Sentez…

Sentez…


Bu sütunun okurları, yazarın diyalektik metodu esas alan yazılar yazdığını bilir. Hazır ve basitçi ayırımları şüphe ile karşılayan bir bakıştır bu. Karşıtlıklar arasındaki bağları, süreklilikleri ve ortak paydaları ortaya çıkarmaya çalışır. Yadırgadığım, geleneksel, kadim diyalektik ve diyalektiğin modern yorumu arasındaki farklılıktır. Hegel ve Marx, Herakleitos veyâ Mevlâna gibi kadim hakimlerden çok farklı bir şekilde yorumlar diyalektiği. Onların bakışı sentezci diyalektiktir. Bu aslında bu kadim bilgi ve metodun Aydınlanmanın genel kabûlleri ile uyumlulaştırmaktır. Tez ve anti-tez arasındaki gerilimden bir sentezin doğacağına ve bunun da ilerleme olduğuna inanırlar. Meselâ Marx, kapitalizm ile sosyalizmin birer tez olduğunu; bunların çelişkisinden ileri ve eşitlikçi bir refah toplumunu olan komünizmin doğacağını öngörüyordu. Yâni kapitalizm tez, sosyalizm anti-tez, komünizm ise sentezdi.

Bugünlerde çok tartışılan dijitâl toplum kavrayışını çok genel düzeyde değerlendirdiğimizde , Marx’ın komünist sentez olarak târif ve tasvir ettiği üretim tarzıyla bâzı hususlarda çakıştığını görüyoruz. Marx, komünist toplumun başat niteliğinin “kol emeğine” olan bağımlılığın sona erdiği ileri bir otomasyon ve ve robotik evre olduğunu yazıyordu. Kimilerinin bilgi ekonomisi, kimilerinin dijitâl toplum olarak selamladığı, yakın geleceğin medeniyetinin nitelikleri arasında yer alan bir niteliktir bu. Marx’ın evrenselciliği ile küreselleşme arasında da bâzı benzerlikler olduğu söylenebilir. Marx sosyalist mücâdeleler neticesinde devlet ve ulusların koyduğu sınırların aşılacağını ve insanlık idealinde buluşulacağını iddia ediyordu. Bugün küreselcileri söyleminde de benzer vurgular ortaya çıkıyor. Ama herşey bu kadar basit değil. Daha berrak bir optikten bakıldığında görülen şu: Kapitalizm tek tip bir târihsel örüntü olarak gelişmedi. 20. asırda iki ana örüntüsü vardı: Çok katı devlet kapitalizmi ile hayli gevşek ve yumuşak olan devletli kapitalizm. İlki Demir Perde ve Çin’e; diğeri ise Batı dünyâsına izdüşüyordu. Ortak paydaları , devletli olmalarıydı. Sosyalizm zannettiğimiz tecrübe, tek başına bir mânâ ifâde etmez. Ren kapitalizmi de devletçiydi, New Deal ABD’si de. Fark katılık farkıydı, hepsi bu.

21. asra doğru eğer bir sentez olduysa bu; katı devletçi ekonomilerin, yâni reel sosyalist dünyânın, siyâsal tekelciliğini sürdürmeye devâm ederken, kapılarını sermâyeye açması ve ekonomik serbestiyeti de içeren modelleri hayâta geçirmesi üzerinden oldu. Çin bu sentezin adıdır. Hâsılı sentezlenme, devletçi kapitalizmin ana örüntüleri arasında oldu. Sosyal devlet adını da alan yumuşak devletçi Batı kapitalizmi çözülürken, Çin üzerinden yeni bir devletçi kapitalizm yükseldi. Hâlbuki Duvar’ın yıkıldığı günlerde bu böyle gözükmüyor,nâhak yere Batı’nın Doğu’yu, kapitalizmin sosyalizmi yendiği zannediliyordu.

Sermâye ve teknolojinin orijinal vatanı olan Batı’yı terk etmesinin esaslı sebebi, yeniden bölüşüm meselesiydi Yumuşak devletçi kapitalizmi geliştiren Batı yeniden bölüşüm yapıyor, sermâye üzerine sosyal yarar ilkesi üzerinden ağır vergiler koyuyordu. Hâlbuki katı devletçi kapitalizm yeniden bölüşüme kapalıydı ve koyduğu vergiler ya pek az veyâ hiç yoktu. Batı’nın veyâ kapitalizminin zaferi kutlanırken sermâye ve teknoloji şenliklerin bulandırdığı bir zihniyet uyuşmasını fırsat bilerek kaçıyordu. Diyalektik bu; aldanmamak gerektiğini ; en büyük hezimetlerin, en büyük olduğu zannedilen zaferler sırasında yaşandığını söyler.

Yaşananları görebilseydi, herhâlde en çok Marx şaşırırdı. O, komünist ütopyasının insan yabancılaşmasını sona erdireceğini, kol emeğinin yerini alacak olan kafa emeğinin ürünlerinin eşitlikçi olarak dağılacağını öngürüyordu. Hâlbuki bugün küreselciliğin algoritmaları, bu yabancılaşmayı keskinleştiren modeller ileri sürüyor, insansız, transhumanist bir medeniyetten bahsediyor. Sosyal Darvinizmin en keskin bakışlarını fütursuzca savunuyor. Robotların insanlara hizmet eder gözükürken, insanı baskılayacağı bir modeli umarsızca dayatmaya çalışıyor. Derinleşen eşitsizlik umurunda bile değil.

Doğrusu artık derin çelişki ve hesaplaşmanın devletler , uluslar ve sınıflar arasında değil, bizzat devlet olgusu ile sermâye olgusu arasında yaşanacağını düşünüyorum. Buna kısaca ekonomik akıl ile siyâsal akıl diyebiliriz. Bunun da en büyük çapta ,sermâyenin ve devletin yoğunlaştığı Çin’de yaşanacağını öngörüyorum. Şimdiye kadar berâber yol aldılar. Ama hesaplaşma kaçınılmaz gözüküyor. Sermâye, aklı kendisiyle çelişen varolan devletlerden kurtulup kendi küresel devletini kurabilecek mi? Hele şu ABD Doları meselesi bir aşılsın, göreceğiz. Çin devleti, bu oluncaya kadar küreselciliği destekleyecektir. Ama bu olduktan sonra esas çelişki su yüzüne çıkacaktır. Yeni dünyâ rezerv para biriminin Yuan mı, SDR mi olacağının tartışılmaya başlandığı gün bu kavga patlamış demektir..

Google+ WhatsApp