Sessiz çığlık

Sessiz çığlık


Sessiz çığlık

 

 

İstanbul’un tenha sokaklarında yirmi yaşında bir genç boylu boyunca yatıyor. Etrafına toplanan insanlar ellerini dizlerine vuruyor ve “eyvah çok da gençmiş gitti hayatının baharında, bu uyuşturucu denen zehri kim musallat etti çocuklarımıza…” diye kendi aralarında konuşuyorlar. Ama hayallerini, istikbale açılan umutlarını, gönül cebinde taşıdığı yarınlarını terk edip giden gencin akıbetini bilen yok. Nedense açılan yarayı başında tedavi etmek yerine kronik hale gelmesini bekliyor sonra da işin içinden çıkamıyoruz…

Batı toplumlarında çocukları ve genç bireyleri koruma kanunu var. Bu konuda aktif olarak çalışan sivil kuruluşlar da mevcut. Koordineli olarak yapılan çalışmaların ne kadar başarılı olduğu tartışılır fakat gençlerin korunması noktasında bir hareketin bir kıpırtının olması ailelerin işini kolaylaştırıyor. Ülkemizde son yıllarda gençleri ve çocukları korumaya yönelik çalışmalara ağırlık verilmiş olsa da bu çalışmalar ne yazık ki yeterli gelmiyor. Aileler ne kadar çaba sarf ederlerse etsinler çocukları uyuşturucu tuzağına karşı koruyamıyorlar. Sokaklarımızda tehlike çanları çalıyor ve uyuşturucu tacirleri ellerini kollarını sallayarak geziyorlar.

 

Bir insanı silahla öldürmekle uyuşturucu tuzağına düşürüp öldürmek arasında bir fark var mıdır sizce? Peki, o zaman bizler bu cinayetlere ne kadar göz yumacağız? Katillerin aramızda dolaşmalarına ne kadar müsaade edeceğiz? Uyuşturucu tacirlerine geçit vermemek için siyasi bazda, sivil kuruluşlar bazında çalışmalar yapılıyor fakat buna rağmen çocuklarımız bu ağa takılmaya devam ediyorlar. Zira uyuşturucu ticareti, özellikle yoksul ülkelerde bir nevi psikolojik savaş unsuru olarak kullanılıyor… Yoksullaştırılan toplumlarda özellikle genç bireyleri uyuşturucu tuzağına düşürerek etkisiz hale getiriyor ve kapitalist çeteler böylelikle hem paramızı hem de çocuklarımızı bizden koparıyorlar. Gençlerimizin zihinlerini uyuşturarak onların düşünme kapasitesini köreltiyor ve sinsice öldürüyorlar.

Madde bağımlılığı sadece sağlık çalışanlarının ve psikiyatrların ilgilendiği bir mesele olarak görülüyor. Oysa bu sorunun köklü bir çözüme ulaşabilmesi için aile, okul, sosyal çevre, medya, sağlık çalışanları, siyasiler, aydın ve düşünürler, din adamlarının müşterek bir disiplin ağı altında çalışmaları ve genç bireyleri bilinçlendirmeleri gerekir. Yani multidisipliner bir yaklaşım sergilemeleri şarttır.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp