Sermâye kavgaları

Sermâye kavgaları


Burada, husûsen Japon düşünür Karatani’den mülhem olarak çeşitli vesilelerle “devlet”, “ulus” ve “sermâye” bağlamlarında yatan çelişkiler ve gerilimler üzerinde durmaya çalışıyoruz. Tâkip edenler bilir, bu târihsel oluşumların(yapıların) içinde çok farklı “akılların” hâkim olduğunu vurguluyoruz. Hattâ , kimyâdan ödünç aldığımız bir benzetme ile devletin “katı”, ulusun “sıvı” sermâyenin ise “gaz” forumunda olduğuna işâret ediyoruz. Statik ve dinamik ölçüler üzerinden hareket ettiğimizde, bu üçlü arasında en statik olanın devlet, daha az statik olanın ulus; nihâyet en dinamik olanın sermâye olduğu da aşağı yukarı çıkarsanabiliyor. Başka bir açıdan bakıldığında, bâzılarının yaptığı gibi bunlardan herhangi birinin bir diğerine idirgenmeyeceğini düşünüyoruz. Altını çizmeye çalıştığımız başka bir husus da, bu yapıların mütecânis olmadıkları, kendi iç çelişkilerini taşıdıkları yolunda. Devlet ve ulus, egemenlik odağında gerilimli ilişkilere sâhiptir. Ama devletlerin devletlerle, ulusların ise uluslar ile sorunlu olduğunu zâten biliyoruz. Ama yetmez; devletlerin kendi içinde, ulusların ise yine kendi içlerinde sorunlu olduğunu görüyoruz. İlki elit dolaşımlarında, diğer ise ulusun bizzat içinden gelen “sınıf”, “etnik” ve dinsel ayırımlarla ortaya çıkıyor.

Eğer sermâye odaklı bakacak olursak, bunun devlet veyâ ulus aklı ile yer yer örtüştüğü, lâkin bunun genel geçer olamayacağına sık sık vurgu yapıyoruz. İçinde bulunduğumuz asırda sermâye ile ulus ve devlet arasındaki çatlakların alabildiğine büyümüş olduğuna da şâhit olmaktayız. Hâsılı Marx’ın en büyük yanılgılarından birisinin, devleti “sermâye tahakkümünün basit ve bağımlı değişkeni” olarak değerlendirmesi olduğuna da defâlarca işâret etmiş olduğumuzu hatırlıyorum. Bu yapılar görece özerk yapılar ve herhangi birisi ihmâl edilerek yapılan veyâ yapılacak değerlendirmelerin hata vermesi kaçınılmaz.

Bu değerlendirmelerde en düşündürücü olan sermâyenin iç çelişkilerinin neler olduğu meselesidir. Genel yaklaşım sermâyenin mütecânis bir davranış güdüsüne sâhip olduğu yolundadır. Kârın maksimizasyonu odaklı bir güdüdür bu. Evet ilk bakışta çok da yanlış görünmüyor bu bakış. Ama nasıl ki devletler ve uluslar kendi içlerinde çelişkiler üretiyorsa, sermâyenin de kendi içinde çelişkiler yaşadığını tahmin edebiliriz. Millî ve gayrı millî sermâye –eskiden komprador burjuvazi denirdi onlara– arasındaki ayırım zayıftır; lâkin sermâye içinde de bâzı çelişkilerin olduğunu hissettirir bize. Pekiyi bu ayırım nerededir? Meselâ “sınıf-ulus” gerilimi gibi bir iç gerilimi var mıdır sermâyenin?

Son “Gamestop” hâdisesi bunu görmemizi sağlıyor kanâatindeyim. ABD borsasında, türev piyasalarda yaşanan bir hâdise olduğunu görüyoruz. Wall Street Baronları olarak bilinen finansal çevrelerin senelerdir yürüttükleri bir oyunun ellerinde patlamasını anlatıyor Gamestop işi. Oyun kabaca şu: Bu finans çevreleri, belli şirket varlıklarını hedeflerine alıyor ve “ âdeta çocukların kendi aralarında oynadıkları çubuk oyunu misâli “kısa” ve “uzun” kıstasları etrafında değerlemelere gidiyorlar. Meselâ bir şirketin belli bir vâdede değer kaybedeceğine dâir bahis açıyorlar ve bu opsiyona oynuyorlar. Kısacası sun’i olarak belli bir şirkete değer kaybettirerek çökertmek ellerinde. Bunun karşılığında akıl amaz oranlarda paralar kazanıyorlar. Bahsi geçen sürecin ekonomik akılcılıkla bir alâkası yok. Ardında yatan akıl tamâmen kumar mantığı. Zâten yeni kapitalizme “kumar kapitalizmi” (gambling capitalism) denmesinin sebebi de bu. Bul karayı, al parayı... Bunu sokakta yaparsanız hapsi boylamanız işten bile değil; ama Wall Street’de yaparsanız başarılı bir ekonomik faaliyete imzâ atmış akıllı yatırımcı muamelesi görüyorsunuz. 2008 krizinde sönen onca ocak, iflâslar, varlık kayıpları, sokağa düşmeler, intiharlar üzerinden bu “yatırımcı” şirketlerin akıl almaz kârlar elde ettiği de ortaya çıkıyor. Kendi aralarından Lehman Brothers gibi kurban da verdiler, ama neticede kazanan kazandı. Kaybedenler de basılan karşılıksız paralarla yüzdürüldüler. Bunun faturası da vergiler ve borçlar olarak milyonların sırtına yüklendi. Son kurbanları Gamestop adlı bir bilgisayar oyunu üreten bir firma imiş. Ama her nasılsa bu adamlara nefret duyan bir grup genç yatırımcı aralarında örgütlenerek, yaklaşık 1,5 milyon insanın küçük mâlî katkılarını nette biraraya getirerek, kısaltmacılar, yani kısa çubuğa oynayanlar karşısında diğer opsiyonu ayağa kaldırıyorlar. O kadar başarılı oluyorlar ki Baronlara hatırı sayılır kayıplar verdiriyorlar. Forumlarında pek çoğu, anne babalarının 2008 mağduru olduğu ve bunu ekonomik kazançlar için değil, sâdece bu kan emicilere kaybettirmek için yaptıklarını ifâde ediyorlar. Küresel bir hareket bu ve sayıları şimdilerde 6 milyona ulaşmış vaziyette. Mücâdele kızışmış vaziyette. Bu “genç” hareketin yeni amacı, kâğıtlar ile gerçek değeri baskılanan gümüşü kurtarmak. 1820’lerde başlayarak tekmil dünyâya yayılan “Jön” hareketlerin asrımızdaki izdüşümünü idrâk ediyoruz gibi. Başarabilirler mi, emin değilim. Ama yaşananlar bize şunu gösteriyor: sermâyenin iç çelişkisi “para” ile “reel üretim” güçleri arasında. Sanki felsefedeki realistlerle nominalistlerin kavgasının ekonomideki yansıması. İlki diğerini borçlandırarak teslim alabilen, üzerinde kumar oynayan bir güç. Üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken derin bir kavga bu. Büyüyeceği de âşikâr…

Google+ WhatsApp