Savaşı büyütmek

Savaşı büyütmek


Karabağ civârındaki Ermenistan işgâli altındaki coğrafyalarda çatışmalar devâm ediyor. Minsk Üçlüsü’nden Fransa ve ABD bir tarafa, esas mühim olan, Rusya’nın, süreci “mazlum” Ermenistan ve “saldırgan” Türkiye gerilimi senaryosuna oturtan Paşinyan’ın destek çağrılarını terslediğine şâhit oluyoruz. Bu da Âzerbaycan’ın hareket serbestisi ve zaman kazanmasını sağlıyor. Türkiye ve Âzerbaycan işgâl altındaki topraklar kurtarılıncaya kadar harekâtı devâm ettirmekte kararlı görünüyor.

ABD’nin son senelerde tâkip ettiği siyâsetler ihmâl edilerek gelişmelerin nasıl seyredeceği husûsunda yapılan değerlendirmelerin hatâlı olacağı kanaâtindeyim. ABD her ne kadar iç kamuoyu îtibârıyla kaotik bir seçime kilitlenmiş gibi görünüyorsa da, bu kendisine küresel mânâda bir zaaf doğurmuş değil. ABD’nin kurduğu ve sâhibi olduğu dünyâ hegemonyasını idâme ettirmek adına yürüttüğü siyâsetler hiçbir aksama göstermiyor ve saat titizliğinde işlemeye devâm ediyor. Sâdece Pompeo’nun ziyâretler trafiği bunu ispata kâfî gelecektir.

ABD’nin sâbitelerinden birisi AB’yi alabildiğine geriletmektir. Bunun için Doğu Avrupa’yı, Balkanlar’ı ve Yunanistan’ı kullanıyor. NATO Baltık’tan Girit merkez olmak üzere Akdeniz’e doğru yeni bir dikey eksene çekiliyor. Hedefinde Rusya’yı çevrelemek ve Karadeniz’deki Rusya hâkimiyetini sıkıştırmak olduğunu biliyoruz. Burada baskılanmak istenenin sâdece ekonomik seviyede değil içerdiği siyâsal potansiyel üzerinden muhtemel Almanya-Rusya yakınlaşması olduğu açıktır. Girit hakikâten de mühim bir nirengi noktası. Çevreleme Ege’yi de kapsıyor. Kuzeyde Dedeağaç üssü parantezi kapatıyor. Bu sürecin, artık “söz dinlemez” bir müttefik olan Türkiye’nin Doğu Akdeniz açılımını da tehdit ettiğini görmemiz elzemdir.

İkinci olarak Karadeniz’de Rusya’yı zayıflatmak adına Âzerbaycan—Ermenistan hattı esas alınarak Kafkasya’da düğmeye basıldığını tâkip edebiliyoruz. Bu, evvelâ Gürcistan ve Ukrayna’da başlayan bir tecrübenin devamına işâret ediyor.

Üçüncü hat ise Girit’ten kuzeye, Ege ve Boğazlar’a kıvrılan bir çevrelemeye paralel olarak Kıbrıs, Levant (Sûriye) ve Mezopotamya’yı (Irak) içine alan bir eksene oturuyor. Bu hat aynı zamanda İsrâil’in çıkarları ile uyumlulaştırılan bir mâhiyete sâhip. Türkiye’yi güneyden kuşatıyor. Kapsamında, İran’ın bu coğrafyadan püskürtülmesi, Rusya’nın ağır yaptırımlarla Esad rejimi ile arasındaki bağın zayıflatılması ve Sûriye’de Kuzey Irak’ı da içine alan bir PKK Devletinin kurulması var. Yatay mâhiyetteki bu hat dallanıyor ve Kızıldeniz’e doğru yeni bir dikey boyut kazanıyor ve Arap Yarımadası üzerinden Hint Denizi’ne kavuşuyor.

Libya ise nihâî tahlilde başka bir mesele. Bunun Afrika’daki nüfûz meselesinin odağında düşünülmesi gerekiyor. Ama üç hat üzerinde dizilim gösteren devletlerin pek çoğunun (belki İran müstesna) burada da varlık göstermesi, Libya’yı; Levant, Mezopotamya ve Kafkasya’da olup bitenlere eklemliyor.

ABD ve İsrâil’in merkezde olduğu siyâsetler Arap dünyâsında çok başarılı oldu. Arap dünyâsını ezdi ve her kalıba girebilecek bir yumuşaklıktaki bir kıvama erdirdi. Türkiye ve İran ise buna direndi. Artık ABD-İsrâil ikilisinin hedefinde bu iki târihsel devlete diz çöktürmek olduğu âşikâr. Rusya ise üzerindeki baskıyı İran ve Türkiye ile kurduğu dengelerle karşılamaya çalışıyor. ABD-İsrâil ikilisi ise bunu görüyor. Gündemlerinde bu üç devleti arasındaki cârî ve muhtemel sorun alanlarını büyütmek ve bunları birbirine kırdırmaya dayalı senaryolar var. Ermenistan-Âzerbaycan çatışması bu amaç için biçilmiş kaftan görünüyor. Rusya bir ikilemle karşı karşıya getirilmiş durumda. Ermenistan’da bir “renkli devrim” yapılarak Batı yanlısı Paşinyan iktidara getirildi. Şu suali bir soralım: Eğer Rusya’ya kayıtsız şartsız bağlı bir idâre Âzerbaycan’a saldırsaydı, Rusya bu kadar sessiz kalır mıydı? Ama Ermenistan’daki Batı yanlısı idârenin tasfiye edilmesi için Âzerbaycan’ın Türkiye destekli harekâtına ses çıkar(a)mıyor. Ama gelişen Âzerbaycan-Türkiye ittifâkından son derecede rahatsız olduğu âşikâr. Diğer taraftan İran da ikilemde. Müslüman Âzerbaycan karşısında açıktan Ermenistan’ı destekliyemiyor. Ama Türkiye-Âzerbaycan ittifâkının derinleşmesinden İran da son derecede rahatsız. El altından Ermenistan’a destek vermeye çalışıyor.

Şimdi resme uzaktan bakalım. Kırım üzerinden Ukrayna’da, İdlib üzerinden Sûriye’de, Sirte üzerinden Libya’da Türkiye ve Rusya gerginliği büyüyor. İsrâil baskısı üzerinden Rusya-İran bağı zayıflıyor. Şimdi ise Âzerbaycan üzerinden bu üç devlet yeni bir fay hattına çekildi. Paşinyan ise kendisine dikte edilmiş bir repliği papağan misâli tekrar ediyor ve savaşı büyütmek için elinden geleni yapıyor.

Son olarak herkesin düşündüğü, ama kimsenin seslendirmediği bir şeyi söyleyeyim: Kimse kusura bakmasın ama Azerbaycan’ın Türkiye ile can düşmanı olan İsrâil ile kurduğu yakın ilişkiyi; Aliyev-Netanyahu fotoğrafını bana hiç bir mâzeret hazmettiremez.

Google+ WhatsApp