Robert’i kazandığına sevinme, açıkta kaldığına üzülme!

Robert’i kazandığına sevinme, açıkta kaldığına üzülme!


Robert’i kazandığına sevinme, açıkta kaldığına üzülme!

 

 

Liseye yerleştirme sonuçlarının açıklanması, ardından üniversite imtihan sonuçlarının açıklanması, hepimizin dikkatini eğitime çevirdi..

Her şeyi kapitalist kafa ile yorumlayanlar, biraz da AK Parti karşıtlıklarının etkisi ile, liselere yerleştirmede arzu ettikleri okulları kazanamayınca isyanları oynuyorlar.. Aynı tartışmaları, üniversite tercih döneminde de dinleyeceğiz..

“Arzu ettikleri” kapsamı o kadar geniş ki..

Lise tercihleri için söylemiş olalım..

Birbirine yakın puanlarla öğrenci alan liselerden birinci tercihine değil de, yine yüksek puanlı liselerden ikinci tercihine yerleşenler bile, “Birinci tercihime niye yerleşemedim” başlığı altında, eğitim sistemini topa tutuyorlar..

Bir okulu birden fazla tercih eden var ise..

Bunlar imtihana girip, sıralamaya tabi tutuluyorlarsa..

Tabiidir ki, kontenjanı kadar öğrenci o okula kabul edilecek, fazlası diğer okullara gitmek zorunda kalacak. 

Bunda anormal olan nedir?

“Benim çocuğum 90 ortalaması olan başarılı bir öğrenci. İstediği okula gidemedi.. Bu nasıl oluyor?” diye soran sorana..

Bu sorular da, tv ekranlarında, gazete sayfalarında ciddi ciddi tartışma konusu yapılıyor..

Oysa, bunu bilemeyecek ne var..

Demek ki, 90 ortalaması olan öğrencimiz, liseye giriş imtihanında yeterince başarılı olamamış.. Not ortalaması ve imtihan başarısında daha üst seviyede olanların gerisinde kalmış. Üst seviyedekiler okulun kontenjanını doldurdukları için, bu öğrencimizin tercihi karşılanamamış.

Şunu söylerseniz, anlarım: “100 ortalaması (böyle bir örnek var mı, bilmiyorum) olan.. Dolayısı ile okul puanında daha yüksek ortalama tutturması mümkün bir rakibi olmayan.. Liseye giriş imtihanında da ilk 100’de yer alan çocuğumuz 100 kontenjanlı bir liseye giremedi..”

“Evet, bu nasıl olabilir?” diye sorarız..

Ama 90 ortalaması olan bir öğrencinin..

Giriş imtihanında soruların yarısına şu veya bu sebeble cevap vermedi ise..

Okul ortalaması 90 diye.. İstediği liseye gitme imkânı da olmasa gerek.

Var diyorsanız..

O zaman giriş imtihanını hiç dikkate almıyorsunuz demektir.. Dahası.. 90 ortalama üstünde başka hiç öğrenci olmadığını varsayıyorsunuz demektir..

Bunun da pratikle uyuşmadığı ortada.

**

Bu mızıkçılık itirazları bir yana..

Olayın bir de kader-tevekkül bağlantılı yönü var..

Son Adnan Oktar operasyonunda gördük..

Nice Galatasaray Lisesi mezunları. Robert Kolej mezunları. Saint Joseph Lisesi mezunları.. 

Gitmişler..

Üniversite mezunu dahi olmayan.. (Muhataplarımız iyi bir liseyi, iyi bir üniversiteyi çok önemsedikleri ve hayati bir sorun haline getirdikleri için, ‘üniversite mezunu dahi olmayan’ diyorum. Yoksa üniversite bitirmek her şey değildir.)

Adnan Oktar’a talebe olmuşlar..

Çocukların kendi öz anne-babaları ile araları açılmış..

Kimi prof, kimi işadamı olan eğitimli babalarına posta koymuşlar.

Varlıklı annelerinin parasından nasıl istifade ederiz diye didinip durmuşlar..

Ve bugün itibari ile..

Türkiye’nin en önemli liselerinden mezun olan 200’e yakın kişi, Adnan Oktar operasyonu sebebi ile tutuklanmış..

Bu gruba girip, sonra ayrılan iyi eğitim görmüş binlerce insanın yaşadığı dram da cabası..

Demek ki..

Nihai hedef “Robert Kolej’e gitsin, Galatasaray Lisesinde okusun” olmamalı..

Her şeyden önce, “adam olsun” olmalı..

Yoksa..

Galatasaray’a gider, Adnan Oktar’a köle olur..

ODTÜ’ye gider, Marks’a kul olur..

İkisi de, cezaevinde buluşurlar..

**

Öğrenciler, kendilerini mağdur hissediyorlar.. Veliler, çocuklarının durumlarına üzülüyorlar. Sonuçta onlar, olayın tarafları. Küçücük bir aksaklığa bile itiraz etme hakları olabilir..

Peki, öğrencileri de, velileri de doğru yönlendirmeleri gereken eğitimcilere, eğitim sendikalarına ne oluyor?

Ki, ortalığı kızıştırmaya çalışıyorlar?

Medya organlarına ne oluyor ki, konuyu İmam Hatip düşmanlığına getirip dayamaya çalışıyorlar?

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun eğitim danışmanı Ali Taştan, bir gazeteye demeç vermiş: “LGS yerleştirme sonuçları, AKP’nin eğitimi dinselleştirme projesinin çöktüğünü gösteriyor. İmam hatip ve meslek liselerinin neredeyse yarısının boş kalması bunu destekliyor. Yaklaşık üç öğrenciden biri herhangi bir liseye yerleşemedi.”

İmam Hatip liselerinin boş kaldığı falan yok… Bunların esas dertleri de zaten, halkın İmam Hatiplere yoğun teveccühü.. Bunu hazmedemiyorlar.. Bundan rahatsızlık hissediyorlar.

Bunu başka bir yazıda, ayrıntıları ile veririz de.. 

Biz, CHP’lilerin “eğitimi dinselleştirme” iddialarına bakalım.. “Eğitimin dinselleştirilmesinin çöktüğü” sözlerine bakalım..

Adamlar yıllardır iktidar yüzü görmemişler. Her seçimden sonra kurultay yapıp, iç kavga ile gündem oluyorlar..

İktidara gelmek üzere çıktıkları yolda, genel başkanları ya parti içindeki iktidarını kaybediyor.. Ya da itibarını kaybediyor..

Türkiye’nin yöneticilerini değil, kendi partilerinin yöneticilerini değiştirmekle oyalanıp duruyorlar..

Ama kurultay tartışmalarından fırsat buldukları arada da, “eğitim dinselleştiriliyor” modunda itiraz geliştiriyorlar..

İmam hatip düşmanlığı eksenindeki eleştiriden medet umuyorlar..

% 30’lardan % 25’lere, şimdi de % 22’lere gerilediler..

Seçim öncesi kısa dönemde, biraz “İHL’liler de bizim çocuklarımız”, biraz “cuma namazlarını kaçırmam”, biraz “ara sıra beş vakit namaz da kılarım”,biraz “Kur’an kursuna gitmiştim” söylemi ile cumhurbaşkanı adayları % 30 oya çıktı..

Tüm bu olanlardan, hâlâ ders çıkartmıyorlar..

Kurultay için yeterli delege imzası “toplandı mı-toplanmadı mı” sorusunu, bir haftadır tartıştıklarını görmüyorlar..

Sabah akşam İmam Hatip üzerinden, politika üretmeye koyuluyorlar.

Olmuyor CHP’liler, olmuyor! Olmuyor solaklar, olmuyor.   

Bu kafa ile Türkiye’nin yöneticilerini değiştiremediğiniz gibi..

Adam gibi bir kurultay bile yapamayacaksınız gibi..

 

star

Google+ WhatsApp