Savaşın katmanları

Savaşın katmanları


Bir üretim gücü olarak Batının, giderek sertleşen bir düşüşe geçtiği, târihsel birikim ve avantajlarını Asya’ya kaptırdığı ve bu sürecin bir türlü önünü alamadığı bir evrede ABD ve İngiltere’nin tekmil dünyâyı neden savaş iklimine soktuğunu anlayabiliyoruz. Elinde, üstünlüklerini hâlâ devâm ettirebildiği bir kaç kalem kalmış görünüyor. Dolar, olanca yıpranmışlığına rağmen hâlâ dünyânın rezerv para birimi olmak niteliğini devâm ettiriyor. ABD ordusu hâlâ dünyânın en güçlü ordusu. Pek çok rakibinin toplamından daha fazla bir güç bu. Nihâyet, dünyâ kamuoyunu şekillendirme husûsunda Batı’nın rakibi yok.

 

Artık herkes biliyor ki ABD, küresel ihtişâmını dev bir tüketim gücü olarak sağladı. Tüketim ile bitişen refah idealinin ölçülerini o koydu. Muazzam bir çekim sahası olarak, diğer milletlerin hayranlık ve gıpta ile baktığı bir örüntüye dönüştü. Buna, Sovyet tehlikesi karşısında sırladığı ve kendisine bağımlaştırdığı Avrupa da dâhildi. ABD, bu sûretle, on senelere sârî olarak “insan kaynakları” dâhil kendi dışında kalan dünyânın artığını, değerlerini âdeta hortumladı. 1950-1970 arası “hârika” bir devirdi bu. Bu devirde, ABD’nin “tüketim-refah” devleti olmasını destekleyen devâsa bir üretim gücü vardı. Gelin görün ki, İbn-i Hâldun’un asırlar evvel geliştirdiği nazariyeyi doğrularcasına, tüketim alışkanlıkları, üretim disiplinini yavaş yavaş çözdü. 1970’lerden başlayarak gerek sermâye gerek emek verimliliğinde derin düşüşler yaşanmaya başladı. Ayrıca ABD Doları’nın, oranı düşürülmüş olsa da altın disiplinine bağımlılığı vardı. Altın ödemeleri sebebiyle stokları da erimekteydi. 1970’lerin başında bu işlerin altından kalkamayacağını anlayınca altın standardını terk etti. ABD, 1970’lerde, Nixon Şoku olarak bilinen bir kararla sınırsız dolar basımına geçti. Enerji ticâretini dolara bağladı. Ortadoğu’ya büyük yatırımlar yaptı. Bu sûretle, hem batan şirketlerini borsada yaşatmanın; hem de dünyâyı ağır borçlar altına sokarak küresel ayrıcalıklarını devâm ettirmenin yolunu buldu. Ama artık bu süreç bizzat kendisine karşı işliyor. Basılan paralar olmasa, ABD ekonomisinin yaşaması mümkün değil. Ama aynı hacim, ekonomiye bir katkı da sağlamıyor. Ağır bir enflasyon olarak geri dönüyor. ABD tıpkı eroin bağımlısı gibi. Eroini almazsa krize giriyor, alırsa ölüme yaklaşıyor.

 

1990’lardan sonra beklenmedik iki gelişme yaşandı. İlkini zaferi zannetti. Sovyetler çökmüştü. Onu bir güzel yağmaladı. Bu yağmanın ilânihâye devâm edeceğini zannetti. Ama 2000’lerden başlayarak Putin, Rus aklını ve müesseselerini ayağa kaldırdı. Doğu Avrupa’yı kaybetmişti. Ama Asya’daki eski nüfuz alanını yeniden toparladı. daha mühimi, ABD’nin Avrupa’daki kontrolünü geriletecek bir süreci başlattı. Yaşlı kıt’ayı enerji açısından kendisine bağımlı kıldı. (Herhâlde o günlerde zafer çığlıkları atanlar, Sovyet izolasyonunun sona ermesinden dolayı bugün çok pişmandır)

 

İkinci gelişme ise, Çin ve Hindistan’ın ekonomik yükselişiydi. Emek yoğunluklu sanayiden, yavaş yavaş sermâye ve nihâyet teknolojik yoğunluklu sektörlerde bu iki kadim güç Batıyı içinden boşaltıyor ve güçsüzleştiriyordu. Tek mesele doların imparatorluğuydu. Ama 2008 krizinden sonra gerek kripto para piyasaları, gerek altın karşılığı ödeme pratiklerinin yavaş yavaş sahneye çıkması bu imparatorluğu da zora sokuyor. Tahminim, 3. Genel Savaş, doların hâkimiyetine son verecek. Rusya-Ukrayna savaşı, uygulanan ambargolar bu süreci hızlandırmaktan başka bir işe yaramayacak görünüyor. Batı, aldığı akıl dışı kararlarla Rusya’yı hızla Asya’ya itiyor; Çin ve Hindistan ile buluşturuyor.

 

Hâl böyleyken işi savaşa sürmenin, ABD’nin militarist ekonomisine bir canlılık kazandırdığını, enerji fiyatlarının yükselmesinin ona taze kan sağladığını söyleyebiliriz. Ukrayna’da savaşın bitmesini istememeleri de bu yüzden. Ama bu gidişâtın, ne kadar sürdürülebilir olduğunu, orta vâdede nelere gebe olduğunu bilmiyoruz. Doğrusu, Avrupa’nın alacağı tavır çok belirleyici olacak. Eğer kendi reel çıkarları baskın gelirse, ABD ve İngiltere’yi boşa düşürecek adımlar gelebilir. Bu da Avrupa’nın Atlantik’e mesâfe alması ve yeniden Avrasya’ya eklemlenmesi demektir. Değilse Avrupa hızla faşizme evrilecek demektir. O zaman da, “Hoş geldin 3.Dünyâ Savaşı” diyeceğizdir. Yırtık Balkanlar’dan başlar, Doğu Avrupa’yı içine alır ve kıt’anın içlerine doğru derinleşir. Bu da yaşlı kıt’a tarafından ne kadar taşınabilir, tartışılır.

 

Diğer bir kilit noktasının ise Hindistan olduğunu görüyoruz. Pakistan’da İmran Han’ın bir meclis operasyonu ile devrilmesini, bunun ilk aşaması olarak değerlendirdiğimi ifâde etmeliyim. Bundan sonra Hindistan’da olup bitenleri iyi tâkip etmek gerekiyor.

 

Angloamerikan ittifak durmuyor. Neoconlar tam mesâî çalışıyor. Tansiyonu düşürmek bir tarafa, iyice yükseltiyorlar. Ukrayna yetmiyormuş gibi, bir kartı da Gürcistan’da açıyorlar. Tayvan’da gövde gösterisi yapıyorlar. Endişem, gözlerini karartmış görünmeleri. Tek kutuplu bir dünyâdan çok kutuplu bir dünyâya geçilecekse, bunun bedeli, korkarım ki çok ağır olacak….

Google+ WhatsApp