Sanal Medya Sarmalında Gençlik

Sanal Medya Sarmalında Gençlik

Öyle hayati bir sorun düşünün ki, sorundan herkes şikâyetçi. Fakat yediden yetmişe her yaştan insan şikayetçi olduğu sorunun sarmalında yaşıyor. Bu sarmal sanal medya sarmalıdır. Tekniğin gelişimine paralel olarak anlayışlar, hayat biçimi ve

Sanal Medya Sarmalında Gençlik

 

 

Öyle hayati bir sorun düşünün ki, sorundan herkes şikâyetçi. Fakat yediden yetmişe her yaştan insan şikayetçi olduğu sorunun sarmalında yaşıyor. Bu sarmal sanal medya sarmalıdır. Tekniğin gelişimine paralel olarak anlayışlar, hayat biçimi ve ilişkiler de değişti. Anlayışın, hayata bakıştaki değişimin yaşam tarzını da değiştirmesi doğal bir süreçtir. Fakat ülkemizde bu değişim bilinçli bir tercihin sonucunda gerçekleşen bir değişim değil, teknolojinin kişide, ailede ve toplumda oluşturduğu baskı sonucunda meydana gelen bilinçsiz bir değişimdir. Özelde Müslümanlar genelde ise tüm toplum bu değişimden menfi etkilenmiştir. Bu etkilenmeyi en üst düzeyde yaşayanlarsa gençler olmuştur. Gençlik; insan hayatının en dinamik sorgulayan, araştıran, duygusal ve zihinsel olarak aktif bir dönemi ifade eder. Okumak, sorgulamak, şüphe duymak, varoluşsal gerçekliği sorularla anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmak bu dönemin en temel özelliklerindendir. Fakat bugün baktığımızda gençlik bu özelliklerden çok ama çok uzakta bir görünüm arz etmektedir. İnsan sormadan edemiyor: Nasıl bir gençlik var edildi ki hayati meselelerde bile lakayt davranabilmekte; ne toplumsal ne de bireysel bir sorumluluğa yanaşmaktadır. Sorumluluklar almadan istediğini elde etmek istemektedir gençlik. Ortada önemli bir sorunun olduğu bir gerçekken; soruna karşı duyarlılık sahibi olması gerekenlerde şikâyet etmek dışında bir çözüm üretemiyor. Hemen herkes sadece şikâyet ediyor. “Gençlik çok değişti, eskiden böyle miydi,” avuntularıyla kendini oyalıyor. Koca koca akademisyenler sanalın sarmalındaki gençliği ele alırken onu sadece bir istatistik konusu yapıyor. Hâlbuki sorun şikâyet etmenin ve istatistiksel çıkarımlarda bulunmanın çok ötesinde önemli bir sorun olduğu dillendirilmiyor. Gençlik yarınımız/ geleceğimiz değil mi? Sanal medyanın insafına terk edilmiş bir gençlikten nasıl bir gelecek bekleniyor acaba? Sorun üretmeye yatkın, çözüme dair kafa yormaya uzak bir nesil gelecekteki ağır sorunları nasıl taşıyacak? Gününün çok büyük zamanını sanal medyanın dünyasında geçiren genç birey yarına hangi değerleri götürecek? Kalbi, zihni, kişiliği sanalla tarumar olmuş genç birey ayaklarının üzerinde durabilme olgunluğunu nasıl yakalayacak? Tüketen değil üreten, nesne değil özne, güdülen değil bulunduğu duruma göre görev bilincine sahip bir genç bireyi sanal dünyada oluşturmak mümkün mü? Bir nesil tükeniyor/tüketiliyor. Saatlerce kafasını deve kuşu misali bir ekrana gömülü yaşayanlar olaylar ve sorunlar karşısında nasıl tavır alacağını, ne gibi çözümler sunulabileceğini nereden bilebilir ki? Gençlik sanal medyanın kucağında farklı bir intiharı yaşıyor. Hayatın gerçekliğinden uzak bireyselleşmiş bir sanal gerçeklik yaşıyor. Sanal medya genç beyinleri tutsaklaştırıp sömürgeleştiriyor. Zihinleri ipotek altına alıyor. Kirli ve önyargılı bilgilerle kedine ve değerlerine yabancılaşan bir kuşak var ediyor. Bu toplumun sorumlu bireyleri üzerlerine düşeni yapmazlarsa bu toplumu karanlık günlerin beklediğini bilmeleri gerekir. Sorunları fark etmek, çözüm için harekete geçmenin temel şartıdır. Gençliğin tekniğin kurbanı olduğunu fark etmesi için bir bilgi ve bilinçlenme süreci yaşaması gerekir. Bunun için de ilk şart okuyan bir neslin oluşumunu sağlamak. Genç nesil okumuyor. Kitabın/bilginin dünyası onu sarmıyor. Neden? Çünkü hayatın anlamına dair anlamlı soruları yok da ondan. Çıkmaz bir sokakta yol aldığını bu gençlik fark etmeli. Hayatın anlamını idrak eden genç eşyanın da anlamını ve kendisi için neyi ifade ettiğini bilir. Eşya kendisine hak ettiği değeri verdiğimizde bir gerçekçi bir anlam ifade eder. Bizler adaleti ayakta tutma sorumluluğumuzu unutmadan eşya ile ilişkilerimizi düzenlemeliyiz. Bir TV, bir telefon, bir internet bizim kayboluşumuza yol açmamalı, bizim için sadece bir araç işlevi görmelidir. Bilmeliyiz ki, araçlar amaçlaşırsa insan eşyanın kölesi haline gelir. Kölelerinse hayata artı değer katması söz konusu olamaz. Bugün biliyoruz ki, teknolojinin bütün aygıtlarının zihniyet babaları Batılılardır. Her eşya kendini üretenin zihniyet kalıplarıyla örülüdür. Dolayısıyla teknolojinin insanlığa pazarladığı bilgi sistemine karşı teyakkuzda/uyanık gençler yetiştirmek zorundayız. Kendi bilgi sistemini oluşturamamış, bilinç kazanamamış genç bireyleri aldatmak/manipüle etmek çok da kolay olmaktadır. Bilgi sahibi olmak ve de bilinç kazanmak emek sarf etmeden elde edilebilecek şeyler değildir. Kendi inanç sistemini ve değerlerini bilmeyen ve bunu içselleştirememiş gençlik elbette ki savunmasız kalacak, kolaylıkla tekniğin esiri olacaktır. Etrafımızı gerçekçi gözle gözlemlediğimizde bu esareti içimiz acıyarak gözlemlemekteyiz. Bugün oğluyla ve kızıyla telefon ve internet yüzünden sorun yaşamayan aile nerdeyse yok gibidir. Yine bugün okullar aynı sorunla boğuşmaktadır. Sorunların çözüm merkezi olması gereken aile ve okullar çaresizlik yaşıyor, köklü çözümler üretemiyor. Ne yapmalı öyleyse?

Önce işe aileleri bilinçlendirmekle başlayabiliriz. Bireyin ilk rol modelidir onlar. Elinden telefonu düşürmeyen, sanal medyanın esiri olmuş; oradan bir şeyler paylaşarak büyük işler başardığını düşünen, ekranla yatıp ekranla kalkan, onunla gülüp onunla ağlayan, yediğini içtiğini orada paylaşarak büyük bir görgüsüzlük örnekliği ortaya koyanların nasıl model olacakları ortada. Eğitimcilerimizin durumu ise daha vahim! Bu ‘okumuş İnsanlar’ gençlere ‘yapmamaları gerekenleri her gün hatırlatırken maalesef onlar da sanal medya karşısında iyi sınav verememekte, gençlerin mahkûm olduğu sarmala onlar da düşmekteler. Gerçek şu ki, sanal medyanın afyonlayıcı etkisi özelde gençliği, genelde ise her kesimi kuşatmış durumda. Sanal medyanın ilk darbeyi gençliğin inancına ve ahlakına vurduğunu da görmek zorundayız. Ahlaktan azade bir nesil düşmanın ahlaksızlığı bir tuzak olarak kullandığını anlayamaz, idrak edemez. Yapılması gereken ilk şey, sanal medyanın doğru kullanamamaktan dolayı soruna dönüştüğünü kabul etmek. Sonra ailelerin ve eğitimcilerin rol model olmalarını sağlamak. Son olarak da okuyan, düşünen ve bilinç sahibi gençler yetiştirmek. Unutmayalım ki yarınımızı belirleyecek olanlar bugün yetiştirdiğimiz gençler olacaktır

 

 

 

İsmail Kahveci/İktibas Çizgisi Şubat sayısı

Google+ WhatsApp