Rus sözcülüğüne soyunmuş, “Gazı keserse, kıçın üşüyecek” demişti!

Rus sözcülüğüne soyunmuş, “Gazı keserse, kıçın üşüyecek” demişti!


Bize sürekli akıl verirler..

“Ölünün arkasından konuşulmaz.”

Hayatta iken doğru işler yapın.. Hatırlattığımız hatalar için “Zırtooo” demeyin.. “Gerici yobaz, ne anlarsın sen bu işlerden” diye hakaret etmeyin..

Biz de, küçük küçük hatalarınız için, arkanızdan konuşmayalım..

Ha, yüzünüze karşı söylemediğimiz şeyleri, arkanızdan söylersek..

Orda da bir sorun vardır..

Ama size, hayatta iken söylediklerimizi, bir de öldüğünüzde, tekrarlamamıza..

Niye kaşı çıkıyorsunuz ki?

Hem de.. İnanmadığınızı söylediğiniz İslam’ın ilkelerini istismar ederek..

“Hz. Peygamberin hadisi şerifi var” diyerek..

Ölünün arkasından konuşulamayacağını bize niye hatırlatmaya kalkıyorsunuz ki?

Bekir Coşkun için yazalım..

Emin Çölaşan dinlesin..

Bekir Coşkun’un hayatta iken yazdıklarından yola çıkarak hatırlatalım..

Uğur Dündar okusun..

Bekir Coşkun’un cenazesinden yola çıkarak uyaralım, Rahmi Turan ibret alsın..

Ölen, zaten hesabını veriyor..

Şu dakikadan sonra, onun için bir değişiklik ihtimali yok..

Ama Emin Çölaşan, Uğur Dündar, Rahmi Turan ve benzeri yüzlerce laikçi yasakçı için, en azından teorik anlamda ümit var..

Uyarı görevimizi bu anlamda yapalım..

Alan alır, almayanın ağa keyfi bilir..

Bekir Coşkun, hayatta iken dindar insanlara kara çaldı.. Hakaret etti.. Başörtülü insanlara ayrımcılık uygulanmasına destek verdi..

Peki bu fiilleri, şu an kendisine ne kazandırdı?

Mesela, Merve Kavakçı, başörtülü olarak milletvekili seçilip, yemin etmek istediğinde..

Solcu geçinen Bülent Ecevit, TBMM kürsüsünden, “Bu kadına haddini bildirin” dedi..

Kavakçı’ya yemin ettirilmedi..

Ertesi günü, tekrar yemin etmek için TBMM’ye gelebilir diye düşünüp, uydurma suçlamalarla, dönemin DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel eli ile, Merve Kavakçı’yı gözaltına almak istediler..

Hani bugünlerde, Enis Berberoğlu’nun, işlediği vatana ihanet suçunu hiçbir mahkeme inkar etmediği halde, milletvekilliğinin düşmediği konusunda kıyamet kopuyor ya..

1999’da ise..

Bugün hiç kimsenin hatırlamadığı, uyduruk bir suçlama üzerinden, bir başörtülü milletvekili gözaltına alınmak, milletvekili yemini etmesinin önüne geçilmek istendiğinde..

Bekir Coşkun bakın ne yazmıştı (21 Ekim 1999 tarihli yazısı):

“Hiçbir öğrenci-öğretmen-yazar-çizer-aydın-sanatçı-vatandaş-gariban ya da sıradan vatandaş ‘Gece vakti olmaz, gündüz mesai saatleri içinde olsun...’ düşüncesiyle, gündüz beklenerek gözaltına alınmadı...

Gece kırılan kapılardan alınan kimsesiz insanları, kızları-kadınları saçlarından sürükleye sürükleye götürdüler..

Ne Ecevit kızdı, ne Demirel rahatsız oldu, ne Mesut Yılmaz’ın, Tansu Çiller’in, Meclis başkanlarının sesi çıktı...

Ama Merve Kavakçı’ya sıra gelince öyle olmadı...

Nasıl oldu bilmiyorum, akıllarına ‘hukuk devleti’ geliverdi...”

Bir insan, vicdansız olur da, bu kadar mı olur..

