Seçim bitti, süreç işliyor, herkes işine!

Seçim bitti, süreç işliyor, herkes işine!


Seçim bitti, süreç işliyor, herkes işine!

 

 

Sonuçta başımıza “kral” seçmedik, altı üstü yerel seçim yaptık, belediye başkanları ile meclis üyelerini seçtik…

Aslında bu kadar vaveylaya gerek yoktu, ama gürültü çıkarmayı seven bir milletiz: Hak ettiğinden fazla önemsedik. Belediye Başkanı değil, “imparator” seçiyormuşuz gibi bir havaya girdik…

Sanki kaybeden kaybolacak, yok olacaktı!

Bu havada birbirimizi üzdük, kırdık, döktük!

Nihayet seçim bitti. Ama biz her zamanki heyecanlı ve kabullenemez halimizle aynı havayı iki hafta daha sürdürdük (Kıyamete kadar sürecek gibi de duruyor).

Yine “al takke ver külah” yaşadık!..

“Tekrar sayım” dedik, kesmedi, “tekrar seçim” istedik.

Bazı partiler İlçe Seçim Kuruluna, İl Seçim Kurulu’na, Yüksek Seçim Kurulu’na itiraz dilekçeleri verdiler.

İtiraz partilerin yasal haklarıdır. Kuşku duydukları zaman elbette mercileri harekete geçirecek, haklarını arayacaklar. Süreç işleyecek ve karara bağlanacak.

Ama bırakmıyoruz ki, süreç özgürce işlesin!..

Her ekrandan ses çıkıyor. Çıkan sesler de öyle sakin filan değil, düpedüz feryatlar, çığlıklar kopuyor:

“Seçim yenilenmeli?”

Tamam, bunu ben de istiyorum, çünkü İstanbul’un zuhül eseri kaybedildiğini düşünüyorum. 

Ama buna Yüksek Seçim Kurulu karar verecek, bağırıp çığırmayla olacak iş değil.

Bazıları bağırmakla da kalmıyor, düpedüz ajite ediyor, kışkırtıyor, şaibe yayıyor, karıştırıyor!..

Hiç olacak şey değil!

İktidar ya da muhalefet tarafındaki televizyon yorumcularıyla köşe yazarları daha az konuşsalar, daha az bağırsalar, eminim siyasi gerginlikler en aza iner!..

Aynı şekilde, futbol yazarları ile yorumcuları sussalar, futbolun bir “savaş” değil, nihayetinde bir “oyun” olduğu anlaşılıp kavgalar sona erer!

En azından, oyuncağı elinden alınmış çocuk gibi tepinmeseler!

Yahu Türkiye, adlî denetim altında demokratik seçim yapan ülkelerin çok nadir olduğu bir bölgede seçim yapıyor: Bu çok anlamlı, çok önemlidir. Önce bunun kadr-ü kıymetini bilmek lâzım… 

Seçimi şu adayın, bu adayın kazanması elbette önemlidir, ama nihayetinde dünyanın sonu değildir... 

Kazananlar da bu ülkenin çocuklarıdır, kaybedenler de... 

Sizin adayınız kazansaydı, her yer gül-gülistan olacaktı da karşı tarafın adayı kazanınca kıyamet mi kopacak?

Vakıa Ekrem İmamoğlu’nun partisi bu millet tarafından iktidardan kovulmuş (1950), bir daha iktidar görmemiş bir partidir, HDP ile işbirliği de ayrıca mide bulandırıcıdır. CHP yıllarca İstanbul’dan uzak kalmanın hıncıyla İmamoğlu’nun üzerine çullanırsa, bir de HDP “ağır diyet” isterse, işler sarpa sarabilir.

Umarım “Taç giyen baş akıllanır” sözü bu konuda da doğru çıkar!

Artık sükûnet zamanıdır…

Devletin en sorumlu makamında oturan, Sayın Cumhurbaşkanımız bile “uzlaşma” çağrısı yapıyor. Hatırlayın ki, bugünkü tablonun ortaya çıkmaması için en çok çaba gösteren, en fazla koşturan, en ziyade yorulan insan Sayın Erdoğan’dır. Dolayısıyla alınan sonuçlardan en fazla incinen odur…

Buna rağmen, seçim sonuçları üzerine yapılan spekülâsyonlardan, kavgalardan o da bıkmış olmalı ki, herkesi sükûnete çağırıyor…

Hatta aynı Kılıçdaroğlu bile “Türkiye’nin gerçek gündemine dönmek”ten bahsediyor.

Peki, bu yorumculara ne oluyor? 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp