Şeriat düşmanlığı, Allah düşmanlığıdır(1)

Şeriat düşmanlığı, Allah düşmanlığıdır(1)


Şeriat dindir, din de şeriattır. Şeriatın sahibi Allah’tır. Allahû Teâla, beşikten mezara kadar ferd, aile, cemiyet ve devlet seviyesinde hayatımızı düzenlesin, hayatımıza hükmetsin diye şeriat gönderilmiştir.

 

“Sonra da seni (din işi; hayat işi) konusunda bir şeriatın üzerinde görevli, kıldık. Sen ona (şeriat’a) uy, bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma.” (Casiye Sûresi/ 18) 

 

Allahû Teâla, Hz. Muhammed (sav)’i bir şeriat ile göndermiştir. Hz. Peygamber (sav) bir şeriat adamıdır. Şeriatın dışına çıkmaya muhayyer kılınmamıştır. Hz. Peygamber (sav)’e ümmet olanlar nasıl şeriatsız bir hayat yaşamaya muhayyer olabilirler? Şeriata tâbi olma hususunda muhayyerlik yoktur. Şeriata tâbi olmak şeriattan taviz vermemek sadece peygamberlerin görevi değil, aynı zamanda o peygambere tâbi olan bütün insanların görevidir. Allah’ın şeriatı karşısında muhayyerlik iddiasında bulunmak, firavunluğa oynamaktır.

 

Şeriatı; Vahşet üreten rejim, parantezine hapsetme hakkını kendilerinde görenler, Allah’a meydan okuyanlardır. Şeriat=Taliban; Şeriat=El-Kaide; Şeriat=Terör ve şiddet; Şeriat=Vahşet gibi kolaycı, yaftalayıcı haince söylemlerle, tasavvurlar ve tavırlarla şeriatı mahkûm etmeye, sanık sandalyesinde oturtmaya kalkışanlar, Allah ile savaşa girenlerdir. Bu veya şu ülkedeki yanlış uygulamalar yüzünden Allah’ın şeriatına düşmanlık edilmez. Kalbinde iman olan şeriate düşmanlık etmek için bahane aramaz. Şeriatullah’a düşmanlık etmek için bahaneler, mazeretler üretenler, küfrü ve kâfirliği din edinmiş Allah düşmanlarıdır.

 

Asrımızın, günümüzün münkir ve müşriklerini, demokratlarını, laikçilerini, sosyalistlerini, liberalistlerini memnun etmek için “şeriat” kelimesine tepki gösteren, Allah’ın şeriatını tenkid eden bu ülkenin dünkü İslâmcı(!)ları, bila şekü şüphe bugünün isyancılarıdır. Allah’ın gönderdiği şeriatın her hükmü uğruna ölmeye değerdir. Şeriatın uğruna ölme gidilmeyecek hükmü yoktur.

 

İnsan ve toplum hayatını düzene koyan kuralların, hem bir çıkış kaynağı (esbab-ı mucibesi), hem kaynaktan sonra takip ettiği bir yolu (usûlü) vardır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de: Her ümmet için bir minhac ve şeriat tayin edildiği, sarih olarak beyan edilmiştir. “(Ey Muhammed!) Sana da o Kitab’ı (Kur’an’ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir.” (Maide Sûresi/ 48) Bir toplumun bütün ferdleri bağlayan kurallara (kanunların tamamına) şeriat denilir. Kuvvetin esas alındığı ve güçlülerin daima haklı olduğu “Orman Kanunu” deyimi, Arapça’da, “Şeriatü’ l-ğaab” olarak ifadesini bulmuştur. (Osman Zeki Soyyiğit, Şeriat Kavgası, İstanbul 1987, sh.19 vd)

 

İslâm’ı kabul etmeyen Mekke müşriklerinin; Dârû’n-Nedve’de toplanarak, bütün ferdleri bağlayıcı kanunlar çıkardıkları malûmdur. Bu kanunların tamamına “Bâtıl Şeriat” demek mümkündür. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de: “Yoksa onların (Mekke müşriklerinin) Allah’ın izin vermediği şeyleri (o fâsid) dinlerinden kendilerine şeriat yapan ortakları mı var? Eğer o fasıl kelimesi olmasaydı aralarında mutlaka (dünyada icra) edilmiş (işleri bitirilmiş)ti bile. Şüphesiz ki o zâlimlerin hakkı çetin bir azaptır.” (Şûra Sûresi/ 21) hükmü beyan buyurulmuştur. 

 

Dikkat edilirse, Dâru’n-Nedve’de kararlaştırılan ve Mekke’de yaşayan insanların tamamına uygulanan kanunlar da “Batıl dinden çıkarılan bir şeriat” olarak isimlendirilmiştir. Dolayısıyla her toplumun (ister hak, ister bâtıl) bir şeriatı vardır. 

 

Mustafa Kemal Nutuk isimli eserinde: “şeriat demek; kanun demektir, nizam demektir” cümlesini benzer mânâda kullanmıştır. Kendisi Osmanlı döneminin eğitim müesseselerinde yetiştiği için meseleye vâkıftır. 

 

Sonuç olarak şunu söylemek mümkündür: İnsan için iki yol vardır. Ya şeriatçı (kanun ve nizamdan yana) olacaktır, ya anarşist!.. Bu mânâda her laik devlet; vahyi esas almayan ve akla dayanan bir şeriat peşindedir. (Kelimeler Kavramlar/Yusuf Kerimoğlu, Sh: 361-362, İst/ 2011)

 

Şeyhül-İslâm İbn-i Kemal (Rh.a.) der ki: 

 

“Şerîat kim sarây-ı kibriyâdır

Hakikat mülküdür, muhkem binâdır

Anın taşını kim oynatırsa

Yerine başını koymak revadır!”

 

Yani şeriat, varlığı gerçeklerden oluşan çok büyük ve dayanıklı bir saraydır. Kim onun bir taşını yerinden oynatırsa, o taşın yerine kendi başını koysa buna layıktır. Şeriat düşmanlığı yapmak ve o düşmanlığa karşı sessiz  kalmak, toplumsal azaba davetiye çıkarmaktır!

Google+ WhatsApp