Sadece tarihî değil, dinî kuralları terkettiğimiz de yalan!

Sadece tarihî değil, dinî kuralları terkettiğimiz de yalan!


Sadece tarihî değil, dinî kuralları terkettiğimiz de yalan!

 

 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “yalan söyleyen tarih anlatıldı” demiş..

“Anlatılan, sadece yalan tarih mi?”

Sadece, geçmişte yaşanmış olayların aktarımları mı yalan?

Neyi doğru anlattılar ki bizlere?

“Dine dayalı hukuku bırakıyoruz, bilimin ışığı ile aydınlanmış Medeni Kanun’u kabul ediyoruz” dediler..

Zannettik ki..

Bilimin doğruluğunu ispatladığı, laboratuvara sokup, iki hidrojen atomu ile bir oksijen atomunu birleştirdiğinde suyu elde ettiği gibi.. 

Kimsenin itiraz edemeyeceği, laboratuvarda doğruluğu tespit edilmiş bir medeni kanun sistemi var..

O kanunu alıyoruz.. 

Bize öyle yutturdular..

Sonra bir de baktık ki..

Katolik nikahlı sistemi almışız.

Evlenen insanlar, yıllarca boşanamadılar..

Yıllar sonra öğrendik ki..

Boşanma hukukunu iktibas yoluyla aldığımız ülke katolikmiş..

Onun için de kanunları katolik sisteme göre belirlenmiş.

Hali ile..

Boşanmayı zorlaştıran, hatta neredeyse imkansız hale getiren bir düzenlemeleri varmış.

Biz “Çağdaş, modern hukuk” diye İsviçre’den Medeni Kanun’u kopyalayıp alınca..

Taaa 1970’li yıllara kadar gelen..

Boşanmanın neredeyse imkansız olduğu bir sistemi, farkına varmadan kabul etmiş duruma düşmüşüz..

Örnekler bir-iki değil..

Onlarca..

Medeni Kanun ile birlikte, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nu da, İsviçre’den alıp, tercüme edip, uygulamaya koymuşuz..

Bize, “Artık modern bir yargılama usulümüz var..

Dine dayalı hukuk sisteminden kendimizi kurtardık” demişler..

Bizim dine dayalı hukuk sisteminden kurtulma diye bir niyetimiz yok ama..

İslam’ı hayatımızdan çıkartma diye bir amacımız yok ama..

O niyette olanlar, böyle takdim etmişler.. “Dini kurallardan kurtuluyoruz”demişler..

Türkiye’yi kandırmışlar..

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’ndan sonra, Ceza Usulü Muhakemeleri Kanunu’nu da alınca..

Olayın farkına varmışız..

Çünkü Ceza Usulü Muhakemeleri Kanunu’nu, devlet yetkilileri İsviçre’den değil..

“Bir tanesi de Almanya’dan olsun” düşüncesi ile..

Almanya’dan almayı tercih etmişler..

Buradan da anlaşılıyor ki..

Kanunların alındığı ve çağdaş ülkeler diye gösterilen Avrupa’da da, kanunlar tekdüze değilmiş.

İsviçre’de farklı..

Almanya’da farklı kanunlar varmış.

Olsun..

Bize “Çağdaş hukuku alıyoruz” diyerek..

Tek bir “çağdaş hukuk” varmış.

Bilimsel temelleri olan, dünya genelinde kabul görmüş tek bir hukuk sistemi varmış.

O bilimsel temelleri olan hukuku alıyormuşuz gibi göstermişler..

Ama ayrıntıları görünce..

Olayın farkına varmışız.. 

İsviçre’den alınan kanunda yemin edilirken “Allah” kavramı üzerine yemin edilmesi öngörülmüş..

Almanya’dan alınan Ceza Yargılaması Kanunu’nda ise, “Namusum ve vicdanım üzerine dosdoğru söyleyeceğime yemin ederim” metni varmış...

Vay canına sayın seyirciler..

Hani İsviçre’de yaşasanız..

Mahkemelerin tamamında, “Allah” adı üzerine yemin edeceksiniz..

Almanya’da yaşıyor olsanız..

Mahkemelerin tümünde, “namus ve vicdan üzerine” yemin edeceksiniz..

Ama kaderimize bakın ki..

Pisliklerinde bile mavi boncuk varmış gibi, Avrupalıların her şeyini taklit eden bizler..

Bir mahkemeye gidiyoruz, “Allah” adı üzerine yemin ediyoruz..

Doğru söylediğimize, “Allah”ı şahit tutuyoruz..

Diğer mahkemeye gidiyoruz..

Doğru söylediğimizi göstermek için, “namus ve vicdanımızı” kefil tutuyoruz..

Merak edip sorguluyorsunuz..

Niye, İsviçre’den aldığımız kanunda, “Allah” adı üzerine yemin ediliyor da..

Almanya’dan alınan kanunda, “Allah” kavramı yerine.. “Namus ve vicdan” kavramları konulmuş?

Meğerse..

İsviçre, o dönemin şartlarında, Almanya’ya göre daha dindar bir ülke imiş..

Dindar dediysek, İslam anlamında değil..

Hristiyanlık anlamında..

Ama..

Hristiyanlık’ta da, “Allah” inancı olduğu için..

Yeminlerini, “Allah” üzerine ediyorlar.

Almanya ise..

İsviçre’ye göre..

O tarihlerde daha entel-dantel..

Biraz daha laik..

Nihai noktada, “namus ve vicdan” kavramlarını da, dini değerler olarak kabul etmek mümkün ama.

O günün şartlarında..

İsviçre’ye göre, daha laik olan Almanya’da, “Allah” kavramı üzerine değil..

“Namus ve vicdan” kavramları üzerine yemin edilmesi öngörülmüş..

Garibim Türkiye de..

Yargılama usulü kanunlarının birisini İsviçre’den almış.

Diğerini Almanya’dan almış..

Bir mahkemede “Allah” diyerek..

Diğerinde ise, “Namusum ve vicdanım üzerine” diyerek yemin eder olmuş..

¥

Ne diyorduk?

Batı’dan kanunlar iktibas edilerek, çağdaşlaşma yolunda hızlı adımlarla ilerledik..

Dini hukuktan uzaklaştık..

Oysa..

“İslam’dan uzaklaştık” deseler..

Doğru söylemiş olurlardı ama..

“Dinden uzaklaştık” deyince..

“Acaba” diyorum..

Somut örnek önümüzde işte..

İslam’dan uzaklaşmışız..

Hristiyan hukukuna yaklaşmışız..

Boşanmada, İslam’ın kurallarını kaldırmışız..

Hristiyanlığın, hem de Katolik mezhebinin kurallarını almış, yıllarca uygulamışız.. 

Neyse ki..

Hristiyanlığın, dünyaya dair çok yoğun düzenlemeleri yok da..

İslam dinindeki gibi, günlük muamelelerin tamamını belirleyen ayrıntılı düzenlemeleri yok da..

Hayatımızı tümüyle Hristiyanlık kuralları ile dizayn eder hale düşmemişiz..

Avrupa ülkelerinin günlük hayatlarında, dünyaya ait kuralları nadiren olan Hristiyanlığın izleri ne kadar ise..

Aldığımız kanunlar vasıtasıyla da, Hristiyanlığın izlerini o kadar  günlük hayatımıza aksettirmişiz..

İslam’a inanıyoruz ama..

Hristiyanlar gibi boşanmışız.

Daha doğrusu, boşanamamışız..

Şimdi buyursun, “laik hukuk”tan bahsedenler..

Şu işleri bir izah etsinler..

1923’ten sonra dizi dizi Avrupa’dan kanunlar iktibas edilirken..

“Laik hukuk”a mı geçtik? 

Yoksa, çaktırmadan çaktırmadan..

Satır aralarında Hristiyanlığın izleri olan bir hukuk sistemine mi geçtik?

 

yeni akit

Google+ WhatsApp