Saplantılarımız

Saplantılarımız


Saplantılarımız

 

 

Seçim öncesi kavga, seçim sırası kavga, seçim sonrası yine kavga!..

Al takke, ver külah!..

Ben kazandım, yok sen kazandın!

Demokratik ülkeler tıkandıkça seçime giderler, biz seçime gittikçe tıkanıyoruz!

Farkında mısınız bilmiyorum, ama git gide “kavga toplumu” haline geldik...

Bazılarımız çok hazımsızız, hoşgörüsüzüz ve çok saplantılıyız?..

Bir damla suda fırtına koparmanın, ille de kavga çıkarmanın peşindeyiz.

***

Kafalarımız kavgaya şartlandı. Çünkü yekdiğerimize karşı saygımızı yitirdik. Kendi fikrimizin dışında fikir, kendi düşüncemizin dışında düşünce, kendi anlayışımız dışında anlayış görünce dayanamıyoruz. 

Bizden başkalarının da haklı olabileceğini, bırakınız haklılığı, haksız olsalar bile tahammül etmemiz gerektiğini düşünmüyoruz.

Tek doğru kendi doğrumuzdur...

Tek fikir kendi fikrimizdir...

Tek istikamet kendi istikametimizdir...

Tek kılık kıyafet kendi kılık kıyafetimizdir...

Tek hayat tarzı bizim hayat tarzımızdır.

Anlayış bu olunca kavga kaçınılmaz hale geliyor. İlle benim gibi olacaksın dayatması ya anlamsız kavgalar doğuruyor ya da mevcut kavgaları körüklüyor.

  Bayramları bile kavga vesilesi yaptık: Bir grup Kurban Bayramına “hayvan katliamı” diyor, kurban kesenlerle kavga ediyor...

Bir grup Cumhuriyet Bayramına dudak büküyor, aşırı önemseyenlerle kavga ediyor... 

İkinci cumhuriyetçiler birinci cumhuriyetçilerle kavga ediyor...

Atatürkçüler Abdülhamidçilerle, Abdülhamidçiler Atatürkçülerle kavgada!

Kıran kırana!..

Köşe yazarlarıyla televizyon yorumcularının büyük çoğunluğu her gün birilerine savaş açıyor. Güncel kaygılar, dönüşümler, girişimler üzerine envai çeşit kavgalar üretiyorlar...

Muhalif olanlar iktidara veryansın ederken, muvafık olanlar muhalefeti yerden yere vuruyor. Yine de okunuyor: Çünkü nefsimiz kavgaya endeksli; bizim adımıza kavga edilmesinden hoşnutuz.

Gazeteler, köşeler, okurlar parsellenmiş durumda. Muhalifler muhalefet eden yazarı, muvafıklar iktidardan tarafa kalem oynatan yazarı destekliyor...

Ortada hak-hukuk, doğru-yanlış arayışı yok; yalnızca “tarafgirlik” var!

Manşetler bomba, köşeler mevzi sanki! Yazar, farklı inanan ve düşünenleri, kelimelerden mermilerle vuruyor!.. 

Rakibi yenme düşüncesi, hakikatı arama cehdini bastırmış, gruplar bir kördövüşü içine girmiş…

Bu arada kavgada varlık ve dirlik aramanın ne kadar abes bir iş olduğunu kimse görmeye yanaşmıyor.

Biraz da çevremize baksak!..

Doğa uyandı, bitkilere can yürüdü, guguk kuşlarının sesini duyuyoruz... Kelebekler renkli kanatlarını çırpıp bizi mutlu etmeye çalışıyor... Tabiat çiçek kokularını sürdü üstüne, mis gibi kokuyor...

Allah’ın bize bahşettiği bu güzellikleri görmezden gelmek yahut da fark etmeden yaşamak, “küfran-ı nimet” gibi geliyor bana!

Selamet, barış ve huzur içinde tartışmada aranmalı…

 

yeni akit

Google+ WhatsApp