Sakin olun beyler; biri “yargı kararı” da, diğeri “boru” mu?

Sakin olun beyler; biri “yargı kararı” da, diğeri “boru” mu?


Enis Berberoğlu özelinde verilen kararlar, tüm siyasetin ve medyanın ana gündem maddesi oldu..

Tartışılıyor da tartışılıyor..

Herkes, kendi siyasi çizgisi doğrultusunda, olayı istediği yönde çarpıtarak yorumluyor..

Hiçbir ilke hassasiyeti gözetmeden, işlerine geldiği gibi gerçekleri çarpıtıyorlar.

“Anayasa Mahkemesi karar vermiş”miş..

Eeee?

“Bu karara karşı, yerel bir mahkeme, nasıl direnebilir”miş..

Dersiniz ki, “Anayasa Mahkemesi” değil..

İsmi geçtiği an, herkesin ayağa kalkıp, saygı duruşuna geçmesi gereken bir ilahi gücü olan varlıktan bahsediyoruz.

Altı üstü, bir mahkeme..

O ne kadar mahkeme ise..

Yerel mahkeme de, bir başka mahkeme..

Derseniz ki, biri yüksek mahkeme, diğeri yerel mahkeme..

O zaman ben de size hatırlatırım..

Yargıtay da bir yüksek mahkeme..

Ve, Anayasa Mahkemesi’nin “Hak ihlali var” diye yaptığı suçlamanın faili de, yerel mahkeme değil, Yargıtay.

Yani, filler tepişiyor, günah keçisi olarak yerel mahkeme gösteriliyor..

Yerel mahkeme 2017’de kararını vermiş, dosyadan elini çekmiş..

O tarihten sonra, milletvekili seçimi 2018’de yapılmış..

Anayasa Mahkemesi diyor ki, “2018’deki seçimden sonra, tekrar dokunulmazlığın kaldırılması gerekir”di..

Anayasa Mahkemesi böyle diyor da..

Yerel mahkemenin bu konuda bir incelemesi, bir görüşü zaten yok.. Çünkü yeni seçim öncesinde, zaten dosya yerel mahkemeden çıkmış, üst mahkemelere gitmiş..

Peki onlar, Anayasa Mahkemesi’nin dikkat çektiği bu konuyu atlamış mı?

Özellikle, “Dokunulmazlık kaldırılmadan incelemenin yapıldığı aşamadaki dosyanın bulunduğu mahkeme olarak” Yargıtay bunu atlamış mı?

Hayır.. Uzun uzun, konuyu tartışmış..

“Dokunulmazlığın tekrar kaldırılmasına gerek yok, çünkü..” demiş. 

Gerekçelerini tam da Anayasa Mahkemesi’ne ders olacak şekilde, 2 yıl öncesinden, ayrıntılı olarak izah etmiş..

Bu durumda, Anayasa Mahkemesi’nin bir derdi varsa..

Yargıtay’a söylemesi gerekirdi..

Dosyayı, yerel mahkemeye değil, Yargıtay’a göndermesi gerekirdi..

O zaman da..

Bugünlerde ortalıkta dolaşan hukukçu kisveli çıraklar, bu kadar yüksek sesle konuşamazdı..

“Bir mahkeme, bir başka yüksek mahkemenin kararına direnebilir mi, nereden çıktı bu?” diyemezlerdi..

“Anayasa Mahkemesi yüksek mahkeme ise, Yargıtay da yüksek mahkeme.. Aralarında bir altlık üstlük ilişkisi yok ki” denilir, gereksiz tartışma, en azından bu yönü ile kapanırdı..

Dahası var.. Anayasa Mahkemesi, daha dünkü bir yüksek mahkeme.. 59 yıllık mazisi var..

Ya Yargıtay? Taa Osmanlı’ya kadar gidiyor, tarihi..

Dolayısı ile..

“Anayasa Mahkemesi mi, yoksa Yargıtay mı” dediğiniz an..

Pratikte son sözü söyleyen, birçok olayda Anayasa Mahkemesi olabilirse de..

İşin gerçeğinde, bu hukuk dediğiniz işin uzmanının Yargıtay olduğu, herkes tarafından kabul edilmek zorunda..

Bir başka açıdan olaya yaklaşırsak..

Anayasa Mahkemesi’nde hukukçu olmayan hakimler var ama..

Yerel mahkemedeki üç hakimin üçü de hukuk fakültesi mezunu, hukukçu hakim. Yargıtay’da karar veren 5 üye de, hakeza, hukuk fakültesi mezunu hakim.

Anayasa Mahkemesi’nde ise, 16 üyeden 5’i hukukçu bile değil.

Birisi de.. Aslında askeriye kesiminden.. Evet, hukuk fakültesini de bitirmiş ama.. Askeriyede subay iken, yan eğitim olarak (onların çoğunun, fakülteyi nasıl bitirdiğini iyi biliriz) hukuk fakültesinde okumuş..

Bunu da geçtik.. Yerel mahkemenin kararını açıkladığı an itibari ile, “Saldır Co” emri alıp harekete geçenlere sorayım: “Aceleniz ne arkadaşlar? Heyecanınız niye?”

Hani ortada acil bir durum olur..

Enis Berberoğlu, tutuklu olur..

Cezaevinde gün sayıyor olur..

“Adam içerde.. Ne oyalıyorsunuz? Bir an önce çözüm getirecek bir karar verin” dersiniz.

Ama Enis Bey zaten cezaevinde değil.

Yerel mahkeme bugün “Anayasa Mahkemesi’nin yeniden yargılama ile ilgili kararı hakkında yapılacak bir işlem olmadığı” kararı verse de..

Karar, kesin değil ki. Nitekim, yerel mahkeme kararına itiraz edildi. Bir sonraki ağır ceza mahkemesi, o kararı inceliyor.

Hani o da reddetse.. Ondan sonrası da var..

Hukuk bu.. Üç kişinin kararı ile bitmiyor..

İtirazın itirazı var..

İtirazın itirazının yine farklı prosedürlerle çözüm şekli var..

Ağzını açan “Anayasa Mahkemesi’nin kararındaki içeriğe katılmıyorum ama” diye söze başlıyor..

O kararın devlet sırları ile ilgili olarak ihanete imza atmış kişiye nasıl destek çıktığını bildikleri için..

“Anayasa Mahkemesi’nin kararına katılmıyorum” diye başlayıp.. İhanete imza atan sanığı koruyan karara destek çıkmıyorlar..

Sonra devam ediyorlar:

“Ama Anayasa Mahkemesi kararı yanlış da olsa.. Sonuçta bu bir karar.. Uymaya mecburuz!”

İyi de bey abiler.. Anayasa Mahkemesi’nin kararı bir mahkeme kararı da.

Yerel mahkemenin kararı, “boru” mu?

O da sonuçta bir mahkeme kararı..

Velev ki, onun da içeriğinde yanlışlık olsun.. O da bir mahkeme kararı..

Ona da, Anayasa Mahkemesi kararına gösterdiğiniz saygının, nezaketin aynısını göstermek zorunluluğunuz yok mu?

Ona da, “Kararın içeriğine katılmıyorum ama.. Bu kararın itiraz prosedürü var, o itiraz aşamalarında, şöyle bir sonuç çıkmasını bekliyorum, umuyorum” demeniz gerekirken..

“Böyle şey olur mu? Yerel mahkeme böyle karar verebilir mi” diye efelenmek de nedir?

Eğer yerel mahkeme kararının, size göre içeriğindeki yanlışlık henüz daha itiraz prosedürü de tamamlanmadığı halde, “Bu direniş, yargının yürütmenin eline geçmesi anlamına gelir” yorumunu yaptırtıyorsa..

Hukukçuların büyük çoğunluğuna göre, Anayasa Mahkemesi’nin kararı da, içerik olarak hukuka aykırı olduğuna göre..

Aynı söylemi, Anayasa Mahkemesi kararı için de niye tekrarlamıyorsunuz?

“Anayasa Mahkemesi’nin, göstere göstere verdiği bu karar, yargının yasamaya meydan okumasıdır” niye demiyorsunuz?

Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi’nin “İnsan hakkı ihlali” dediği konu, aslında bir “temel hak” da değil..

Dokunulmazlık, ne zamandan beri, sosyal demokratların sözlüğünde, “temel hak” oldu?

Bu bir ayrıcalıktır..

Sadece milletvekillerini ilgilendirir..

Bir solcunun, bu kavramın arkasına saklanıp, suç işleme özgürlüğü talep etmesi, kendisini inkardır..

Google+ WhatsApp