Sahicilikler ve Sahtelikler

Sahicilikler ve Sahtelikler

Filistin’de, Afganistan’da, Irak ve Suriye’de, Arakan ve Libya’da, insanlığın değerini/onurunu sıfıra indirgeyen sınırsız zorbalık, sınırsız barbarlık, sömürgecilik ve tahakküm çağında, bu sınırsız zorbalık ve barbarlığa maruz kalan, maruz kalmaya devam eden Müslümanların, bütün zaman ve coğrafyalara

Sahicilikler ve Sahtelikler

 

 

Filistin’de, Afganistan’da, Irak ve Suriye’de, Arakan ve Libya’da, insanlığın değerini/onurunu sıfıra indirgeyen sınırsız zorbalık, sınırsız barbarlık, sömürgecilik ve tahakküm çağında, bu sınırsız zorbalık ve barbarlığa maruz kalan, maruz kalmaya devam eden Müslümanların, bütün zaman ve coğrafyalara seslerini, mahrumiyetlerini, acı ve ızdıraplarını duyurabilmek için, her şeyden önce, kendi aralarında sürdürdükleri anlamsız ve utanç verici karşıtlıklara, rekabetlere son vermeleri gerekir.

Müslüman olmak, tüm zamanlarla, tüm coğrafyalarla ilgili düşünsel-ahlaki bir ufka, hassasiyete ve perspektife sahip olmayı gerektirir. Evrensel hassasiyet ve perspektif bir fantezi olarak değerlendirilemez. Evrensel ahlaki perspektifi ve hassasiyeti reddetmek, ırkçılıkları onaylamak anlamı taşır. Sözünü ettiğimiz perspektifin merkezi rolü sebebiyle, İslam İmparatorlukları dönemlerinde Müslümanlar, farklı kültürlerden, farklı dinlerden, farklı geleneklerden, farklı milliyetlerden gelen insanlarla birlikte yaşama ve evrensel insanlık pratiğini hayata geçirdiler. Geçmişte birlikte yaşayan, farklılıkları sorun teşkil etmeyen unsurlar, milliyetçiliklerin ve mezhepçiliklerin tarihe girişiyle birlikte birbirlerine şüpheyle bakan, birbirlerinden emin olmayan komşular haline geldiler.

İslami aidiyetin, birbirinden ayrılması mümkün olmayan taraftarını parçalayarak ayırmanın İslami/ahlaki/insani hiçbir gerekçesi olamaz. Bu gelişmeler ancak, İslami/tevhidi bilince yönelik bir meydan okuma olarak değerlendirilebilir. Araçların ve çıkarların amaca dönüştüğü, bütün değerlerin değersizleştirildiği bir dönemde, hangi eğilim içerisinde olursa olsun, bütün Müslümanların, hepimizin katı önyargılarımızla yüzleşmemiz gerekir. Farklı’lar arasında katı sınırlar icat etmek ya ırkçı sapkınlıklarla ya da ideolojik sapkınlıklarla ilgilidir.

Genç kuşakların, milliyetçilikler ve mezhepçiliklerin neden olduğu paradigma kaymaları konusunda, paradigma kaymaları etrafında araçsallaştırılmaları, araçsallaştırılabilmeleri, onları çok kültürlü, çok boyutlu ve çok ufuklu düşünmekten, çok ufuklu bilmekten, çok ufuklu algılamaktan alıkoyar. Genç kuşaklara kolay reçeteler sunulmamalıdır. Politik ve dini popülizm uyuşturucularına maruz kalan genç kuşaklar, bu uyuşturucular sebebiyle kendi adlarına konuşma, kendi adlarına düşünme, kendi adlarına yorum yapma imkanını kullanamıyor.

Hamasetin toplumsallaşmasıyla birlikte ortaya çıkan, çıkarılan anonim bir varoluş tarzı genç kuşakları birörnekleştiriliyor, onları bireysel sorumluluklarına ve bireysel potansiyellerine yabancılaştırıyor. Anonim varoluş tarzı ile bütünleşen bireyler, sorumlu oldukları tercihleri gerçekleştiremiyor. Anonim bir varoluşla bütünleşen toplumlarda bağımsız düşünmek, farklı yorumların da geçerli olabileceğini anlatmaya çalışmak risk almayı gerektiriyor.

