Sen bir ada değilsin ki

Sen bir ada değilsin ki


Sen bir ada değilsin ki 

 

 

Bir eğitim programında tanıştığım genç kız şöyle bir soru sordu: “Ailemle birlikte Eyüp Sultan’da yaşıyorum. Üniversiteyi bitirdim ve özel bir kurumda işe başladım. Artık paramı kazanabiliyor ve ayaklarımın üzerinde durabiliyorum. Geçen hafta kiraya çıkmak için bir ev baktım, ailem şiddetle karşı çıktılar. Kendi evimde özgürce yaşamak istiyorum. Biliyorum burada kimse benim yaptığım alışverişlere, gittiğim mekânlara, verdiğim kararlara karışamayacak. Fakat ailem buna karşı çıkıyor onları nasıl ikna edebilirim?”

Son yıllarda anne-babaların çocukların eğitim süreçleriyle ilgili çok fazla kafa yorduklarını görmekteyiz. Ancak hedefe yanlış mecradan yürüdükleri için ne çocuklar mutlu olabiliyor ne de anne babalar istekleri sonuca ulaşabiliyorlar. Ebeveynler ilk başta erdemli çocuklar yetiştirme gibi bir niyet taşımıyorlar, onlar sadece mesleki kariyer üzerine yoğunlaşıyor ve bununla her sorunun üstesinden gelebileceklerine inanıyorlar. Çocuk büyüyor, yüksek tahsil yapıyor, meslek ediniyor fakat bu kez anne-babalar bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamaya ve şikâyet etmeye başlıyorlar. Ebeveynler okuttum adam olsun diye neden bize saygı göstermiyor, neden erdemli davranışlar sergileyemiyor diye soruyor ve suçlu aramaya koyuluyorlar. Şunu baştan kabul edelim, diken ektiğimiz tarladan gül devşiremeyiz. O nedenle kendimize dönüp nerede hata yaptık diye sormak zorundayız.

Yüksek tahsil yapan, ebeveyninin dediği gibi para kazanıp ayaklarının üzerinde durabilen çocuklar neden acaba aileleri ile yaşamayı tercih etmiyorlar? Neden acaba bu çocuklar paylaşmayı sevmiyor ve hayatı tek kişilik bir adada yaşamaya karar veriyorlar?

Anne-baba bir arada yaşamayı ve paylaşımı savunuyor çocuksa yalnızlaşmayı özgürlük olarak addediyor ve her konuda kendime yetebilirim diye düşünüyor. Çocuk artık okudum, meslek sahibi oldum para da kazanabiliyorum aileme hiç ihtiyacım kalmadı diyor ama fotoğrafın arka yüzünden karanlık buharlar uçuşuyor. Genç birey de tıpkı ebeveyni gibi acı bir tecrübenin ardından ihtiyacı olan şeyin sadece para olmadığını anlıyor.

İstediğiniz her şeye sahip olabilirsiniz ancak sizin bazı gereksinimleriniz diğerlerinin gönlünde saklı ve siz bu gereksinimlerinizi ancak kendi türünüzle bir arada yaşayarak elde edebilirsiniz. Hattı zatında bir ada değilsiniz ki, gökyüzü ve denizle kucaklaşarak iktifa edebilesiniz. Bir çakıl tanesi değilsiniz ki, denizi yararak geçen balıklara basamak olasınız. Siz okyanusta bir damlasınız, kıyıya düştüğünüz anda buharlaşmaya ve yok olmaya mahkûm olursunuz. O yüzden okyanusun bir damlası olarak kalmaya mecbursunuz.

Çocuğun hayattaki tek ihtiyacının para olduğuna inanan anne-babalar farkında olmadan onu ıssız adaya mahkûm ediyorlar. Çocuk üç beş kuruş kazanmaya başlayınca aileden uzaklaşmaya ve tek başına yaşamaya karar veriyor. O özgürlüğün ancak bu şekilde elde edilebileceğini düşünüyor. Çünkü ötekilerle bir arada yaşamanın ve onların yaralarını sarmanın ne olduğunu bilmiyor. O yüzden ıssız adanın müdavimi olarak kalmaya mahkûm oluyor.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp