Şapka mı, Musul mu?

Şapka mı, Musul mu?


Şapka mı, Musul mu?

 

Musul haftalardır Esed güçlerinin kuşatması altında…

Acımasızca bombalanan şehir, harabeye dönmüş…

Kan kardeşlerimiz, din kardeşlerimiz, can kardeşlerimiz “Bizi kurtarın” diye dünyaya sesleniyorlar, ama Türkiye dışında bu sesi kimse duymuyor.

Kobani’yi duyup imdadına koşanlar, Musul’a hem kör, hem de sağır!

“Ne haliniz varsa görün” anlamına gelen korkunç bir duyarsızlık içinde, yalnızca seyrediyorlar.

Vaktiyle, biz de seyretmiştik. “Biz sizdeniz bizi İngilizlere bırakmayın” diye ağlayan soydaşlarımızı, 5 Haziran 1926′da imzaladığımız Ankara Antlaşması ile İngiltere’ye terk etmiştik.

Musul’u İngiliz’e vermiş, karşılığında İngiliz’in “şapka”sını almıştık.

25 Kasım “Şapka inkılâbı”nın (25 Kasım 1925) yıldönümü…

25.11.1925 tarih ve 671 sayılı kanunla milletin başına şapka giydirilince, milletin hem aç karnı doyuverdi, hem de çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkıverdi! 

Hangi sorun konuşulsa, bazıları “Sallandıracaksın birkaç kişiyi bak nasıl düzeliyor” diyerek, işi kestirmeden hallederler ya, şapka konusunda tam da böyle oldu: Sallandırıldı birkaç on kişi!..

Hatırladığım kadarıyla Erzurum, Rize, Sivas, Maraş, Giresun, Kırşehir,  Kayseri, Tokat, Amasya, Samsun, Kütahya, Trabzon ve Gümüşhane gibi illerimizden gelen itirazlar kanla bastırıldı.

Tam sayıyı bilmek mümkün değil, ama bazı kaynaklara göre, toplam 78 kişi asıldı. Bunların arasında Erzurumluların “Şöhret Ana” yahut  “Şalcı Bacı” olarak tanıdığı bir de bohçacı kadın vardı: Şal örüp sokaklarda satardı.

Şapka kanununa muhalefetten o da asıldı. Cellâtlar tarafından sehpaya süreklenirken, “Kadın şapka giye ki asıla...” diye ağlıyor, fakat kimse dinlemiyordu.

Kadın olduğu anlaşılmasın da fazla tepki çekmesin diye de başına çuval geçirilmişti.

Neyse: İşin özü ve özeti şu ki, başka ülkelerde sıradan bir aksesuar olan “şapka” uğruna, bu ülkede insanlar asıldı, ocaklar söndürüldü, şehirler (Rize/ Of bölgesi) bombalandı.

Hamidiye savaş gemisi tarafından şehirleri bombalanırken, bizim uşaklar ne kadar çaresiz kaldılar ki, “Atma Hamidiye atma! Şapka da giyeceğuz, vergi de vereceğuz, askere de gideceğuz!” diye bağırarak, devlete karşı tüm yükümlülükleri bir çırpıda üstlendiler!

Şimdiki zamanda hayret ve dehşetle hatırlayıp, “Şapka için adam mı asılırmış?” diye sorguladığımızbu olay, “devrim ekibi”ninnazarındamüthiş bir anlam taşıyor.

Kendisi Adliye Vekili (Adalet Bakanı) olduğu için, “devrimci ekib”in “adalet” kanadınıtemsil eden Mahmut Esat’dan (Bozkurt), şapkanın önemini dinleyelim:

“Şapka giymek ne demek? Bütün ilerlemelerin başında bu mu gelir? Evet ve bunda hiç şüphe edilmemelidir… Şapka giymekle, ilerlemelere mâni olan bu kara engel söküldü, yıkıldı, yerin dibine geçirildi. Büyük yürüyüş yollan açıldı.” 

Bir de hatıra naklediyor: 

“Atatürk bir gün, lütfen, bu husustaki fikrimi sormuşlardı. O sırada Musul işi, aleyhimize sonuçlandığı için, rahmetli hayli sıkıntılı idi. 

“Şu cevabı vermek cesaretinde bulundum: ‘Şapka giymek, bu millet hesabına bir Musul fethinden üstündür!’

“Atatürk hafifçe gülümsedi ve başını birkaç defa eğerek beni taltif etti.” (Mahmut Esat Bozkurt. Atatürk İhtilâli, s.154-155).

Musul ne ki?..

Varsın 5 Haziran 1926′da yapılan Ankara Antlaşması ile Musul, İngiltere’ye terk edilmiş olsun!..

Varsın bugüne kadar çıbanbaşı olarak başımızı ağrıtmaya devam etsin!..

Musul’u kurtaramadık, ama şapkayı kurtardık!

Musul’u verdik, şapkayı aldık!

Öyleyse “yaşasın şapka”!

 

yeni akit

Google+ WhatsApp