Sembollerin savaşı

Sembollerin savaşı

Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde, Arap cephesinde, Jön Türkler hareketinin direkt bir yansıması ve izdüşümü ortaya çıkmıştı: Fetât (Genç Araplar) Cemiyeti. İttihat ve Terakki Partisi iktidarının Arap coğrafyasına yönelik menfî siyasetinin oluşturduğu tepki ortamında Paris’te doğan hareket, Osmanlı sınırları içinde özerk bir Arap yönetiminin

Sembollerin savaşı

 

 

Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde, Arap cephesinde, Jön Türkler hareketinin direkt bir yansıması ve izdüşümü ortaya çıkmıştı: Fetât (Genç Araplar) Cemiyeti. İttihat ve Terakki Partisi iktidarının Arap coğrafyasına yönelik menfî siyasetinin oluşturduğu tepki ortamında Paris’te doğan hareket, Osmanlı sınırları içinde özerk bir Arap yönetiminin kurulmasını hedefliyordu. Kurucu kadroya göre, Araplar kendi iç işlerinde, yönetimde, eğitimde, adalet sisteminde ve ekonomide tamamen bağımsız olacak, ama dış işlerinde başkent İstanbul’a bağlılıklarını sürdürecekti. Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesinden hemen önce merkezini Beyrut’a, ardından da Şam’a taşıyan cemiyet, savaşın başlamasıyla birlikte hedefini “bağımsız ve birleşik bir Arap ülkesi” olarak güncelledi. Şerif Hüseyin ailesiyle de yakın temasa geçen cemiyet, çok geçmeden İngilizlerin kontrolü altına girdi. 1915’te cemiyet adına yayımlanan protokol, bütün üyelere ve sempatizanlara, İngiltere saflarında Osmanlı’ya karşı savaş çağrısında bulunuyordu.

Fetât Cemiyeti’ni oluşturan milliyetçi Arap liderler, Arap coğrafyasının “Osmanlı boyunduruğundan” bağımsızlığını ve birliğini sembolize eden bir bayrak da tasarlamışlardı. Bayrağı oluşturan dört renk (beyaz, siyah, yeşil ve kırmızı), tarihten günümüze Arap ordularının kullandığı başlıca bayrakların renkleriydi. Tasarım yapılırken beyaz, siyah ve yeşilin üzerine iki adet kırmızı üçgen kondurulmuş, altına da Iraklı şair Safiyyuddîn el Hillî’nin kısa bir şiiri yerleştirilmişti.

Bilahare Ürdün kralı olarak tahta çıkacak olan Şerif Hüseyin’in oğlu Emir Abdullah, sıkı irtibat içinde bulunduğu cemiyetin Şam’daki merkezini ziyareti sırasında bayrağı görerek, bir örneğini yanına aldı ve Mekke’deki babasına götürdü. İngiliz danışmanların yönlendirmesiyle bayrağın tasarımı yeniden ele alındı. Kırmızı üçgenlerden biri ve el Hillî’nin şiiri atıldı, çizgiler intizamlı hale getirildi. Evet, “Arap İsyanı”nın bayrağı burçlarda dalgalanmaya artık hazırdı.

1916’da patlak veren ve nihayetinde Arap coğrafyasının Osmanlı İmparatorluğu’ndan kopuşuyla sonuçlanan “Büyük Arap İsyanı”nın bütün aşamalarında bu dört renkli bayrak ve tasarım kullanıldı. 1922’de görünürlüğü artırmak adına, bayraktaki renklerin sıralaması siyah, beyaz, yeşil olarak değiştirildi, kırmızı renk de üçgen halinde sol yana yerleştirildi. 1921’de kurulan Mâvera-i Ürdün Emirliği (1946’dan itibaren: Ürdün Hâşimî Krallığı) bu tasarımı resmî bayrağı haline getirdi. Daha sonra da çok sayıda Arap ülkesi dört rengin farklı kombinasyonlarını bayraklarında kullanır oldular. Günümüzde Ürdün’den başka Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Sudan, Irak, Suriye ve Libya’nın da bayrakları, “Arap milliyetçiliğinin renkleri” ile süslü.

Filistin yönetimi de, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün 1 Aralık 1964 tarihli kararından bu yana siyah-beyaz-yeşil-kırmızı renklerden oluşan bayrağı kullanıyor. Filistin bayrağı, Ürdün Hâşimî Krallığı’nın bayrağıyla tamamen aynı tasarıma sahip. Yalnızca, Ürdün’ünkinde, kırmızı üçgenin üzerinde bir yıldız bulunuyor.

Bugün ABD ve Batı’nın Filistinlilere uyguladığı çifte standartı ve İsrail’in işgaline olan desteklerini protesto etmek için eline Filistin bayrağı alarak sokaklara dökülen kaç kişi, acaba bayrağın hikâyesinden haberdardır?

“Tarihin ironisi” diyebileceğimiz bu durum, tersinden, İsrail’in bayrağı için de söz konusu. İlk kez 1800’lerin sonunda, Jacob Askowith adlı bir Amerikan Yahudisi tarafından tasarlanan ve 1891’de Boston’da kamuoyuna takdim edilen bayrak (iki mavi çizgi, ortasında altı köşeli “Davud Yıldızı”), altı yıl sonra düzenlenen Birinci Siyonist Kongre’de üyeler tarafından kabul edildi. Sonraki yıllarda küçük değişimler geçiren bayrak, nihayet, İsrail’in kuruluşundan birkaç ay sonra, 12 Kasım 1948’de yeni devletin resmî bayrağına dönüştü.

İsrail’in kanlı geçmişi ve işgal siyaseti nedeniyle, hepimizin zihninde zulümle özdeşleşen bayrağın ortasındaki altı köşeli yıldız, -isminden de anlaşılacağı üzere- Hz. Davud ve oğlu Hz. Süleyman’ın resmî yazışmalarda ve mimarî eserlerde kullandıkları mühürleri aslında. İsrail, pek çok şey gibi, aslında İslâm’a ait olan bu muazzam sembolü de işgal ederek, Müslümanların yüreklerinden ve hafızalarından söküp almıştır. Eski İslâm imparatorluklarının göğüslerini gere gere kullandığı altı köşeli yıldız, şimdi bizim için yalnızca işgali ve barbarlığı çağrıştırmaktadır.

Bugün İsrail bayrağını -gayet haklı gerekçelerle- yerde çiğneyen, yakıp yırtan, üzerine tüküren kaç Müslüman, acaba bu bayrağın “çalınmış bir İslâmî sembol” olduğunun farkındadır? İsrail bayrağına “lanetlenmiş bir paçavra” gözüyle bakanlar, acaba arka plandaki hikâyeden haberdar mıdır?

Ortadoğu coğrafyası, sadece orduların ve siyasî fikirlerin değil, aynı zamanda sembollerin de savaştığı ve çatıştığı bir coğrafya. Sembollerin tarih içindeki dönüşümleri ve bugün bizim için ifade ettikleri birbirinden farklı anlamlar, aslında bizatihi Müslüman zihinlerdeki dönüşüme işaret ediyor. Yıllar geçtikçe oluşan devasa boşluğu ve hafıza kaybını telafi etmek, coğrafyamıza karşı vazifelerimizden biri, belki de birincisi.

 

 

 

Taha Kılınç/Yeni Şafak

Google+ WhatsApp