Tüm zamanlara ve tüm coğrafyalara hitap etme liyakatine ve yükümlülüğüne sahip olmak kadar anlamlı bir mazhariyet düşünülemez. Hangi gerekçeye dayalı olursa olsun, bu liyakat ve yükümlülüğü bir yana bırakarak, yerli/milli olana kapanmak, en büyük mazhariyetten mahrum olmak anlamına gelir. Taşralı toplumlara arız olan kitlesel büyülenme hali, ilgili toplumları her tür fikri-felsefi-edebi ilgiden, uğraştan uzaklaştırır. Bugün, toplumlarımız kitlesel büyülenme haliyle bütünleştikleri için, bugünün tarihinin kendilerine yüklediği ağır sorumluluklarla hiç mi hiç ilgilenmiyor. Kitlesel büyülenme halinin toplumlarımızı tarihsel/siyasal/kültürel gerçekliğe yabancılaştırdığını görmek, anlamak zorundayız. İnanarak tercihte bulunmakla, şartlara göre tercihte bulunmak birbirinden çok farklı şeylerdir. Kitlesel büyülenme hali daha çok propaganda yoluyla sağlanır.

Propaganda yoluyla değil, inanarak tercihte bulunanlar, bu tercihleriyle sahici kişiliklerini, sahici karakterlerini ortaya koyarlar. İnanarak tercihte bulunmak sonuna kadar ilkeli/onurlu yürümeyi mümkün kılar. Şartlara göre tercihte bulunanlar bu tercihleriyle sahte kişiliklerini ve sahte karakterlerini ortaya koymuş olurlar. Sahte kişiliklerle, karakterlerle nereye kadar yürünebileceği kestirilemez.

İslami dünya görüşünün, hayat tarzının dünya ölçeğinde sorgulandığı, yargılandığı ve aşağılandığı bir dönemde, sesimizi/bilincimizi/ahlaki gerilimlerimizi bütün insanlığa duyurabilecek sahici düşünürlere, entelektüel kadrolara çok ihtiyacımız olduğu açıktır. Sınırları, işlevleri şartlarına göre değişen, değiştirilebilen konjonktürel, pragmatik dindarlıklarla hiçbir mücadele yürütülemez, şimdiye kadar da yürütülememiştir. Konjonktürel/pragmatik dindarlıkların, gerektiği zamanda, gereken tepkileri gösterdikleri işitilmemiş, duyulmamıştır. Ancak, sahici kişilikler ve ahlaki bütünlüğe sahip olanlar gerektiği zamanda, gereken tavırları gösterir, gereken sorumlulukları üstlenirler. Şartlara göre tercihte bulunan sahte kişiliklerin içerisinde bulundukları ikilemlerle-çelişkilerle yüzleşme ihtiyacı duydukları görüşmemiştir.

Alışkanlıklarımıza ve aşina olduğumuz çevrelere bağlılıklarımızı sürdürmek adına, katlanmamalı, gerektiğinde ilişkilerimizi eleştirel bir incelik içerisinde sürdürmeyi öğrenebilmeliyiz. Bir şeylerin ters/yanlış gittiğini gördüğümüzde, sesimizi yükseltmediğimiz taktirde ahlaki bir aşınma ile karşı karşıya bulunduğumuzu anlayabilmeliyiz. Her tür yabancılaşma, bayağılaşma, sıradanlaşma, şartlara göre hareket etme alışkanlığı gibi sorunlar karşısında risk alarak, hakikatin ifade olmak yerine sessizliği seçmek sorumluluk bilincinin ve ahlaki bütünlüğün kaybına işaret eder. Digerkamlık, başkalarının da, anılmaya değer, takip ve takdir edilmeye değer şeyler yaptığını, ürettiğini kabul ettiğimizde anlam kazanır. Bizleri birbirimizle birleştiren esaslar üzerine yoğunlaşmamız gerekirken, birbirimizi ayıran şeyler üzerinde yoğunlaşmamız bilinçsizliğimize işaret eder. Genç kuşakların rüya aleminde yaşamak yerine, gerçekliğin farkında olan düşüncelere sahip olmaları gerekir.

Her tür farkındalık sorumlulukla bütünleştiğinde büyük bir değer kazanır. Düşünen zihinlerin, kadroların iletişimsizliği kabul edilemez. Düşünce paylaşıldığında hayatiyet kazanır.

Filistin’de, Afganistan’da, Irak ve Suriye’de, Arakan ve Libya’da, insanlığın değerini/onurunu sıfıra indirgeyen sınırsız zorbalık, sınırsız barbarlık, sömürgecilik ve tahakküm çağında, bu sınırsız zorbalık ve barbarlığa maruz kalan, maruz kalmaya devam eden Müslümanların, bütün zamanlara ve coğrafyalara seslerini, mahrumiyetlerini, acı ve ızdıraplarını, derin sorunlarını duyurabilmek için, her şeyden önce, kendi aralarında sürdürdükleri anlamsız ve utanç verici karşıtlıklara, rekabetlere son vermeleri gerekir. Müslümanlar arası rekabetleri anlayışla karşılamak mümkün olmaz. Şimdiye kadar sürdürülegelen rekabetlerden kazançlı çıkan bir taraf yok. Kaldı ki bir tarafın kazançlı çıkması durumunda, kaybeden tarafın Müslüman olması dikkate alındığında bir iftihar vesilesi sayılamaz. Müslümanlar olarak bizlerin, rakiplerimizin hangi konuda olursa olsun bizden daha haklı olabileceklerini kabul edebilecek bir irfan terbiyesine sahip olmamız gerekir.

İslami nicelik, hassasiyet ve dikkat, gerektiğinde kendi tercihlerimizle yüzleşmeyi, kendi tercihlerimiz etrafında tartışmaya açık olmayı zorunlu kılar.

İnsanın-insanlığın değerini sıfıra indirgeyen, sınırsız zorbalıklar büyük ölçüde, insanı bedensel dürtülerden ibaret bir et yığını gibi algılayan materyalist dünya görüşünden kaynaklanıyor.

Sonsuz bağlantısallıkla tüm dünyaya, tüm kültürlere, tüm dinlere, tüm farkındalıklara, tüm marjinalliklere ve sapkınlıklara, farklı hayat tarzlarına ulaşma imkanı sağlayan internet’in, genç kuşakların zihin ve ruh dünyalarında algısal bir karmaşaya neden olduğunu, mahremiyet ve derinlik kaybına neden olduğunu görmek, anlamak ve bu doğrultuda neler yapılabileceğini konuşmak durumundayız. Bugün iletişim teknolojileri insani temasın sıcaklığını, içtenliğini bütünüyle yok ediyor. İnternet, modern/seküler/liberal/emperyalist bilgi imparatorluğunun çıkarları doğrultusunda bilgi-enformasyon-imaj-yorum-propaganda-manipülasyon üretiyor.

Bilgi imparatorluğunun çok yönlü, çok boyutlu tahakkümü karşısında, eleştirel-yeni-bağımsız seçenekler üretmek yerine, yerli ve milli olana kapanmak çözüm olamaz. Hazır, geçici, konjonktürel çözümler üzerinde çalışmak yerine, kalıcı çözümlerin neler olabileceğini gündeme almak öncelikli ve hayati bir konudur. Eleştirel seçenekler, değişimin yönünü nasıl tersine çevirebileceğimizi İslam dünyası çapında tartışmaya açabilmelidir.

Umutsuzluk, küresel-emperyal-sömürgeci gerçeklik karşısında hiçbir şey yapılamayacağını düşündüğümüzde başlar. İslam’ın olağanüstü imkanlarını düşündüğümüzde/hatırladığımızda, bu imkanları bir bilince dönüştürmek üzere çalışmaya başladığımızda, yapabileceğimiz pek çok şey olduğunu göreceğiz.

Yapılabilecekleri yapma iradesini ortaya koyduğumuzda, umut’ta bu iradeyle birlikte yola çıkacaktır.

 

 

Atasoy Müftüoğlu/İslami Analiz

Google+ WhatsApp