Sarı gömlekliler

Sarı gömlekliler


Sarı gömlekliler

 

 

"Hâfıza-i beşer nisyân ile mâlûldür” deyimi yaygın olarak bilinir. Eski bir deyimdir. Demek oluyor ki “unutkanlık” beşerin en eski dertlerinden. Lâkin vakt-i zamanında bu deyimi icât edenler bugünleri görseydi ne derlerdi acaba?

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Unutkanlık nereden peydahlanıyor, tam olarak bilmiyorum. Ama unutkanlığı azdıran şeyler konusunda bir fikrim var. En azından şunu biliyorum ki, bağsız, ilişkisiz düşünme alışkanlığı unutkanlığı pekiştiriyor. Asrî zamanlar kültürü bu pekişmenin en ileri boyutlarını veriyor. Güncel gelişmelere odaklı düşünme alışkanlığı bu kültürün en mühim niteliği olarak tezâhür ediyor. Bir gün içinde yaşananları, hiç değilse yakın târihsel buuduyla olsun ilişkilendirme husûsunda yaşanan bir tembellik kısmen akademik çevrelere bile bulaşmış durumda. Güncelin peşine düşmüş olan medya kültürü de bunu emziriyor. Târih bilgilerimiz bile buna göre şekillenmeye başladı. Târihi bilmek bile târihten haberdâr olma manâsına evrildi. Hâsılı haber bilginin yerine geçiyor. O kadar ki; bir şeyi bilmek, ondan haberdar olmakla ölçülür hâle geldi.

Haberdâr olmakla, fikir sâhibi olmak arasındaki makas ilkinin lehine açılıyor. Kanaâtimce “bilgi sâhibi olmadan fikir sâhibi olmak” ifâdesi yanlış bir ifâdedir. Çünkü bilgi sâhibi olmadan fikir sâhibi olmak bizâtihi mümkün değildir. Bilgisizlik bizi olsa olsa en kaba düzeyde “yargı” sâhibi yapabilir. (Gâliba yargılarımızı da fikir zannediyoruz.) Zâten yaşananlar da bunun sağlamasını veriyor. Bağsız, ilişkisiz “düşünme” tembelliği kaba yargıları kemikleştiriyor. Sansasyonel güncel haberler ise bunları alevlendirip biribirine karşı kışkırtıyor.

Daha şaşırtıcı olan ise bu savrulmaların, muazzam bir haber zenginliği içinde yaşanmasıdır. Baskın güncelliğin târihsel düşünüşü buharlaştırdığını biliyordum. Ama bunun daha ilerideki bir evresinde güncel düşünüşün bizzât kendisini de sönümlendirdiğini yeni yeni idrâk ediyorum.

Bu durumun farkına, Fransa’yı allak bullak eden “Sarı Gömlekliler” meselesini düşünürken vardım. Nedense “Sarı Gömlekliler meselesini” sanki bir yerden hatırlıyormuşum hissine kapıldım. Yaptığım kısa bir araştırma yanılmadığımı gösterdi. Aradığım on seneler evvelinden, çok uzak bir memleketten, Tayland’dan çıktı . Şimdi hikâyeyi bir hatırlayalım…

1992’de uzun sürmüş bir askerî idâreden kurtulan Tayland özgür seçimlere kavuştu. Taksin Şinavatra isimli bir lider seçildi. Arkasında hatırı sayılır bir halk desteği vardı. İşbaşına geldikten sonra memleketinin demokratikleşmesini sağlayacak mühim adımlar attı. Dahası fakir kitlelerin hayatını iyileştiren ekonomik toplumsal reformları hayâta geçirdi. “Açık Toplum Vakfı”nda örgütlenen Taylandlı liberaller Şinavatra’yı destekliyorlardı. Ama sonra her ne olduysa, her cenahtan “liberal şikâyetler“ yükselmeye başladı. Taksin Şinavatra’nın başta umut veren liberal çizgisini kaybettiği, popülizmde karar kıldığı, Tayland’ı diktatörlükle idâre etmeye başladığı yazılır, söylenir oldu. Şinavatra’ya karşı çıkanlar Demokrat Parti’de örgütleniyordu. Eski oligarklar, aristokratlar, bürokratlar, askerler, Bangkok orta sınıfları, Güney Tayland muhalifleri biraraya geldiler. Kurtuluş için büyük gösteriler tertip edildi. Açık Toplum Vakfı, Friedrich Ebert Vakfı gibi NGO’lar başrolü oynuyordu. Askerî darbeyi arzulayan göstericilerin üzerinde Sarı Gömlekler vardı. Hareket Sarı Gömlekliler Hareketi olarak anılmaya başladı. 2006 senesinde göstericilerin istediği oldu. Askeri darbe yaşandı. Taksin Şinavatra iktidardan uzaklaştırıldı. 2010’da ise Şinavatra taraftarları, üzerlerinde “Kırmızı Gömleklerle” sokaklara döküldü. Sarı Gömlekliler durur mu? Onlar da sokaklara indi. Çok sayıda insanın öldüğü, yaralandığı olaylar yaşandı.

Sarı Gömleklilerin seçimlerde başarı şansı yoktu. 2011 senesinde yapılan seçimleri yine ezici bir şekilde Kırmızı Gömlekliler kazandı. Kırmızı Gömlekliler, millî burjuvazi, yeni orta sınıflar ve memleketin Kuzey ve Doğu’sunda yaşayan kalabalık kitlelerden oluşuyordu. Taksin’in kızkardeşi Yingluck Şinavatra iktidâra geldi. Sarı Gömlekliler durmadı yeniden sokaklara döküldü.. Hâsılı Tayland, çoğunlukçu demokratlarla, çoğunluksuz çoğulcu demokratlar arasında bölündü.. Tayland’da şu aralar neler oluyor, bilmiyorum. Ama aşağı yukarı bu bölünmenin süregittiğini tahmin edebiliriz…

Bu kurgu sizlere bir şeyleri hatırlatıyor mu? Bazı isimleri ve oluşumları x değişkenine oturtup, yerine bizden birilerini koyunca denklem işliyor değil mi? Tayland neresi, Türkiye neresi, dememek lâzım...

Bense cânım renklerin mâkus tâlihine üzülüyorum. Meselâ, bilmem sizi de düşündürüyor mu: “sarı” bütün çeşitlemeleriyle Van Gogh’un paletine ve tablolarına ne kadar da yakışıyordu? Tıpkı hava ve su gibi, en nihâyet renkleri de kirlettik gâliba… Hayf…

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp