Rus-Çin-Türkiye ve ABD-Alman-Japon imparatorlukları...

Rus-Çin-Türkiye ve ABD-Alman-Japon imparatorlukları...


Avrupa Birliği ‘Dışişleri Bakanı’ Josep Borrell’in, “Eski imparatorluklar geri gelmeye başladı. Bunlardan üçü Rusya, Çin ve Türkiye. Bunlar küresel ve bölgesel yaklaşımlarla gelen eskinin büyük imparatorlukları. Bu durum bizim için yeni bir ortam sunuyor” sözlerini tercüme etmek elbette şart...

Ama “o dili” biliyor mu herkes bakalım? Çünkü yazılı/görsel medyanın ‘konuklarıyla’ birlikte gerçekleştirdiği denemeler “kıyıdan” fazla açılamıyor...

Rusya, Çin, Türkiye. “Bunlardan üçü”.. Yani başkaları da var! Önce bu üçlü Batı’ya göre bir gelecek mi, cephe mi, rekabet mi, ittifak mı ifade ediyor?

Bunlara bakalım, tamam, ama iş, “öznenin” yani tarif edenin nasıl bir cephede yeniden konumlandığıdır...

***

Jeo-politik güç ilişkilerini çerçevelendirmek üst meziyettir...

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi 10-11 Eylül tarihlerinde Moskova’daydı. Görüşmeler sonunda “matbu” algılanan ortak bildiri yayınlandı. Ama değildi. Stratejik bir duyuru hatta ilandı... (Rusya Dışişleri Bakanlığı resmi sitesi, 11/09, No:1427.)

İyi okunduğunda, iki süper gücün ilişkilerini küresel jeopolitik bağlama nasıl oturttuğu rahatlıkla görülebilir...

Çin-Rusya ilişkilerini kavramak gelecek kestirimi adına kritik olsa da Türkiye’de az ilgi görür ve olmazlığına ilişkin fikrî yatırım güçlüdür. Borrell’in açıklamaları ile değişeceğini varsayabiliriz. Ortak deklerasyon, iki ülke ilişkisini açık biçimde tarihlerindeki en yüksek düzleme taşıyor. Bir çok rezerve saygı/kabul duymakla birlikte, ‘11 Eylül’ tarihli ilan, Çin-Rusya stratejik işbirliğinde niteliksel olarak yeni bir aşamadır diyebilirim...

Net; küresel türbülans kuvvetlenecektir. Ortak bildiri 12 ana dış politika anlayışı sunuyor. Bazıları bize, Türkiye’ye, Borrell’in açıklamalarının anlamı dahil gidişatın sadece yönünü değil, bizatihi kendisini anlatıyor...

Metinde, Sovyetler Birliği’nin II. Dünya Savaşı’ndaki rolünü “ezikleyen, tahrif eden” bir Batı kampanyasına itiraz var. Avrupa’yı kurtarmadı hatta ihanet ettiye varan bu saldırı Çin ve Rusya tarafından reddediliyor!

Neden?

Sovyetler’in büyük savaştaki rolünü örseleyen bu sistematik operasyon genellikle Polonya ve Baltık ülkelerinde işleniyor. Rus karşıtlığını besliyor, askerileştiriyor.

Ortak bildiri, Rusya ve Çin’in “BM Şartı ve diğerlerinin uluslararası belgelerinde belirtilen II.Dünya Savaşı’nın sonuçlarını kimsenin revize etmesine izin vermeyeceği»ni taahhüt ediyor.

Sonrası daha ilginçleşiyor...

Rusya ve Çin, Almanya ve Japonya’nın durağanlıktan agresif militarizme kademeli bir geçiş sürecinde olduğuna kuvvetle işaret ediyor...

Gerçekten inanılmaz bir durum ve bu dört ülkenin adının aynı cümlede geçiyor olması sadece tarihi uyarıcılar nedeniyle bile tüyleri diken diken etmelidir!

Böylece, ABD’nin Almanya’dan yani II. Dünya Savaşı sonrası düzenin, Soğuk Savaş’ın kalbini boşaltmasının, askerlerini çekmesinin, “Varşova’ya, ‘demir perde’nin kalbine taşınmasının” nedeni çok daha iyi anlamlandırılabiliyor...

Berlin’in elini rahatlatmak!..

Artık Almanya’nın dünyanın kısa vadeli geleceğinde kendisini nasıl konumlandıracağı üzerine düşünmek gerekiyor. Keza Fransa’nın AB liderliğini talep etmedeki kör hırsını da.

Kısa süre içinde Merkel sonrası döneme geçecek Almanya’nın salt ekonomik güç olarak değil, stratejik bakış kullanmak, küresel düzeni aktif olarak şekillendirmek için “stand-by”dan aktif duruma geçebileceğini görmemiz gerekiyor...

Almanya’nın ABD’ye rağmen Rusya ile ilişkilerini tutmak arzusunda olduğu genel kabulünden, “Rusya’nın tam karşısına konuşlanabileceği” üzerine daha kuvvetli düşünmeliyiz. 75 yıl sonra Alman emperyalizminin uyandığını değilse bile gözlerini ovuşturmaya başladığını yazabiliriz...

Almanya elitleri, ülkenin temel sütunu ülke sermayesinin çıkarları için “hem yurt içinde hem de dışında” ellerinden geleni yapacaklardır. Bağlamın içine Alman ordusu dahildir...

Alman-Amerikan gerilimi ve ABD askerlerinin Almanya’dan çekilmesi, gerçekte Almanya’nın yeniden silahlanma planlarını hızlandırmak bir bahane gibi çalışıyor. Doğrusu, Almanya’nın yakın dönem silah harcamalarında da manidar artışlar var.

İlk bakışta Trump’ın askerleri çekmesi Almanya’ya karşı gibi dursa da pasifist uykuyu bölüyor. Alman halkının bu değişime nasıl bakacağını kestirmek zor. Ama kapitalizmin derin krizi, artan uluslararası gerilimler ve salgın, Alman seçkinlerini güçlerini güvence altına almak adına militarizme döndürüyor gibi.

***

Okumanın altına Çin de imza attığına göre onun karşısındaki mevziye Japonya’yı yerleştirmek gerekiyor. Böylece ABD-AB-NATO kıvrımlarının Asya-Pasifikte’ki karşılığını buluyoruz.

Benzer şekilde yükselen bir Japon militarizmi var mı? Malûm, II. Dünya Savaşı’ndaki ağır yenilgisinin ardından Tokyo pasifist bakış açısını yıllarca sürdürdü. Ancak son yıllarda bu kabuk kırılıyor. Bir seri yeni yasa çıkarıldı, anayasal engellere bakılıyor ve savunma sistemi pazulandırıldı. Japonya, 2025’e kadar ordusuna 240 milyar dolar harcayacak...

Almanya gibi Japonya da bir imparatorluktu!..

Elbette İsrail-BAE anlaşması-Yüzyılın Planı (Ortadoğu), Doğu Akdeniz ve Libya da bu haritaya dahildir. Üçünçü parçadır. Eklemleniyor. Ama haftalardır bu iki kriz özelinde yapılan yorum ve tartışmalar bu haritaya göre Türk kamuoyuna ne söyledi?

Sıfır!

‘Kıyıda’ oynuyorlar.

Bu yüzden Ankara’ya üçüncü kez ve memnuniyetle atıf yapmalıyım; “Dünyadaki siyasi ve ekonomik güç düzeninin yeniden yapılanma sürecine girdiğinin altı çizilerek, bu çerçevede Türkiye’nin her alanda güçlü bir hazırlık yapmak için gereken mekanizmaları oluşturmasının önemi üzerinde durulmuştur”... (MGK Bildirisi, 22 Temmuz.)

Google+ WhatsApp