Sahâbe düşmanlığı din düşmanlığıdır/1

Sahâbe düşmanlığı din düşmanlığıdır/1


Sahâbe düşmanlığı din düşmanlığıdır/1

 

 

Sahâbe; Peygamber (sav)’i mü’min olarak sahiplenip savunan kimsedir. İbn-i Hacerü’l Askalanî (Rh.a.’in ifadesiyle  “Sahâbî, Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’e iman (edip), iman ettiği halde kendisiyle karşılaşan/bir araya gelen ve İslâm üzere ölen kişidir.” (el-İsabe Fi Ma’rifeti’s sahâbe/İbn-i Hacerü’l Askalanî, I/8; Suyutî, Tedribu’r-Ravi, II/211; el- Aynî, Umdetu’l-Kari, XVI/169) İşte İbn-i Hacer’in, “elde ettiğim bilgilerin en doğrusu”, dediği tarif budur.İbnu Hacer’in yaptığı bu tarife, “Onunla karşılaşan” ifadesi kullanılmak suretiyle, Hz. Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’le beraberliği uzun müddet olan da girer, olmayan da. O’ndan rivayet eden de girer, etmeyen de. O’nunla beraber savaşa iştirak eden de girer, etmeyen de. O’nun gözüyle gören de, herhangi bir (a’malık gibi) sebeple onu görmeyen de sahâbî’dir. İslâm âlimlerinin çoğu sahabeyi böyle tarif etmişlerdir. Buna göre sahabe olmak için;

Hazreti Peygamberle görüşmek,

Onunla sohbet etmek,

O’na iman etmek,

Müslüman olarak ölmek şarttır.

Sahabî olabilmenin ilk ve gerekli şartı Müslüman olmak olduğuna göre, O’nu mü’min olarak görüp de sonradan dinden çıkan kimse (mürted), sahabî sayılmaz. Aynı şekilde kâfirken Hazreti Peygamber’i görüp o öldükten sonra Müslüman olan kimse de sahabî olarak kabul edilmez.

Sahabeler vahyi ile uyandılar. Kendi hayatlarını Allah’ın dinine adadılar. Onlar Allah’ın dinini hayata hâkim kılmak için Kelime-i Tevhid bayrağının altında toplandılar.

Sahâbeler; kendilerini kabre hazırlıyorlardı ama kendilerine hazırlamıyorlardı kabir. Onlar biliyorlardı eygâne halıkları Rahman her şeyden kebir. Onları düşman karşısında dimdik ayakta tutuyordu Tekbir. Çünkü yoktu kalplerinde korku ve kibir!

Sahâbeler; dar-ı dünyada iman ile doldular. Peygamberin yoluna ayağının tozu oldular. Müslümanları istilâya gelen münkir ve müşrikleri hep birlikte kovdular. 

Sahâbeler; kor ve zor bir zamanda iman fidanını diktiler. Kâh mallarından kâh canlarından geçtiler. Peygamber (sav)’den öğrendikleri dini olduğu gibi kendilerinden sonra gelenlere yetiştirdiler. Allah’ın dini hayatın yegâne amiri olsun diye çok çile çektiler.

Sahâbeler; karanlık gecelerde yıldız olup hiç sönmediler. Onlar ateşler içinde Allah dediler ama Rasûlüllah’ın yolundan hiç dönmediler.

Sahâbe yeryüzünün yıldızı, imanın da hızıdır. Sahâbe dinde bir unvandır; Allah için uyardılar her yanı, Allah’ın vahyisiyle nurlandırdılar cihanı. Sahâbeler unutulmaz birer çağdılar. Onlar ölseler de kal ve hâlleriyle sağdılar. Onlar tıpkı yağmur gibi gül ile diken, bülbül ile akreb ayrımı yapmadan rahmet olup her yana yağdılar.

Kaht-ı rical - adam kıtlığı problemini aşmak için “yetişmiş insan”a kavuşmak için, “İnsan yeniden nasıl insan olur” sorusuna cevap bulabilmek için sahâbenin örnekliği ve önderliği olmazsa olmaz şarttır. Sahâbeye muhabbet duyulması dinin amir hükümlerindendir. Sahâbeyi hep hayırla yâd etmek,  Ehl-i Sünnet ve’l Cemaate mensubiyetin alâmeti farikasıdır. Sahâbe nesli fert olarak diğer insanlardan farklı bir üstünlüğe sahip olmadığı gibi, masum ve günahsız da değildir. Ancak onlar, daha önce yaşadığı şirk hayatından nazil olan ayetlerin direktifi ve Hz. Peygamber (sav)’in eğitimi sayesinde kurtularak yepyeni bir hayata kavuşmuş, bizzat Rasûlüllah’tan öğrendikleri İslam’ı güzel bir şekilde yaşamak suretiyle, kendilerinden sonra gelen ümmete birer örnek olmuştur. Sahâbe hem ehl-i cihad ve hem de ehl-i cennettirler.

Sahâbelerle dünya durdu duaya. Onlar hevâya değil, tabi oldular Allah’tan gelmiş olan hüdaya. Onlarla derman buldular dermanı bulunmaz yaraya. Rabbimiz müjdeliyor:

“İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.” (Tevbe Suresi/ 100)

Allah sahâbelerden razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardı. Sahâbelere dil uzatanlar, Allah’ın dini dışında kendilerine yeni bir din bulmuş olanlardır. Sahâbe düşmanlığı, imanı bulanık ve mü’minlerin imanlarını bulandırmaya, budamaya çalışanların işidir.

Sahâbe, nassı Kur’ân’la asaleti besbellidir. İslam Medeniyetinin kurucu neslidir. Sahâbe nesline dil uzatan kim olursa olsun Ebu Cehil olmaya heveslidir.

Peygamber sünneti olmadan Kur’ân Allah’ın muradına göre anlaşılamaz, sahâbe olmadan da sünnet anlaşılamaz. Kur’ân, Sünnet, sahâbe olmadan din olmaz. Dolayısıyla Müslümanların arasında sünnet ve sahâbe düşmanlığı yapanların ortak amaçları; Müslümanların ellerinden Kur’ân’ı almak ve Müslümanları tümden Allah’ın dininden mahrum bırakmaktır. 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp