Savaş….

Savaş….


Hegemonyalar ebedî değil. Modern târihler îtibârıyla İtalya, İspanya, Hollanda, Fransa ve Britanya hegemonileri zaman içinde nasıl sönümlendiyse ABD hegemonyasının sönümlenmesini o kadar tabiî karşılamak gerekir. Târihin çevrimleri var. Bu çevrimler ilk başta zannedildiği gibi dâirevî değil; daha çok “spiral”. Bütün mesele geçişlerin karakteri ile alâkalı. Bu geçişlerin sebepleri şaşırtıcı bir şekilde benzeşiyor. Hepsi büyümekten muzdarip. Ağır mâliyetler, üretim verimliliğinin düşüşü, finansal şişmeler, fiyatların yükselmesi; yâni hiper enflasyon ve çöküş… İspanya, Latin Amerika’dan yağmaladığı altın ve gümüş bolluğunun tesiri; nihâyetinde de yaşanan ve târihe “fiyat devrimi” olarak geçen sürecin baskısı altında düşüşe geçti. Hollanda’nın Lâle Borsası fiyaskosu da benzer bir süreçtir. Fransa’nın başına gelenler kıt’a ötesi operasyonlarının hazineye yüklediği ağır mâliyetleri karşılayamaması, finansal kriz ve devrim ile hülâsa edilebilir. Napolyonik savaşlar bunu aşmak için son çırpınış oldu. Ama nafile; Fransa kaybetti. İngiltere’nin görece uzun süren hegemonyasının çözülme sebebi de İngiliz devletinin ağır borçlanmaları ve sömürge mâliyetlerinin altında kalmasıydı.

Bugün ABD için de tablo genel olarak farklı değil. Çin ile giriştiği rekâbet ABD’yi tehdit ediyor. Ağır borçlanmalar, bunu karşılamak için yürüttüğü dolarizasyon siyâsetleri, senelik %3‘lük büyüme şartını yerine getiremeyen durgunluk, dünyâ egemenliğini devâm ettirmek için beslediği orduların artan mâliyetleri ABD hegemonyasını sarsıyor. Çin kazanacak demiyorum. Çünkü 1870’lerde Britanya’nın yaşadığı düşük verimlilik göstergeleri gözleri büyüyen ve güçlenen geç kapitalist Almanya’ya çevirmiş; ama beklenmedik bir şekilde ABD’ye kazandırmıştı. ABD hegemonyasının sönümlenmesi hangi gücü yükseltecek, bilmiyorum. Ama bunun artık mukadder bir gelişme olarak yaşanacağından eminim.

Benzeşen süreçler kadar bâzı benzeşmezlikler de mevcût. Esas düşündürücü olanlar da bunlar. Sıkıntı ABD’nin yaşadığı krizin mâhiyetinin, diğerlerinden farklı olarak küresel ve daha bulaşıcı olması. Bu da çöküşe giden tesirlerin eş anlı olarak tekmil dünyâyı tehdit etmesidir. Dünyâ rezerv parasının dolar olması bunun esaslı bir göstergesidir. ABD’nin çöküşü, Şanghay Borsası üzerinden ‘petro-yuan’ı hayâta geçirmek için mühim adımlar atmış olsa da halâ dolar baskısından arınamamış olan Çin ekonomisinin de krizine yol açabilecektir. Çin bunu aşabilecek mi, bilmiyoruz. Pandemi, Çin’i sıkıştırmanın ve gözden düşürmenin kullanışlı âletine dönüştü. Eğer bu devam ederse, pandemi Çin Virüsü olarak tescillenecek, Çin îtibâr kaybederek gerileyecektir.

Diğer bir risk ise ABD’nin dolardan sonra elindeki diğer asla güç olan savaş gücünü daha fazla risk alarak devreye sokmaktır. Bengal kaplanından daha ürkütücü olan “yaralı” bir Bengal kaplanıdır. Bugüne kadar hegemonyanın el değiştirmesi savaşsız olmadı. Rosa Luxemburg’un 20. Asır’da bahsetmiş olduğu ve çözümlediği bir süreçtir bu. Bâzı çevreler çoktan 3.Dünyâ Savaşı’nı yaşamaya başladığımızı iddia edebiliyor. Bir kavganın başlamış olduğu âşikâr; ama bunu henüz topyekûn savaş olarak târif etmek bana zor geliyor. Ama, normal zamanlarda aklıma bile getirmek istemediğim bu ihtimâli zihnimden kovmak artık bir hayli zor geliyor.

Savaş, Hegel’in felsefî güzellemesiyle “kara bulutları dağıtır”. Silah ve enerji tekellerinin desteklediği Trump ABD’sinin savaşa meyyal bir çizgiye kaymasına şaşırmamak gerekir. Herkesin ağzında pandemi sonrası kurulacak dünyânın ne olacağına dâir bir senaryo mevcût. Ama bu geçişin nasıl olacağına dâir senaryolar çok cılız bir şekilde dillendiriliyor. Genel kabûl, bu geçişin kendiliğinden olacağı yolunda. İşte zayıflık da burada. Bu kadar kritik geçişler bedavaya olmaz. Yıkımsız olduğu da bugüne kadar görülmedi. Kanâtimce bu defâ da o suretle olacak. Sanki Virgilius’un epik şiirlerindeki tablolar canlanıyor.

Dünyâ rezerv parasının dolardan çıkıp başka bir birime endekslenmesi, nihâyetinde bu gücü elinde bulundurarak akıl almaz kârlar sağlamış çevrelerin karârıdır. Devletler ile mâli oligarşiler arasında elyevm başgösteren gerilimin akla getirdiği ilk çözüm ihtimâlidir savaş. Devletler savaş dönemlerinde alabildiğine kuvvetlenir. Uluslar ve ekonomi üzerinde neredeyse mutlak bir hâkimiyet sağlamış olurlar. Bu, reel politik ile reel ekonominin târihsel uzlaşısıdır. Moral ekonomi ve moral politik ise baskılanır. Ama zafer asla herhangi bir devletin olmaz. Zafer devlet ve ulus enkazları arasında dolaşan mali oligarşilerin olur. Elbette onların arzuları, dijital bir ekonomi ve dijital siyâset ve dijital bir toplumdur. Dolar onların Katolik bağlarla bağlandıkları nikâhlısı değildir. Daha kârlısını bulduklarında doları da yakabileceklerin çok evvel îmâ ettiler. Ama son bir vurgun… Neden olmasın? Unutmalayalım: Savaş çıkmaz, çıkarılır…

Google+ WhatsApp