Sesimizi kime duyuracağız?

Sesimizi kime duyuracağız?


Sesimizi kime duyuracağız?

 

 

Hayrettin Karaman hocanın, “Böyle acı görülmüş müdür?” adlı yazısını okurken tarifsiz bir acı yaşadım. Zira söz konusu yazıda bilim kadını Afiyet Sıddıki’nin dramatik hikâyesi yer alıyordu.

İslam ülkeleri kapıları, pencereleri kırılmış virane bir evi andırıyor. Artık evi güvenli tutacak hiçbir şey kalmadı, hırsız kapıdan, pencereden girip, kadınlarımızın ırzına geçiyor, çocuklarımızı katlediyor, evlerimizde ne bulursa alıp götürüyor. Ümmet bilincini kaybedip,  birbirlerine düşen Müslümanlar ne canlarını ne de mallarını koruyabilecek durumdalar.

Afiyet Sıddıki’nin maruz kaldığı işkenceleri okuduğumda gayr-i ihtiyari başımı eğdim ve “güvenliğimizi kim sağlayacak? Sesimizi kime duyuracağız?” diye sordum. İlginçtir bu soruya makul bir cevap bulamadım… Zulüm bizim uzağımızda değil mahallemizde, sokağımızda az ötemizde… Fakat göremiyoruz…

 

Afiyet Sıddıki genç bir bilim kadını, nörolog, Harvard’dan ve birçok üniversiteden fahri diploması olan inançlı ve başarılı Müslüman bir kadın. Kendisi karanlık zindanlara hapsedilmeden önce insanları biyolojik silahların tahribatından koruyacak bir program üzerine çalışmaktaydı. Böyle bir çalışmanın yapılması kuşkusuz ABD’nin milyarlarca dolar harcadığı ve onlarca insanı katlettiği silahların etkisiz hale gelmesi demekti. ABD istihbaratı kendisinden söz konusu programı sonlandırmasını ve çalıştığı programı büyük bir meblağ karşılığında kendilerine vermesini istediler. Fakat “henüz bitirmedim” deyip bu teklifi reddetti. Ne yazık ki bu durum Afiyet Sıddıki’nin hayatını zindana çevirdi. ABD istihbaratı Pakistan polisi ile işbirliği yaparak hiçbir delil olmadığı halde üç çocuğu ile birlikte onu kaçırdılar. Küresel eşkıyaların gerekçe üretmekte ne kadar mahir olduğunu bilmeyen yoktur. Müslüman bilim kadınının çalışmalarını engellemek için ABD’de kaldığı dönemlerde kullandığı posta kutusunu El-Kaide üyelerinin de kullandığını gerekçe gösterip kendisini ağır işkencelerin yaşandığı Bagram Cezaevi’ne erkeklerin yanına hapsettiler. Sıddiki burada akla hayale gelmeyecek işkencelere maruz kaldı, tecavüze uğradı, bir böbreğini ve bağırsaklarının yarısını kaybetti.

İngiliz gazeteci Yvonne Ridley günlüğünde onun maruz kaldığı işkencelere değil bir kadın en güçlü erkelerin bile dayanması mümkün değil der.

Doktor Afiyet Sıddiki bilim kadınlığının yanında bir anneydi, kaçırıldığında üç çocuğu da yanındaydı. Daha sonra onlardan hiç haber alamadı. Cezaevinde kaybolan çocuklarının acısıyla hayal görmeye başladı, tedaviye ihtiyacı olduğu halde müdahale edilmedi. Ramazan ayında annesi ile yaptığı kısacık telefon konuşmasında şunları söyledi: “Efendimizi sıkça rüyamda görüyorum bir keresinde beni Hz Ayşe’ye götürdü ve kızımızı yanına al” buyurdu.

Büyük başarılara imza atan bir bilim kadını şantaj ve iftira ile kaçırılıp zindanlara kapatıldı, çocuklarından koparıldı, bütün hakları elinden alındı. Doktor Sıddıki kaçırılma anında şırıngayla bir ilaç enjekte edildiğini, gözlerini açtığında kendisini hapishanede bulduğunu söylüyor. Burada onu maskesiz ve üniformasız Amerikalılar sorgulamış, ona aylarca çocuklarının çığlıkları dinletilmiş.

2002 yılında ABD güçleri tarafından Bagram Hapishanesi’ne kapatılan ve burada Sıddıki’nin yaşadığı ağır işkencelere tanık olan Muazzam Begg hapishaneden çıkıp vatandaşı olduğu İngiltere’ye döndüğünde günlüğünü yayınlar ve burada Afiyet Sıddıki’nin yaşadığı ağır işkencelere ver verir. Günlükte 650 numaralı mahkûm olarak tanımlanan Afiyet Sıddıki’nin işkence tecavüz ve dayağa maruz kalan tek kadın olduğunu, tuvalet ihtiyacını erkekler tuvaletinde ve onların önünde gidermek zorunda kaldığını belirtir. Tarifsiz işkencelere maruz kalan Sıddiki’nin son durumu hakkında bilgi alınamıyor. Peki, zulme maruz kalan Müslüman bir kadının hakkını aramak hepimiz için bir sorumluluk değil midir? Bu soruyu Müslüman’ım diyen her kişinin kendine sorması gerekir.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp