Serhat Beyi Osman örneği

Serhat Beyi Osman örneği


Cihan Padişahı Kanunî Sultan Süleyman, şehzadelerin sünnet düğünü münasebetiyle devlet ricaline bir ziyafet veriyordu. 

Ziyafetin ortalarına doğru Otağ-ı Hümâyun’un (padişah çadırı) yakınında bir patırtı koptu. Gürül gürül bir ses haykırıyordu: 

“Beni Hünkârımdan koparamazsınız! Biz serhat beyiyiz. Beç önlerinde kılıç sallarken itibarlıydık. Kılıç yerine baston tutunca gözden mi düştük?”

Vezirler korkuyla bakışırken, Padişah, sesin sahibini düşünüyordu…

Sesi tanır gibi olmuştu. 

Viyana kapıları geldi gözlerinin önüne, “Ya Allah bismillah” diye haykırıp kılıç sallayan serhat yiğidi Osman Bey’i hatırladı:

“Tez huzura alın” diye emretti, “Serhat kulu bekletilmez. Biz babadan böyle gördük.”

Bağıran adamı içeri aldılar. Yaşlı bir yeniçeri çorbacısıydı. Bir elinde çıkın, bir elinde baston vardı…

Bastona dayandığı halde topallıyor, zahmetle yürüyordu. 

Sultan Süleyman, görür görmez adamı tanıdı. Vatan için bin kere ölmeyi göze alan fedakârlardandı. Ayağa fırladı: 

“Osman’ım, serhat beyim, baba yadigârım!..”

Adam, yumruk olup genzini tıkayan hıçkırığı saldı: “Çok şükür unutulmadık!” diye mırıldandı.

Padişah, gözlerine inanamıyordu. Viyana kapılarını tek başına zorlayan doksan kara okkalık serhat yiğidi Pehlivan Osman’a ne olmuştu böyle?.. Nasıl bu derece zayıflamış, ihtiyarlamış, tanınmayacak hâle gelmişti? “Hele otur, soluklan” dedi, “anlat ki, neler oldu?”

Osman Bey oturmadı. Bastonuna dayanarak konuşmaya başladı: 

“Viyana önlerinde yaralandık, bastonsuz yürüyemez olduk. Anlayacağınız artık bizden serhat kulluğu geçmiş ola...”

Bir çıkın açtı, içinden işlemeli bir altın kâse çıkardı, Padişah’a uzattı:

“Bu kâse, sizin, Şahin Bey’e armağanınızmış. Şehit olurken bana verdi. En kıymetli malım budur. Şehzadelerimiz efendilerimizin sünnet düğünlerine armağan olarak getirdim. Gerçi sunulan hediyeler karşısında bunun bir ehemmiyeti yok; amma benim de verebileceğim başka bir şeyim yok. Kabul buyurunuz, Hünkârım...”

Sultan Süleyman kâseyi aldı, evirdi çevirdi. Bunu Şahin Bey’e hediye ettiğini hatırlıyordu. Osman Bey’e döndü: 

“Aldığım hediyelerin en değerlisi budur, Osman’ım... Hepsine bedeldir. Çünkü bir serhat yiğidinin yegâne kıymetli malıdır.”

Geri uzattı: “Aldım, kabul ettim; fakat bunu tekrar sana hediye ediyorum! Padişah hediyesini çevirmek âdet değildir. Şimdi artık sofraya otur. Hep birlikte taam edelim.”

Zorla sofrasına oturttu. Birlikte yemek yediler. 

Osman Bey müsaade isteyince kucakladı: 

“Bak a Osman Bey” dedi, “sakatlığını, ihtiyarlığını bahan edip ceng-u cidalden uzak durma. Çabuk iyileş. Serhat boyları bizi bekler. Yine birlikte kılıç sallayacağız!”

Bu söz serhat yiğidini diriltti, canlandırdı, Padişah huzurunda olduğunu dahi unuttu. Bastonunu kılıç gibi havaya kaldırarak gürledi: “Birlikte kılıç sallayacağız!”

İhtiyar vezir Pir-i Mehmet Paşa, gördüğü tablo karşısında gözyaşlarını tutamamış, başını ellerinin arasına alarak, “Bu ne büyük fedakârlık Allah’ım!..” diye diye ağlamaya başlamıştı.

O zamanlar kimse kimsenin fedakârlığı üzerine saltanat kurmazdı!

Google+ WhatsApp