S-400’lere baktıklarında SA-21’i gören ‘Türkler’...

S-400’lere baktıklarında SA-21’i gören ‘Türkler’...


S-400’lere baktıklarında SA-21’i gören ‘Türkler’...

 

 

Soğuk Savaş mirası bir gelenek; silahlara bir Sovyet/Rus bir de Amerikan/NATO ismi vermek...

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Cuma günü Ankara’ya inen uçaklardan çıkan hava savunma sistemine Ruslar, ‘C-400 Triumf’ diyorlar, NATO’daki kodu: SA-21 Growler...

Biz de orijinal isminden hareketle S-400 diyoruz.

S-400’lere bakınca SA-21’i gören ‘Türkler’ var.

Önce o ‘Türklerin’ fabrika ayarlarını düzeltmek gerekiyor...

***

Bu silahların alınma öyküsünün başladığı saniyeden evvelsi güne kadar Türkiye’de mâhut bir kesim S-400’lere cansiperane karşı çıktı. Kalemlerine ne gelirse yazdılar akıllarına/dillerine ne gelirse söylediler...

TV tartışma programları, gazeteler, köşeler ve hele hele sosyal medya doldu-taştı.

Önce ve uzun süre büyük bir “reddediş” hattı kurdular; “S-400’ler kesinlikle gelmeyecek, Türkiye bunu yapamaz, Amerika da yaptırmaz, hayal kurmayın, gerçekçi olun”. Bu inanca sarıldılar ve üzerine öyle cümleler kuruldu ki, “S-400’ler gelsin üzerine otururum” diyenler çıktı...

FETÖ’cülerden, şu-bu ülkeye kaçmış sapı siliklerden bahsetmiyorum, gazeteci, akademisyen, siyasetçi, ‘entelektüel/aydın’ tayfadan bahsediyorum.

Şimdi bunlara ait program kayıtlarını, o yazıları, atılan sosyal medya mesajlarını kolaj yapıp alınlarına yafta diye yapıştırsanız, “ben görmüyorum ki” diye rahat rahat gezerler...

***

İşin rengi değiştiğinde, “S-400’ler gerçekten geliyor galiba” kıvamına geldiğinde, alıp depolara koyma planlarını, başka bir ülkeye gönderme hesaplarını, nihayet, “gelebilir ama aktive edilmezler, ABD ile öyle anlaşıldı” tekliflerini sürdüler piyasaya...

Yani ABD adına düşünüyorlardı!

O kadar kendilerinden geçmiş haldeydiler ki, uçaklar Mürted’e inerken, o sırada sabah haber programlarında konuk olanlar, “henüz parçaları geliyor” diyebildiler...

Şaka yollu söylersek, “kendisi gelmeyebilir, parçaları birleştiremezsiniz, füzeler gelsin de görelim” duasıydı..

Hâlâ da ümitlerini kaybetmiş değiller. Ellerinde “aktive edilmeme” ihtimali kalmış görünüyor ki, bu dahi resmi açıklamalarla söndürülmüş bir umut.

Kaldı ki, Doğu Akdeniz-Kıbrıs ve Suriye artı İran’da yaşanacaklarortadayken, bu türden silahın depoda tutulması düşünülebilir, üstü örtülüp, ‘kirlenmesin’ denebilir mi?..

***

Türkiye S-400’leri teslim alırken sembolik mesajlara çok abanmadı. 4 Temmuz’da getirtebilirdi. Amerika’nın bağımsızlık günü. Ya da tam 15 Temmuz’da ilk uçağı indirtebilirdi.

Ama şu da vakıadır; 15 Temmuz ihanetinin üssüne dönüşmüş zamanın Akıncılar Üssü, aslında o gece Amerika’nın üssü olmuştu. Şimdi o üsse Türk ordusuna stratejik silahlar taşıyan Rus uçakları iniyor!

***

Sonuçta, iki basit cümleyi kafalarına sokamadık...

Bazıları anlayamadı ya da işine gelmedi bazıları da inanamadı...

Bir, “lazım”dı! Bu kadar. Türkiye’nin ulusal güvenlik ve bağımsızlık arayışları bu tür bir sistemi kendisinin hızla yapmasını, yetiştiremediği anda, yapana kadar dışarıdan bir yerden almasını dayatıyordu. Rusya, Çin, Kongo, şu bu fark etmezdi.

İki, 75 yıldır, gırtlağımıza kadar Batı’ya, ABD’ye batmıştık ve popüler kültürün tüm ürünlerinden ayağımızdaki pantolona, yediğimiz-içtiğimizden askerimizin kaşığına, eğitim mimarimize kadar bağımlı hale gelmiştik...

Yüzlerce örnek verilebilir ama biri kafi; 15 Temmuz’da bizi bombalayan “uçaklarımız” Amerikan yapımıydı ama onları kullanan “pilotlar da” öyleydi!..

Bu ağır tarif yüreğimizi ne kadar yaralarsa yaralasın, “küçük Amerika”ydık...

***

Şimdi S-400 aldık da artık bağımsız mıyız?

En büyük yanlışımız olur. Bir ülkenin aldığı savunma sisteminin gerekçeleri bu kadar açık ve anlaşılırken ne kadar büyük ve yorucu itirazlar geldiğini görmediniz mi?

Bu itiraz sahiplerini iyi tetkik etmek gerekiyor; bir kısmı, apaçık biçimde kendi siyasi tercihleri üzerinden girdi o yola. Ankara hükümetinden memnun değillerdi, hatta nefret ediyorlardı, buradan doğacak uluslararası ve ekonomik krizin işe yarayacağını düşündüler...

Benim içimi en yaralayan grup, samimiyetle Türkiye-ABD ittifakını kutsayan, ebedi olduğuna inanan, yaşlı insanların alışkanlıklarından kopmakta zorlanması gibi Washington’a sarılanlardı.

Her gelişmede ABD lehine argüman ürettiler. Bunu inatla, inanarak savundular, her biri iflas ettiğinde, ciğerlerinin de söndüğünü gözlemledim. Gerçekten dramatikti.

***

Batı’ya yönelik Ankara eleştirileri küresel bir adalet ve ahlak talebidir. İçinden ‘doğuya yanaşma’ çıkarılamaz. Türkiye’nin fiziki konumu dahi pusulanın yönlerine “eşit” uzaklıkta kalmak gerektiğini dayatır.

***

S-400’ler bizi bağımsız yapmayacak! Hatta kendi silahlarımızı yapmamız da bunu sağlamaz.

Önce Amerikan aklını bu topraklardan arındırmamız gerekiyor. Bu çok zor bir iş.

Amerika’nın ya da bir başka ülkenin canını yakmak değil mesele. Emin olun o çok kolay. Bakın yandı işte. Karşılarında “eşit ve gururlu” bir ülke, bağımsızlığı için bedel ödemeye hazır insanlar bulunduğunu görmeleri gerekiyor.

Onları da çok suçlamamak lazım; onlarca yıl Türkiye’den ne isterlerse almışlar, ne isterlerse yaptırmışlar, şimdi bu yaşananlara inanamıyorlar.

Trump ne demişti, “S-400’leri alana kadar zorladık Türkiye’yi”...

Günahı Obama’ya yıkmak için kurdu bu cümleyi ama harflerin gölgesinde S-400’leri bile ABD -yanlış politikaları- yüzünden aldığımız gerçeği yatıyor!

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp