“Sekizyüz Elli Yedi”

“Sekizyüz Elli Yedi”


“Sekizyüz Elli Yedi”

 

 

İslâmın beklediği en şerefli gündür bu; 

Rum Konstantaniyyesi oldu Türk İstanbul’u! 

Cihana karşı koyan bir ordunun sahibi, 

Türk’ün genç padişahı, bir gök yarılır gibi 

Girdi “Eğrikapı”dan kır atının üstünde; 

Fethetti İstanbul’u sekiz hafta üç günde!

***

Bir fetih sohbetimde bu şiirin tamamını okumuş ve hangi şaire ait olduğunu kalabalığa sormuştum...

Pek çok şair adı saydılar, ama kimsenin aklına Nazım Hikmet gelmedi. Gelmezdi, çünkü onunla toplum arasında, aşılması imkânsız peşin hükümler vardı. 

Bir zamanlar topluma yapılan telkinlere göre o “komünist”ti, “kaçak”tı, “hain”di, “Türkiye düşmanı”ydı!..

Beynimiz fena halde yıkanmıştı. “Devletin doğruları”nı “mutlak doğru”sanıyorduk. Sonra devleti yönetenler sırayla şiirlerini okumaya başlarılar...

“Devletin doğruları”nı “zaman” yalanlamıştı.

Nazım’ın “Sekizyüz Elli Yedi” isimli “fetih şiiri” bir harikadır. Hele de ikinci kıtası beni mest eder. Ne zaman okusam içimde İstanbul dirilir:

“O ne mutlu, mübarek bir kuluymuş Allahın... 

‘Belde-i Tayyibe’yi fetheden padişahın,

Hak yerine getirdi en büyük niyazını: 

Kıldı Ayasofya’da ikindi namazını. 

İşte o günden beri Türkün malı İstanbul, 

Başkasının olursa, yıkılmalı İstanbul!”

Nazım’ın bu mısralarında, “İstanbul benim canım, vatanım da vatanım” diye inleyen başka bir büyük şairin (Necip Fazıl) iniltilerini duyarsınız.

Birden, zıt kutuplara taşıdığımız iki şairin İstanbul’a sahiplik konusunda ne kadar benzeştiklerini fark edip alabildiğine şaşırırsınız...

Veminel garaib!

Hoş, varolası devletimiz kendi ideolojik yapısını bir türlü aşamadığı için, kendisine aykırı düşünen her kafayı mutlak mânâda koparmaya azmetmiş, bu yüzden hiçbir şaire huzur vermemiştir...

Mehmed Âkif’in başına gelenler malum: İstiklâl Marşı şairinin İstiklâl Mahkemeleri’nde yargılanmaması için, devletten önce davranıp kendini Mısır’a sürgün etmiştir...

Sabahaddin Ali, Sinop zindanındatükenmeye terk edilmiş, tükenmeyince katledilmiştir...

Necip Fazıl, Nazım Hikmet gibi şairler hapishaneleri mesken tutmuş, her birine bir “kulp” (kimisine komünist, kimisine hain, kimisine mürteci demişler) takılıp öldürülmekten beter edilmiştir! 

Yahya Kemal’in bile vahim bir hikâyesi var: “Ezan-ı Muhammedi”nin yasak olduğu dönemde, kendini tutamayıp “Ezan-ı Muhammedi” başlıklı şiirinde,

“Emr-î bülendsin ey Ezân-ı Muhammedî,

Kâfî değil sadâna cihân-ı Muhammedî;

Sultan Selîm-i Evvel’i râmetmeyüp ecel,

Fethetmeliydi âlemi şân-ı Muhammedî” gibi mısralarda “ezan hasreti”ni dile getirdiğinden dolayı diplomatik pasaportuna el konulmuş, mahkemelerde süründürülmüştür. 

Nazım Hikmet, “Sekizyüz Elli Yedi” isimli “fetih şiiri”ni 1921’de yazdı. Üzerine o kadar gidilmeseydi, devlet biraz daha demokrat, azıcık müsamahakâr olabilseydi, kim bilir bu şiirlerden kaç tane daha yazmış olurdu.

Ve elimizde kim bilir kaç “Fetih Şiiri” daha bulunurdu. 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp