Sahâbe düşmanlığı din düşmanlığıdır/3

Sahâbe düşmanlığı din düşmanlığıdır/3


Sahâbe düşmanlığı din düşmanlığıdır/3

 

 

Uveym b. Saide (R.a.) şöyle demiştir; Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Aziz ve celil olan Allah beni seçti. Benim için de ashabımı seçti. Onlar arasından bana vezirler, damatlar ve dünürler kıldı. Kim onlara söverse, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti üzerine olsun. Allah kıyâmet gününde ondan ne bir tevbe, ne de bir fidye kabul etmesin. “ (Ahmed b. Muhammed el-Hallal, es-Sünne, III, 515; Ebû Nuaym, Hilye, II, 11)

Bu anlamdaki hadîs-i şerîfler pek çoktur. O halde onlardan herhangi birisine dil uzatmaktan çokça sakınmak lazım. Dine dil uzatan kimsenin yaptığı gibi yaparak şöyle demekten sakınmak gerekir: Güya muavvizeteyn (Felak ve Nas sûreleri) Kur’ân’dan değilmiş. Bunların Kur’ân’da yazılacaklarına ve indirilen Kur’ân arasında bunların yer aldıklarına Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den sahih bir hadis gelmemişmiş. Bundan tek bir istisna ise Ukbe b. Amir’den gelen rivâyetmiş. Ukbe b. Amir ise zayıfmış, ondan başkası bu hususta ona muvafakat etmemiş, bundan dolayı da onun rivâyeti bir kenara bırakılmalıymış.

Ancak bu, daha önce Kitab ve sünnetten sözünü ettiğimiz delilleri reddetmek, ashab-ı kiramın din diye bize naklettiklerini çürütmek demektir. Ukbe b. Âmir b. Îsa el-Cühenî, iki sahih kitab olan Buhârî ve Müslim’de ve diğerlerinde bize şeriatin rivâyetini nakledenlerden birisidir. Dolayısıyla o yüce Allah’ın övdüğü, niteliklerini belirttiği, kendilerinden övgüyle söz ettiği mağfiret ve büyük bir mükâfat vaadettiği kimselerdendir. Onun ya da ashabından herhangi birisinin yalan söylediğini iddia eden bir kişi şeriatın dışına çıkmış olur. Kur’ân-ı Kerîm’i reddetmiş, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a dil uzatmış olur. Onlardan herhangi birisinin yalancı olduğu söylenecek olursa, ona dil uzatılmış, sövülmüş olur. Çünkü Allah’ı inkârdan sonra, yalandan daha utanılacak, ondan daha ayıp ve ondan daha büyük bir iş yoktur. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ashabına dil uzatıp, onlara sövenleri lanetlemiştir. Onların en küçüklerini -ki aralarında küçük kimse olmaz- dahi yalanlayan bir kimse, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in tanıklık ettiği ve ashabından birisine söven yahut da onun aleyhine söz söyleyip dil uzatan herkesin yakasından ayrılmaz bir ceza olarak tesbit ettiği Allah’ın lanetinin kapsamına girer.

Ömer b. Habib’den şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Harun er-Reşid’in meclisinde bulundum, bir mesele söz konusu edildi, hazır bulunanlar o mesele hakkında tartışıp durdular, sesleri yükseldi. Aralarından birisi Ebû Hüreyre’nin, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan rivâyet ettiği bir hadisi delil gösterdi. Onlardan birisi hadisin merfu olduğunu belirtti, derken karşılıklı iddialar ve tartışmalar artıp durdu. Nihayet onlardan birisi; Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın böyle bir hadis söylediği kabul edilemez. Çünkü Ebû Hüreyre yaptığı rivâyetlerde itham altındadır. Hatta onun yalan söylediğini açıkça bildirmişlerdir, dedi. Ben er-Reşid’in de bu kesime meylettiğini, onların sözlerini desteklediğini görünce şöyle dedim: Bu hadis Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den sahih olarak gelmiştir. Ebû Hüreyre de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den olsun, başkasından olsun yapmış olduğu bütün rivâyetlerde doğru sözlüdür ve yaptığı nakiller sahihtir. Harun bana kızgın bir şekilde baktı. Ben de meclisten kalkıp evime gittim. Aradan fazla zaman geçmeden bana; Harun’un postacıbaşı kapıda dediler. Yanıma girdi ve bana şöyle dedi; Mü’minlerin emirinin çağrısını öldürülecekmiş gibi kabul et ve gel. Hanutunu, kefenini de giyin. Ben de şöyle dedim: Allah’ım sen de biliyorsun ki ben Senin Peygamberinin sahabesini savundum ve Peygamberinin ashabına dil uzatılmasın diye Peygamberini yücelttim. Ondan gelecek zarardan Sen beni koru.

Altından bir tahtın üzerinde oturmuş olduğu halde Harun’un huzuruna alındım. Kollarını sıvamış, kılıcı elinde ve önünde de kafası uçurulacak kimseler için serilen deri de vardı. Beni görünce bana: Ey Ömer b. Habib dedi. Senin bana söylediğin şekilde şimdiye kadar hiçbir kimse bana karşı söz söylemiş ve savunmuş değildir. Ben: Ey mü’minlerin emiri dedim. 

Senin söylediğin ve uğrunda tartıştığın görüş Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ı ve onun getirdiklerini küçültücüdür. Çünkü eğer onun ashabı yalan söyleyen kimseler ise şeriat de batıl demektir. Farzlar, oruç, namaz, talâk, nikâh ve hadlere dair hükümlerin tümü reddolunur ve makbul olamaz.

Harun kendisine geldi, düşündü, sonra da: Ey Ömer b. Habib bana hayat verdin, Allah da sana hayat versin, dedi ve bana onbin dirhem verilmesini emretti. 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp