Şaklabanlık, proje, örgüt aklı.. 24 Haziran yerli olanla olmayanın hesaplaşmasıdır

Şaklabanlık, proje, örgüt aklı.. 24 Haziran yerli olanla olmayanın hesaplaşmasıdır


Şaklabanlık, proje, örgüt aklı.. 24 Haziran yerli olanla olmayanın hesaplaşmasıdır

 

 

24 Haziran seçimlerinden sonra iki hayati konu Türkiye’nin önüne gelecek: Ekonomi ve bölgesel güvenlik. Seçim öncesi dolar üzerinden yürütülen ekonomik saldırılar, seçim sonrası “istikrarsız bir siyasi atmosfer” oluşması durumunda çok daha şiddetli saldırılara dönüşecek, belki de bir yıkım döneminin ilk hareket noktası olacak.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Çünkü seçim öncesi ekonomik saldırıları yönlendiren ve yönetenlerle, muhalefetin seçim döneminde ortaya koyduğu siyasi ve ekonomik söylem biçimi arasındaki paralellik artık gizlenemez bir noktada. Bu ülkenin tamamının bu benzerliği, paralelliği sorgulaması gerekiyor.

Hadi gelin bu sorulara cevap verelim, neden?

Onlara, bu partilere, bu cephelere, “bu konuda neden bir söz söylemiyorsunuz, neden bir tane projeniz yok, neden Türkiye’nin bir adım sonrasına ilişkin tek bir hedefiniz yok, neden son beş yıldır ağır saldırılarla ülkemizi vuranların onaylayacağı söylemleri tekrarlayıp duruyorsunuz, neden dışarıdan müdahale edenleri rahatsız edecek tek söz söylemiyorsunuz, neden onlara karşı Türkiye için ortak dayanışma çağrıları yapmıyorsunuz” diye sorulması lazım.

Ekonomik saldırılar oluyor ellerini ovuşturuyorlar: Türk ekonomisi batsın, ülke zayıflasın, millet fakirleşsin, bunlar olursa Erdoğan zayıflar, bunlar olursa Türkiye’nin büyük yürüyüşleri durur, bunlar olursa Batı, Türkiye korkusundan kurtulur, o zaman da Batı başkentlerinden bize iktidarlar dağıtılır” diye içten içe seviniyorlar.

Erdoğan’a bir İsrailli gibi bakmak.. Bu bir hastalıktır

Bazıları sevinçlerini gizleyemiyor, bunu yaparken aslında bir ihanet gibi algılandığını fark etmiyor bile. Öyle bir nefret ve kinle hareket ediyorlar ki, İsrail’in Erdoğan algılaması ile, Batı’daki Türkiye düşmanlarının Erdoğan algılaması ile, İslam dünyasını tarih dışına itmeye çalışanların Erdoğan algılaması ile onların Erdoğan algılaması arasında hiç fark kalmadığını görüyoruz.

Peki, nedir bu? Başkanlık yarışı mı? Türkiye’yi daha iyiye götürme mücadelesi mi? Daha çok vekil çıkarıp daha gülü parlamento oluşturmak mı? Peki, demokrasi çerçevesinde bir rekabet mi yoksa çokuluslu bir öfkenin 24 Haziran seçimleri üzerinden servis edilmesi mi?

24 Haziran yerli direncin zaferi olacak

Öfkeleri de, kullandıkları siyasi dil de, önerileri de, projesizlikleri de, teröre alan açmaya dönük gizli gayretleri de, otuz yıl öncesi Türkiye’yi oluşturup birilerine rehin verme niyetleri de insanı ciddi biçimde endişelendiriyor.

Hiçbirinde vatan eksenli mücadele azmi görmüyoruz. Hep olumsuz, hep negatif, hep dağıtma/parçalama/zayıflatma üzerine bir söylem. Bu çabalar Türkiyeli değil, asla değil. Bu duruş, bu söylem, bu öfke bu topraklara ait değil. 24 Haziran Türkiye’de yerli duruşun zaferi ile sonuçlandığında, bu ülke çok daha büyük adımlarla tarih ve coğrafya inşa etmeye giriştiğinde yaptıkları çok daha sırıtacak.

Bilmiyor, düşünmüyor, bakmıyor, ilgilenmiyor

Eminim hiçbiri, bugün İtalya’da ne oluyor, AB hükümet kurulmasını neden engellemeye çalıştı, neden bu ülkeyi vesayet altında tutuyor, seçimi kazanan partilerin AB ve ABD karşıtlığının arkasında ne var, bilmiyor, düşünmüyor, bakmıyor, ilgilenmiyor. Eminim hiçbiri bugün İspanya’da hükümet niye düştü, neden Güney Avrupa’da AB ve ABD karşıtlığı hızla yükseliyor, bu zincirleme nerelere uzanacak, dert edindikleri yok.

Eminim hiçbirinin ABD ve İsrail’in Suriye üzerinden nihai bir savaş çıkarma, Kızıldeniz’den Basra Körfezi’ne bütün bölgeyi ateşe atma ve bu planı çok yakın bir zamanda uygulama konusunda bir fikirleri yok, ilgileri de yok. Almanya’nın, Avrupa ülkelerinin ABD’ye karşı neden bir anda Çin ve Rusya’ya yön değiştirdiğini, bunun sebebinin sadece İran olmayabileceğini, Batı ve Doğu Avrupa’da ABD karşıtı bir cephenin nasıl oluştuğunu, dünya genelinde ABD’nin neden yalnız bırakıldığı ve İsrailleştirildiğini düşündükleri yok.

Şaklabanlık, proje, marjinal örgüt aklı: Tehlike bunlar!

Kırk yıl önceki, otuz yıl önceki vesayet altındaki Türkiye’den sözleri ekranlarda pazarlıyorlar. Artık öyle bir dünya kalmadığını, Kılıçdaroğlu’nun etnik ve mezhep eksenli marjinal örgüt bakışıyla koca Türkiye’nin yönetilemeyeceğini, Meral Akşener’in öfke ve hınçla kamufle edilmiş bir çokuluslu proje görüntüsünden başka bir şeyi olmadığını, Muharrem İnce’nin artık “şaklabanlığa” dönüşen palavralarının karşılığı olan bir dünya ve Türkiye kalmadığını bilmemiz gerekiyor.

Artık 24 Haziran sonrasına, Türkiye’nin ve dünyanın yeni bir döneme girdiğine, çok acımasız bir hesaplaşma başlayacağına, kimin yumruğu daha sıkıysa onun kazanacağı bir dünyanın oluştuğuna, “Türkiye’nin meselesi” diye pazarlanan sorunların aslında bölgesel ve küresel ölçekte sorunların yansıması olduğuna bakmamız, sadece güce yatırım yapmamız, bu ülkenin çok büyük güç hesaplaşmalarına dayanıklı hale getirmemiz gerekiyor.

Erdoğan’ı devirme dışında söyledikleri hiçbir şey yok

Hiç kimsenin sözü sadece Türkiye ile sınırlı değildir. Çünkü öyle bir dünya yoktur artık. Milli ve yerli ekseni güçlü tutmak da bölgesel ve küresel bir meseledir, bir mücadelenin adıdır. Bu ekseni dağıtmaya dönük ısmarlama girişim ve politikalar, ittifaklar da Türkiye ile sınırlı değildir, “Türkiye’yi durdurma” planlarının parçasıdır.

Sadece Erdoğan’ı devirmeye kodlanan siyasi muhalefetin, 24 Haziran’dan sonra Türkiye ve bölgenin karşı karşıya kalacağı ekonomik ve güvenlik konularında bir tane bile sağlam, umut vadeden gerçekçi cümlesini duymadım, okumadım bugüne kadar. Duyma umudum da yok, çünkü olmadığını biliyorum.

Yerli olanla olmayanın hesaplaşması olacak..

24 Haziran seçimleri Türkiye’yi yeniden biçimlendirecek. Ama aynı dönemde dünya da yeniden biçimleniyor. Böyle bir zamanlamada, Türkiye’yi bayraklaştıranların davası ile Türkiye’yi aşağı çekenlerin ortaklıkları tarihi niteliklidir.

Hiçbir şey sadece Türkiye ile sınırlı değildir. Yerli olanla olmayanın hesaplaşması bize bir gelecek sunacaktır. Doğru yerde durmak için, memleket/vatan eksenine güç vermek için, yeni çokuluslu saldırılara karşı ülkenin direncini artırmak için yüzyılların sorumluluğu bizi beklemektedir.

Dünyayı ne kadar okuyabilirseniz Türkiye’de olanları o kadar anlarsınız. Kimin nerede durduğunu, ne kadar Türkiyeli olduğunu ya da kimlerin pazarlamacısı olduğunu ancak o zaman kavrarsınız.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp