Sakız

Sakız


Sakız

 

Dünyanın her yerinde sürekli aynı dram, aynı dar sahne üstünde aynı dekorlar, kendi büyüklüğünün sarhoşluğu içerisinde başı dönmüş, köpürüp duran bir insanlık...” Walter Benjamin kalabalıklara bakıp böyle yazıyor ‘Pasajlar’da. Şehirler sonsuz bir hareketlilik içinde; sabahları dev bir hangarın kapılarının açılmasıyla adeta sel olup sokaklara akıyor insanlar... Ve bütün gün sürüyor ne işe yaradığını aslında çok da bilemediğimiz bu yorgunluk verici hareketlilik... Günün sonunda yeniden sokaklardan geriakıp hangarı dolduruncaya kadar...

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

Makineleri üçayaklara sabitleyip aynı kadrajla üst üste yüzlerce fotoğraf çekiyor, aynı görüntünün her anını kare kare tespit ediyor, sonra bu kareleri birbiri ardına akıtarak zincirleme bir görüntüye dönüştürüyorlar. Böylece hayatın içinden kesitlerin hızlandırılmış (timelapse) bir filmini elde ediyorlar. Son derece etkileyici görüntüler çıkıyor ortaya... Özellikle kalabalık şehirlerin günden geceye, geceden güne dönüşümünü izlemek hem hayrete düşürüyor, hem de düşüncelere sevk ediyor insanı. Kıpır kıpır, yükselen bir nabız atışı gibi atıp duran, iç daraltıcı bir hayat... Bir makinenin gürültüyle çalışması gibi... Böyle bir görünümün içinde insanların tek tek bir anlam ifade ettiğini düşünmek ve buna inanmak güç... Her şey otomatik gerçekleşiyor ve hiç kimse bu devinimin bir parçası/unsuru olmak dışında bir anlam taşımıyor sanki.

“Şimdi ne yapalım?” dedi sinemadan çıkanlardan biri. “Bilmem” dedi diğeri, “bugunherkesneyapiyor.com’a bakalım istersen!”

Bir gün bir kavşakta herkes yeşili beklerken trafik lambaları mavi yansa, sonra eflatun, sonra kahverengi mesela... Ne kadar absürt, ne kadar olmayacak bir şey gibi geliyor değil mi kulağa. Hayatın bir makine düzeni var çünkü; elektrikli süpürgenin, uydu alıcının, kahve makinesinin nasıl hiç değişmeyen çalışma prensipleri varsa insanın da öyle bir ezberi var artık. Sürpriz yok, insana özgü herhangi bir başkalık, bir sıra dışı hal yok. Hayat mekanik düzen içinde döngüsünü sürdürüyor. Ve artık neredeyse hiçbirimizin aklına bu otomasyonu kıracak, bu mekanik düzeni hayat lehine bozacak herhangi bir ‘çıkıntılık’, bir haylazlık, bir yaramazlık yapmak gelmiyor. Bu hikayesizlik içinde insanın kendine özgü rolü ne olabilir? Bir insan hayata kendi anlamını katacak bir hikayeye nasıl ulaşabilir?

“Gündelik hayatlarımızın ‘kendiliğinden’ hali aslında bir yalanı yaşamaya tekabül eder ve bu döngüden çıkmak da sürekli bir mücadeleyi gerektirir. Bu süreç insanın kendisinden dehşete düşmesiyle başlar” diyor ‘Ahir Zamanlarda Yaşarken’ kitabında Slavoj Zizek.

“Herkes bunu konuşuyor!” diye başlıklar atılıyor medyada. O ana kadar hiç kimse konuşmuyor da olsa, o manşetlerden sonra herkes gerçekten onu konuşmaya başlıyor. Herkesin konuştuğu o şeyin konuşmaya değer bir mesele olup olmamasının zerre önemi yok. Onu önemli kılan herkesin onu konuşuyor olması... Biri de mesela, “Hiç kimse bunları konuşmuyor!” diye başlık atsa... Acaba ne olur? Hiç kimse konuşmadığına göre herhalde kimse ilgi göstermez. Hiç kimsenin konuşmadığı o şeylerin aslında çok çok önemli şeyler olması bir şeyi değiştirir mi? Herhalde değiştirmez. Çünkü hiç kimsenin onları konuşmuyor olması onları herkes

için önemsiz kılmaya zaten yeter!

“Sürekli farklı mevzuları sakız gibi çiğneyip” dedi beyaz saçlı adam, “tadı bitince tükürüp atmak istiyor bugünün insanları!”

YENİ ŞAFAK

Google+ WhatsApp