Selâm deyip geçmemeli

Selâm deyip geçmemeli


Selâm deyip geçmemeli

 

 

Başka milletlerin başına böyle bir şey geldi mi, bilmiyorum, ama “Harf Devrimi”nin, “Takvim Devrimi”nin, “Gün Devrimi”nin, “Saat Devrimi”nin, “Ay Devrimi”nin, “Ezan Devrimi”nin, “Dil Devrimi”nin, “Kıyafet Devrimi”nin yanı sıra, biz, bir de “Selam Devrimi” yaşadık!

Müslüman olduğumuz tarihten itibaren (Dokuzuncu Yüzyıl) dilimize yerleşen “Müslüman Selâmı” (Arapça kökenlidir, ama tıpkı ezan gibi, tüm dünya Müslümanlarının evrensel iletişimidir), 1930’lu yıllarda değiştirilmiş, önce askerlere ve memurlara “yeni selam” mecburiyeti getirilmiş, ardından herkese dayatılmıştır (şapka konusunda da durum aynıdır).

Buna göre “Selamün aleyküm” ya da “Esselâmu aleyküm” şeklindeki selam terk edilecek, onun yerine sabahları “günaydın”, öğleden sonra “tünaydın”,akşam vakti “iyi akşamlar”, gece bastırınca da “iyi geceler” denilecektir. Şaka gibi!..

Çocuktum. Bir sabah kalktığımda, babamı evde görmenin de keyfiyle (zira çoğunlukla gurbet ellerde olurdu) her sabah sınıfa girişte başöğretmenimin bize söylediği şeyi söyledim: “Günaydın.”

Okuduğu kitaptan başını kaldırdı, şaşkın şaşkın yüzüme baktı ve ciddi ciddi sordu: “Şimdi ben ne diyeceğim?” 

“Siz de günaydın diyeceksiniz babacığım.” 

“Anlamadım, niye ikimiz de aynı şeyi söylüyoruz, kelime mi bitti?”

Acımtırak gülüyordu. Ben ise şaşkındım.

“Oğlum” diye devam etti, babam; “Günün aydın olduğunu, yani güneşin doğduğunu ikimiz de biliyoruz, yoksa neden yataktan kalkalım?”

Kala kaldım. Söyledikleri mantıklıydı, ama neden öğretmenlerim ısrarla böyle selamlıyordu sınıfı? “Ne… Ne diyeyim?” diye mırıldandım o şaşkınlıkta.

“Selam ver oğlum” dedi, “Allah’ın selamını ver… Sabah selam, öğlen selam, akşam selam…”

“Günaydın selam değil mi peki?”

“Değil. Hiçbir anlamı da yok. Allah’ın selamını vermemek için öylesine uydurmuşlar. Tıpkı ‘bay’ ve ‘bayan’ gibi…

“Kimler uydurdu?” diye sordum, ama duymazdan geldi. Belli ki kafamı daha fazla karıştırmak istemiyordu. Sonra birden sordu:

“Öğleden sonra ne diyorsunuz?”

Onu biliyordum, hemen atıldım: “Tünaydın.”

“Tün ne demek?”

Yine kala kaldım (çok sonra öğrendim ki, “tün” gece, tünaydın “gecen aydınlık olsun” anlamında kullanılıyor. Gece ile aydınlığı bir araya getirmek bize özgü bir çelişki olsa gerek. Kaldı ki, o zaman, “iyi akşamlar” ya da “iyi geceler” demenin ne anlamı var?)…

“Bak” dedi babam, “Selamünaleyküm, selamette ol, korkma, endişelenme anlamında bir duadır. Vealeyküm selam ise duaya aynı karşılığı vermektir. Bir de ‘Verahmetullahi veberekâtuhu’ eklenirse, ‘Allah’ın selamı-selameti yanında rahmeti ve bereketi de üzerine olsun’ anlamı eklenmiş olur. Böyle anlamlı bir dua varken, anlamsız kelimeler söylemek akıllıca bir şey mi? Ayrıca senin selamını Türkçe konuşanlar dışında kimse anlamaz. Hâlbuki selamünaleyküm dersen, bütün Müslüman kardeşlerin seni anlar.”

O sabah bir şey daha öğrenmiştim. Öğretmenime söyleme gafletinde bulunmasam iyiydi, ama bulundum.

“Saçmalama!” diyerek beni kovdu.

Çaresiz okulda başka türlü, evde başka türlü selam verecektim: Babama başka, öğretmenime başka; yine paramparça olacaktım…

Şimdi söyler misiniz: Herhangi bir yerde karşılaştığınız başka bir milletten Müslüman bir kardeşinizi “günaydın”, “tünaydın, “iyi akşamlar” diye selamlayabilir misiniz? Selamlasanız sizi anlar mı? Ama “selamünaleyküm”derseniz, her Müslüman anlar. Şu halde selam da, tıpkı ezan gibi, Müslümanlarınortak dilidir.Bir nevi paroladır. Müslüman selamı Müslümanlar arasında kardeşlik köprüsüdür.

Selamın ve ezanın değiştirilmesi (başka herhangi bir dilde okunması) ise bu köprünün yıkılması, ortak dilin yok edilmesi anlamına gelir.

Öyleyse ısrarla “Müslümanca” selamlaşmaya devam! 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp