırada kapı çalar ve bir yoksul belirir, Hz. Fatıma ve eşi hiç tereddüt etmeden önlerindeki bütün yiyecekleri yoksula ikram ederler. İkinci ve üçüncü gün de oruçlu oldukları halde yine aynı vakitlerde kapıları çalınır ve yoksullar gelir. Allah onları sınamakta, kalplerinde büyüyen iman ve samimiyetlerini ölçmektedir.

 

Hz. Fatıma ve eşi nefislerinin değil vicdanlarının sesine kulak verir ve bütün yiyeceklerini yoksullara ikram edip, aç sabahlarlar. Tevazu kokan sevgi evinde yoksullar için ikram edilen o yiyecekler etkin bir söze, bir harekete dönüşür ve kalpten kalbe ulaşarak hayat bulur.

 

Hz. Fatıma’yı tanımak, onun biyografik bilgilerine vakıf olmak değildir, onu tanımak yaşamını hangi minval üzere sürdürdüğünü ve benliğinde taşıdığı değerleri çağlar ötesine kadar nasıl taşıyabildiğini doğru şekilde kavrayabilmektir. Yoksulluğun bağrında yeşeren cömertlik, diğerkâmlık ve adalet filizlerinin kurumuş kalplere ulaşıp orada nasıl hayat bulduğunu görebilmektir Hz. Fatıma’yı tanımak.

 

Bugün modern kültürün ayakları altında savrulan Müslüman hanımlar özleri ile buluşabilmek için Hz. Fatıma’yı yakından tanımalıdırlar. Müslüman hanımlar onun tutunduğu inanç, teslimiyet, riyazet, sabır ve samimiyeti içselleştirmeli ve sevgi evinde üretilen hayır ve bereketten istifade etmelidirler.

 

Hz. Fatıma bir evlat, bir anne, bir eşti fakat onun çatı kimliği İslam’dı… Yaptığı her işte, dokunduğu her zerrede, aldığı her nefeste Allah’ın rızasını arayan önemli bir değerdi O. İslam’ın asli değerleri ile çocuk denecek yaşlarda tanışmış ve öğrendiği değerleri benliğine ilmek ilmek nakşetmişti. O babasının biricik kızı, ciğerparesi ve aynı zamanda talebesiydi.

 

Risaletin ilk yılarında ağır baskılara maruz kalan Resulullah ve sahabeleri, cehalete batmış bir toplumu vahyin ışığı ile tanıştırabilmek için gece-gündüz çalışmaktaydı. Hz. Fatıma bu süreçte hep babasının yanında ve yakınındaydı.

 

Hz. Peygamberin gölgesinde büyüyen Hz. Fatıma adalet, şefkat, merhamet, vicdani duyarlılık, paylaşım gibi değerleri içselleştirirken bütün bunları kuşatan bir görevinin de olduğunu fark ediyordu. Hakkın tebliğini yapmak… Gerektiğinde canını ortaya koyabilmek, bedel ödemeyi göze almak ve kurulan tuzaklar ne olursa olsun insanlığı vahiyle tanıştırmak…

 

Hz. Fatıma göğsünde büyüttüğü erdem ve faziletleri ile İslam kadınının model aldığı bir hanım. Nitekim İslam’ın bekası için ağır bedeller ödeyen iki önemli değer, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin onun eğitim ve terbiyesi altında yetiştiler ve o kutlu yolculuğa anneden aldıkları enerji ile çıktılar. Hz. Fatıma evlat olarak, eş olarak ve anne olarak hepimizin modelliğine ihtiyaç duyabileceğimiz bir değer…

 

Hz. Fatıma eşinin en büyük destekçisi, çocuklarının eğitim ve terbiyesine önem veren bir anne ve sorumluluk bilinciyle yaşayan bir Müslüman’dı. İzole bir hayatı asla tasvip etmedi, topluma katıldı ve insanların sorunlarını kendine mesele edindi. O hayatın hep içindeydi, Uhud ve Hayber’de dâhil olmak üzere birçok savaşa katıldı ve yaralıları tedavi etti. 

 

Hz. Fatıma ve Hz. Ali her ikisi de Resulullahın feyzi, bereketi ve tedrisatı altında yetişmiş, bilinçli, şuurlu, sabırlı, cesaretli ve takva ehli kişilerdi. Onların yeşerttiği değerler, çocukları ve torunları üzerinden çağlar ötesine kadar uzandı ve meşale olmaya devam etti.

 

Allah onlardan razı olsun.

Google+ WhatsApp