Rutine dönüş?

Rutine dönüş?


Dönemin ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, 8-10 Mart 2010 tarihleri arasında, önceden planlanmış resmî bir ziyaret kapsamında İsrail’deydi. “Barış görüşmelerini yeniden canlandırmak niyetiyle” geldiğini vurgulayan Biden, temaslarının tam ortasında, Kudüs’te İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile çalışma yemeğine oturmaya hazırlanırken, oldukça provokatif bir açıklama “son dakika” olarak ekranlara düştü: İsrail hükümeti, işgal altındaki Doğu Kudüs’te bulunan Ramat Şlomo Yahudi yerleşimine 1,600 konut daha ilave edecekti. Çevredeki Filistin köylerine ait arazilerin gaspedilmesi suretiyle 1995’te kurulan Ramat Şlomo, tapu-kadastro oyunlarıyla bilâhare Kudüs Belediyesi sınırları içine katılmıştı.

İşgal edilmiş topraklarda yerleşim birimlerinin kurulmasına muhalif tavrıyla bilinen Joe Biden, suratına adeta tokat atmaktan farksız olan bu cüretkâr adıma çok sinirlenmişti. Netanyahu ile yemek randevusuna 90 dakika gecikmeli gitti, eş zamanlı olarak da kendi adına bir karşı açıklama yayınlatarak, İsrail’in yerleşim kararını kınadı. Manzara, neresinden bakılırsa bakılsın, abesliklerle doluydu. Netanyahu, “Bundan benim de haberim yoktu. İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir komite karar vermiş” diyerek kendini savunmaya çalışsa da, herkes İsrail Başbakanı’nın yalan söylediğinden emindi. Barack Obama yönetimiyle açıktan mücadeleye girişen Netanyahu, Beyaz Saray’la ilişkilerini Başkan Yardımcısı Biden kanalıyla yürütüyor; Ramat Şlomo örneğinde olduğu gibi, ABD’ye “gol” atma fırsatını da hiç kaçırmıyordu. Netanyahu, şunun da fazlasıyla farkındaydı: ABD, yerleşimlere karşı olduğunu sürekli tekrarlasa da, fiiliyatta herhangi bir engel çıkarmıyordu. Biden, bu türden diplomatik tatsızlıklarla İsrail’den kopacak biri de değildi üstelik. Ta 1970’lerden beri, her platformda İsrail’in en yılmaz savunucularındandı. Netanyahu da kendisini “dostum” olarak anıyordu.

2017 başında Beyaz Saray’da Donald Trump koltuğa oturduğunda, Benyamin Netanyahu, Amerikan başkentinde aradığı partneri nihayet bulmuştu. Trump’ın Yahudi damadı Jared Kushner’in ustalıkla kotardığı ve derinleştirdiği ilişkiler, Netanyahu yönetimine, Washington’da şimdiye kadar hiçbir İsrail hükümetinin elde edemediği yoğunlukta bir destek sağladı. ABD ziyaretleri sırasında Kushner’lerin evinde yatıya kalacak kadar “Damat Bey”le yakınlığı bulunan Netanyahu, üst üste ödüllendirildi: ABD’nin Tel Aviv’deki büyükelçiliği Kudüs’e taşınarak, İsrail işgali resmen tanındı. Ardından, Golan Tepeleri’ndeki işgal de resmen onaylandı. Yine Kushner’in çabaları neticesinde, bazı Arap ülkeleriyle İsrail arasında diplomatik ilişkiler tesis edildi. Böylece Amerikan yönetimlerinin bundan önceki yıllarda suretâ da olsa gözettiği Arap-Yahudi dengesi bir yana bırakıldı, Beyaz Saray düpedüz İsrail’in dümen suyuna girdi.

Yeni ABD Başkanı Joe Biden, birçok yönden farklı bir Ortadoğu’yu miras olarak alacak. Ancak yine de, İsrail’le kuracağı ilişkilerde Yahudiler aleyhine bir “geri dönüş” beklenmiyor. Biden, ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’te tutacağını geçen yıl zaten açıklamıştı. Yalnızca, Doğu Kudüs’te göstermelik bir konsolosluk açacağı biliniyor. Yahudi yerleşimlerine retorikte hâlâ karşı, ancak fiiliyatta yine engel çıkarmayacağı kesin. “İki devletli çözüm”den yana olarak Filistinlileri yeniden oyuna katacağı tahmin edilen Biden’ın, Mahmud Abbas yönetimine Trump’ın iptal ettiği ekonomik yardımları yeniden başlatacağı da gelen haberler arasında. Biden ayrıca, Arap ülkeleriyle İsrail arasında yürütülen “normalleşme süreci”nin sıkı bir destekçisi. Konuyu “Çok faydalı bir politika, bizim için hiçbir riski bulunmuyor” sözleriyle yorumlayan Biden, bu noktada da Trump’ın mirasçısı olacak.

İsrail’in Joe Biden’da “endişe verici” bulduğu tek nokta, İran’a yönelik “müsamahakâr” tavrı. İran’la imzalanan nükleer anlaşmadan çekilen Trump yönetiminin aksine, Biden’ın İran’ı “sistem”e dâhil etmekten yana olduğu sır değil. Seçim sonuçlarının açıklanmasından itibaren İran kaynaklarından gelen çeşitli beyanlara bakılırsa, Tahran’ın Biden’a yönelik beklentileri epey fazla.

Trump, sürpizlerle dolu ve “öngörülemez” bir başkandı. Teamülleri ve şimdiye kadarki birçok sabit alışkanlığı değiştirerek, kendine has bir yönetim sergiledi. Joe Biden’la birlikte “rutin”in yeniden sahneye döndüğü düşünülürken, Ortadoğu’da birçok meselede düğümü “Türkiye faktörü” çözecek gibi görünüyor. Biden’ın Türkiye ile kuracağı ilişkinin istikameti, bu anlamda belirleyici olacak. Bu işin, New York Times’ın önyargılı editörlerine “manşet malzemesi” vermeye benzemeyeceği ise kesin.

Google+ WhatsApp