“Sal┠ve “Sıla”!

“Sal┠ve “Sıla”!


“Salâ” ve “Sıla”!

 

 

15 Temmuz gecesi “Salâ” ile bombardıman uçağı indiren bir milletin günlerdir “Sıla” ile meşgul olmasını anlayamıyorum!

Türkiye günlerdir Ahmet Kural isimli artistle, Sıla denen şarkıcı”nın maceralarını konuşuyor. Ahmet Kural, beraber yaşadığı Sıla’yı darp etmiş de, o da mahkemeye vermiş de, mahkeme Ahmet Kural’ı Sıla’dan üç ay uzaklaştırmış da…

Bize ne bütün bu ıvır-zıvırlardan?.. Türkiye’ye ne?.. 

“Türkiye’ye ne” dedik, ama Türkiye Cumhuriyeti Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, Yenikapı mitingine “Show” diyen, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı hakkında, “Tayyip ya ölü ya diri ele geçirilecek, başka çözüm yok” diye twit atan Sıla’yı arayarak “Geçmiş olsun”diyor. 

Ben olsam öncelikle; “Kocanız mı dövdü” diye sorardım. Çünkü Aile Bakanı’nın sorması gereken sorunun “aile” ile ilişkili olması lâzım…

“Kocam değil, erkek arkadaşım dövdü” dediği anda da, “Ne haliniz varsa görün!” deyiverir, telefonu yüzüne kapatırdım!

Tüm saldırılara rağmen, Türkiye’nin en güçlü kurumu hâlâ ailedir. Aile Bakanlığı, aile yapısını tarumar etmek isteyenlere destek için değil, yapıyı korumak için kurulmuştur. 

***

Bir azınlık kesim var Türkiye’de: Azınlık, ama şamatacı. Sorumsuz televizyonlar, gazeteler ve dergiler sayesinde sesleri çok çıkar…

İşi yolunda, tuzu kurudur bu kesimin. Türkiye’de var, ama dünyada yoklar: Sınır dışına çıktıkları an kaybolurlar. Çünkü dünya çapında bir kalite ve kapasiteden mahrumdurlar.

Ülke ve dünya meseleleri, kültür, kalite, eğitim umurlarında değildir: Tüm dertleri şöhret kazanmak ve o şöhretin getirdiği serveti har vurup harman savurmaktır…

Siz petrol aramaları yüzünden iyice ısınan Akdeniz’i konuşursunuz, onlar son modayı konuşurlar!..

Siz Münbiç’te Amerikan dönekliğine toslayan devletimizin uğradığı haksızlıkları konuşursunuz, onlar estetik ameliyatlarını konuşurlar!..

Siz yurtiçinde ve sınır ötesinde, karda-kışta kıyamette terörist kovalayan askerlerinizi konuşursunuz, onlar aranjör kapısında şarkı kovalayan şarkıcıyı konuşurlar!..

Siz pahalılığı, enflasyonu, geçim sıkıntısını konuşursunuz, onlar filan artistin yeni sevgilisini konuşurlar! 

Siz 15 Temmuz’da ayaklanan hainleri bastırmak ve ülkemizi dolaylı Amerikan-İsrail işgalinden kurtarmak için canınızı kurşunlara siper edersiniz, onlar bankamatiklere hücum ederler…

Ama günün birinde Taksim Gezisi’nde ayaklanma provası yapıldığında hemen oraya koşar, devlet düşmanlarının yanında saf tutarlar, ancak hayat tarzlarının tabii bir sonucu olarak dayak yediklerinde, “Erkek arkadaşım beni darp etti”diye, paramparça etmeye çalıştıkları devletin mahkemesine koşarlar. 

Bunların dilleri de farklıdır: Eskilerin “odalık”, “kapatma” ya da bozulmuşluk döneminin kabalığıyla “metres” dediklerine, bunlar “arkadaş” derler...

Eskilerin “zina” dediğine, bunlar “birliktelik” derler…

Eskilerin “cinsellik” deyip ayıpladığına, bunlar “aşk” der, aşklarını gururla kamuoyuna takdim ederler!..

Eskilerin “teşhir” diyerek sakındığı çıplaklığa, bunlar “sanat” der, çıplaklıklarını teşhirden büyük zevk alırlar! Üstelik de bunu “cesaret” olarak nitelendirirler.

Soyunmak cesaretse, 15 Temmuz gecesi kendini tankın altına atan delikanlının yaptığı nedir? Aynı gece makinalı tüfeğin üzerine yürüyen Anadolu anasının yaptığı nedir?.. Ömer Halisdemir’in yaptığı nedir?

Sözde “sanatçı”ların evlenip boşanmalarından, iki günde bir “sevgili”değiştirmelerinden, “gayrimeşru hayat”larından, “darp-dayak” hikâyelerinden, uyuşturucu tutkularından, skandallarından, eşcinselliklerinden, estetiklerinden, çıplaklıklarından, cahilliklerinden, mahkemeleri fuzuli meşgul etmelerinden, şaklabanlıklarından, gururlarından, tepeden bakmalarından, milletin kutsallarıyla alay edercesine yaşamalarından ben şahsen gına getirdim! 

Siz hâlâ bıkmadınız mı?

 

yeni akit

Google+ WhatsApp