Küçük iki tane çocuğu olan evinde, bir kadının, hiçbir suçlama yok iken, sırf başörtülü olarak milletvekili yemini yapmak istiyor diye, gece yarısı kapısı kırılarak evine girilip, gözaltına alınmak istenmesine, bir gazeteci, nasıl destek verebilir?

Vermiş işte..

Aynı Bekir Coşkun, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda, Necdet Sezer oturduğu ve “Cumhuriyet Bayramı” resepsiyonuna, başörtülü milletvekili eşlerinin de katılma ihtimaline binaen, “Eşsiz davetiye” gönderilmesi skandalı yaşandığında..

Bakın o rezaleti, Bekir Coşkun nasıl savunmuştu (23.01.2003):

“Ben her zaman kadınların daha mert, daha yiğit, daha dürüst olduğunu bilirim.

Bu sorunda dahi niçin bakmıyorsunuz; erkekleri bir anda çağdaş-liberal ve hatta Atatürkçü kılığına giriverdiler.

Bir anda ikiyüzlü olabildiler.

Dönekler.

Ama kadın öyle değil.

Uzaktan bakınca gözüküyor; kimliği, rengi, amacı, düşüncesi, nerede ve neye ait olduğu.

Nitekim; Çankaya erkekleri ayırt edemediği için hepsini çağırıyor da, kadınları taa uzaktan ayırt edebiliyor çağırmıyor...”

Hani bu adam için, hayvansever diyorlar ya.. İnsan sevmeyen, kadınlara sırf başlarındaki örtü sebebi ile böylesine hakaret eden, “Kadınlar merttir, yiğittir, dürüsttür” deyip, ardından da başındaki örtüleri sebebi ile ayrımcılığa tabi tutulmalarını normal gösteren bir adam, nasıl ilkeli gazeteci olabilir?

Bir örnek daha.. 

Başörtü yasağı kalkıp, TBMM’ye milletvekilleri başörtülü olarak girebildikleri tarihte (1 Kasım 2013), o yazmıştı, biz susmuştuk:

“Yani şimdi siz bu yaşa kadar ruj, allık, pudra, sürme, saç baş, maşallah...

Müslüman değildiniz de şimdi başınızı örterek Meclis’e gelince mi Müslüman oldunuz?..”

Şimdi biz, Bekir Coşkun’un şahsında onun kafasındakilerin hepsine soralım:

“75 yaşına geldin, dindara, Müslümana hakaret edip durdun, şimdi ölünce mi Müslüman oldun ki cenazeni camiye getirmişler?”

Kimse kızmasın.

Bekir yazmış “Şimdi mi müslüman oldunuz” diye.. Onun bunu sorma hakkı var da, benim sorma hakkım yok mu?

Onun, başörtülü milletvekilleriyle, “Şimdi mi müslüman oldunuz?” diye kafa bulma hakkı var da..

Benim ona aynı soruyu yöneltme hakkım yok mu?

Daha başörtülü hanımlara ne iğrenç saldırıları var.. Saymakla bitmez..

Mesela başörtülü ilk kadın bakanımız göreve başladığında, bakın ne yazmıştı (29 Eylül 2015):

“Türkiye’nin ilk Kainat Güzeli Keriman Halis, 1932…

Belçika’nın Spa kentindeki yarışmada Dünya Güzellik Kraliçesi seçilen Türk kızını 27 ülkenin delegeleri ayakta alkışlamış.”

Başörtülü bir hanım, bakanlık koltuğuna oturuyor.. 

O başörtülü bakanı itibarsızlaştırmak için.. 

İnsanların karşısına mayo giyerek çıkan, vücudunu teşhir eden bir kadının ondan daha önemli bir başarı kazandığı iddiasında bulunarak, seviyesini ispatlıyor.. 

Sanmayın ki, bu ülke insanına düşmanlığı, sadece başörtü üzerinden..

Alın, millilik açısından da nasıl defolu bir adam olduğunu görün..

Rusya ile aramız kötü..

İlişkiler limoni!

Kimden yana oluyor?

Şaşırmadınız, Rusya’dan..

1 Aralık 2015’de, yazdığı köşenin başlığı şöyle: “Gazı keserse, kıçın üşüyecek!” 

Dün cenazesi kalktı.

Şimdi bizim de kendisine sormamız lazım..

Ama yerim doldu.. O soruyu da siz sorun artık!

Google+ WhatsApp