Savaşın kadınları

Savaşın kadınları


Savaşın kadınları

 

 

8 Mart, sözümona “Dünya Kadınlar Günü”ydü. Bu münasebetle muhafazakâr bazı kuruluşlar bile tuhaf programlar yaptılar. İçimden dedim ki: “Niyet ne kadar halis olursa olsun, şuur eksikse iş çığırından çıkıyor!”  

Kapitalist mantığın kadını sokağa çekip kirleten amacına bir güzel hizmet ettiler! 

Reklâmlarda “araç”, podyumda “askı”, meyhanede “masa”, pazarlamada“kasa”, siyasette “imaj”, ticarette “aksesuar”, televizyonda “reyting” (kadını harcayan çok daha iğrenç alanlar var) olarak kullanılan kadınlardan kimse söz etmedi. 

“Başarılı kadınlar” türünden programlar yapanlar da “kadının asıl başarı”alanının erkeklerle yarışmak değil, “doğru insan” yetiştirmek olduğunu özenle saklamaya çalıştı.

Hele hele bu ülkenin kazanılmasında canını dişine takarak çalışan “fedakâr kadınlar” hiç akla getirilmedi.

Oysa bu ülkenin selâmeti için savaşan kadınlar, hatta çocuklar var. Batı’nın normları kendine, madem böyle bir gün ihdas edilmiş, neden kendi varlığımıza uygun şekilde programlar yapmayalım?

Mesela neden Çanakkale’nin ve Milli Mücadele’nin “kahraman kadınlar”ını anlatmıyorlar?

Meselâ,Çanakkale’de, sonra Milli Mücadele’de isim yapmış bir kahraman mücahide var: Hatice Hanım…

Anafartalar’da 56. Fırka’da savaştı. Sonra Milli Mücadele’ye katıldı. İzmir’de Yunanlılara esir düştü. Buradan Manisa’ya kaçtı ve Bandırma üzerinden İstanbul’a geçti. Sonra da İnönü Muharebelerine katıldı. 

Kadın olduğunun bilinmesini istemediği için kendisini herkese “Ahmet” ismiyle tanıtmıştı. 1926 yılında bir gazeteye verdiği demeçte, şunları söylüyor:

 “Adım Ahmet’ti. Benim kadın olduğumu kimse bilmiyordu. Şarapnel ve kurşunlarla dokuz yerimden yaralandım. Milli muharebemize gönüllü eşlik ettim. İzmir işgal altındayken İzmir’deydim. Mösyöler Yunanlılarla birlikte kışlamıza hücum ettiler. Yaralanan askerlerimizi İzmir Gureba Hastanesine yetiştiriyordum. Beraberimizde hastabakıcı hanımlar da vardı.”

Milli Mücadele boyunca pek çok cephede amansızca savaşan Hatice Hanım,Kütahya cephesinde, Çay ve Dumanlıpınar muharebelerinde de bulundu.

Gâzi Fatma Çavuş (Dönmez Çavuş): Alaşehirli Gazi Fatma Çavuş,Çanakkale’ye babası ve ağabeyi ile birlikte gönüllü gitmişti.

19’uncu Tümen’de aylarca savaştı. Kısa zamanda o kadar kahramanlık yaptı ki, silah arkadaşları onu parmakla göstermeye başladılar. Birkaç defa yaralandı, gazi oldu. Derken, gözünü budaktan sakınmaması yüzünden, onu tümenin postacısı yaptılar. Gizli emirleri cepheden cepheye taşıyordu…

Ayrıca da düşman hakkında komuta merkezlerine bilgi ulaştırıyordu...

Bir görev sırasında yakalandı. Birliklerimiz hakkında bilgi vermesi için ona envaı çeşit işkenceler yaptılar. Parmaklarını ezdiler. Hançerle yüzünü çizdiler: Yine de konuşturamadılar. “Dönmez” lâkabı bu yüzden verildi: “Dönmez Çavuş” oldu...

Bir yolunu bulup kaçtı. Parmakları ezikti, fakat yüreği sapasağlamdı. Vatanı için yapacak daha çok şeyi vardı: Yaptı da…

Nezahat Onbaşı: On iki yaşlarındayken annesini kaybetmişti.Acısı hafiflemedenbabası Albay Hafız Hamid Bey, Çanakkale’ye gitmek durumunda kaldı. 

Evde kızına bakacak kimsesi yoktu. Fazla düşünmeye gerek görmedi: “Hadi bakalım kızım, birlikte gidiyoruz!” dedi, kızını da savaşa götürdü.

Çanakkale’de gidip, 70. Alay’a katıldılar. Küçük Nezahat yüzünden alayın adı “Kızlı Alay”a çıktı, ama baba-kız buna aldırmıyordu. Savaştılar.

Çanakkale Savaşı bitince, Milli Mücadele başladı. Küçük Nezahat biraz büyümüş olarak hâlâ babasının yanındaydı…

70. Alay, Gediz Cephesi’nde Yunan kuvvetlerinin amansız saldırısı karşısında bozulup askerler dağılmaya başlayınca, küçük Nezahat ortaya çıktı. Geri çekilen askerlerin önüne kale gibi durdu, kollarını sonuna kadar açarak bağırmaya başladı: “Ben babamın yanında ölmeye gidiyorum, siz böyle nereye gidiyorsunuz?” 

Geri döndüler. Tekrar siperlere girip savaşmaya başladılar. Askerlerden çoğu şehit oldu, ama düşmanın ilerlemesi de durduruldu. Küçük Nezahat ise bu cesaretinden dolayı onbaşı oldu. Ama İstiklal Madalyası verilmesi 1986 yılına kaldı. 

Nihayet bu tarihte Dolmabahçe’de düzenlenen bir törenle kendisine şükran madalyası verildi.

Dünya Kadınlar Günü’nü kutlayan muhafazakârlar bile öylesine “feminizm”in etkisine girmişler ki, kendi analarını tanımıyorlar! 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp