Ramazan Geldi, Din’de Kampanyalar Başladı!

Ramazan Geldi, Din’de Kampanyalar Başladı!

Her ramazan ayı geldiğinde bizim topluma birşeyler olur, bir telaş alır. Mütedeyyin olanların müslümanlığı daha bir koyulaşır. Mütedeyyin olmayanlar ise dinden yana sırnaşır ve dindarlığı da kimselere bırakmazlar. Bunlar ramazanda oruç tutmazlar ama bayram namazında en ön safda

Ramazan Geldi Din’de Kampanyalar Başladı!

 

 

Her ramazan ayı geldiğinde bizim topluma birşeyler olur, bir telaş alır. Mütedeyyin olanların müslümanlığı daha bir koyulaşır. Mütedeyyin olmayanlar ise dinden yana sırnaşır ve dindarlığı da kimselere bırakmazlar. Bunlar ramazanda oruç tutmazlar ama bayram namazında en ön safda yer tutarlar. Farz namazını kılmazlar ama arasıra teravih kılarlar. Kutsal(!) gece, gün ve ay propagandasını sürekli yaparak kendileri bundan medet umdukları gibi toplumu da kendi halkalarına katmaya, akılları sıra halka hadi’lik yapmaya çalışırlar. Sanki ramazanda haramlara daha bi titizlik, daha bi günahtan kaçınma(!), arifede ise herşey mübah gibi bir mantıkla kampanyalar yürütülüyor. “O ramazan ayı ki Kur’an onda indirilmiştir. O insanları hidayete erdirmek, doğru yolu göstermek, hak ile batılı ayırd eden hükümleri açıklamak üzere indirilmiştir. Sizden her kim bu aya erişirse orucunu tutsun…”(Bakara/185)

Allah elçisi Muhammed (as)’a Kur’an’ın kendisinde indirilmeye başlaması o ayı kutsal kılar mı? Veya sadece bu aya mahsus yasakların/haramların olması ayın kendisini kutsallaştırır mı? Ya da şöyle sorsak daha da kapsayıcı olacak gibi. Allah indinde kullarını affetmek için kutsal gece, saat, gün, ay var mıdır?

Şayet cevap “evet” olsaydı, Muhammed (as)’a inzal olan her emir ve nehy’in denk geldiği o anın, o günün, o ayın kutsal olması gerekirdi bu mantığa göre. Vahiy’e ilk muhatap olan neslin vahy’i hayatlarına nasıl hakim kıldıklarını okuyoruz, biliyoruz; Onların hayatlarında kutsal zaman dilimleri yoktu. En azından Mekke’de böyle birşeyin olmadığını biliyoruz (Oruç/savm zaten Medine’de, hicretin ikinci yılında farz kılınmıştır). Onlar birşeyi yaparken sevaplık derecesine göre değil, yaptıkları şeyde Allah’ın rızası var mı yok mu ona bakıyorlardı. Makyeval ibadet anlayışları yoktu. Onlar birde bizim bu islam sandığımız yaşantımızı görselerdi “Bunlar hangi dine mensup acaba?” diye merak ederlerdi. Ramazan ayına ve Kadir gecesinin ne olduğunu, ne zamanlığını belirlemeye çalışan rivayetlerin tamamı hicret sonrasına aittir. Rivayet eden ravilerin çoğu Medine’de islama girmiş kişilerden oluşuyor.

Bu kısa girişten sonra, üzerinde durmaya çalışacağımız konu, içerisinde bulunduğumuz ramazan ayına yönelik yürütülen kampanyalar ile ilgili olacak.

İşporta tezgahlarına düşmüş mal gibi herkes birşeyler pazarlıyor bu aya dair. “Batan geminin malları bunlar. Haydi vatandaş ayağın alışsın sen de gel. Bu kutsal aydan sen de nasibini al” diyen diyene ve bir yığın tezgah herkes büyük bir rekabetle cennet satıyor/alıyor. Bu tacirler oldukça başarılı da oluyorlar yani. Alan memnun, satan memnun. Yüzler mutlu, huzurlu. Mal sahibinin fikrini soran yok. Soran yok, çünkü düşünme olmayınca soru sormakta olmuyor. “Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah’ı aldatmaya kalkışırlar. Oysa O, onların aldatmalarını kendilerine çevirir. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı ancak çok az anarlar.” (Nisa/142) İslamın ilkeleri sulandırılarak tipik bir müslümanlık mantığı! oluşturulmaya çalışılıyor. Bu müslümanlık eline, gözüne, diline…azalarına da oruç tuturuyor!

Azalara oruç tutturmaktan maksat şayet kişinin kendisine ve başkalarına zulmetmemek, eli erdiğince insanların hayrını istemek, tabiata zarar vermemek, gözünü haram bakıştan çevirmek, eşyaya ibretle bakmak, yalan, gıybet, iftiradan kaçınmak, ölçüyü-tartıyı tam yapmak, düşküne, yoksula el uzatmak, zinaya yaklaşmamak, içkiden-uyuşturucudan, kumardan uzak durmak, faize bulaşmamak, beş vakit namazı kılmak… ise bunlar zaten mü’minlerin Kur’an’da geçen özellikleridir. Mü’min için sadece ramazan ayına mahsus ibadetler değil, ramazan ayı dışında da yapılması veya yapılmaması gereken ibadetlerdir. Mü’min, yıl oniki ay açları, açıkları gözeten, herzaman zalimin karşısında, mazlumun yanında, insanların hayrını isteyen değil midir? İslamı Kur’an’dan öğrenenler için elbette öyledir. Peki bu kampanyalara ne demeli? Medyanın başını çektiği, o medya ki, onbir ay Kur’an islamına düşmanlık ediyor. Ramazan ve kutsal gecelerde(!) ise müslümanlığı kimseye bırakmayan, arife de münafıklığını yapan bu medyanın kampanyasında neler yok ki; Kuponlar, umre hediyeli çekilişler, hatimler, mealler, cüzler, kitaplar, yasinler, tv’lerde içinde isyan sözleri olan şarkılı türkülü (mihrabım diyerek sana yüz sürdüm, sensiz cennet bile sürgün sayılır, tanrım beni niye yarattın…) ramazan proğramları. Proğram içerisinde çerez türünden ahkam kesen sosyete müftüleri… daha neler neler. Böyle ramazanlar kimlerin ramazanları? Allah’da biliyor ki mü’minlerin değil. Olsa olsa dünyalık şeyler elde etmek isteyen menfaatçilerin olur. Şimdi elimizi vijdanımıza koyarak düşünelim: Bu din sahipsizmi? Din gününün sahibi kim? Cennet gerçekten bukadar ucuz mu? Kimin/kimlerin bu tezgahlar üzerinde satılan cennetler? Allah’ın olmadığı aleni. Çünkü Allah Kur’anda cennetinin bedelini kendisi belirlemiş “Şüphesiz Allah, mü’minerden canlarını ve mallarını- onlara cenneti vermek karşılığında- satın almıştır…”(Tevbe/111). Allah da tezgah kurmuş. Tezgahında O’da cennet satıyor. Bedeli ne?; mal ve can. Müşteri mi oldun, koyarsın canını malını, alırsın cenneti. O’nun cennetine talip olanlar, O’nun istediği gibi bir hayat ortaya koyanlardır. Sadece bayramlarda, seyranlarda müslüman değil, bir hayat boyu, her an Mü’min olanlardır. Mü’minin her anı ibadet halidir. “De ki: Şüphesiz benim namazım ibadetim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabb’ı olan Allah içindir” (En’am/162)

Bu kampanyaları yürütenlerin derdi zaten öyle herzaman müslüman olmaya gerek yok, belirli ay ve günlerde olunsun yeter. Bütün bir hayat boyu müslümanca yaşamanıza gerek yok! Belirli gün ve ayda tedeyyün içgüdünüzü tatmin edin, ruhunuzu rahatlatın yeter. Bu işporta dini size yeter denilmekte. Müslümanın görevi Allah’a kulluktur ve çok iyi bilmelidir ki Allah’ın razı olacağı tek din İslam’dır. O islam ise Kur’anda vaaz edilendir. İnsan, görevini kötüye mi kullandı iyiye mi kullandı diye hesap günü mutlaka yargılanacaktır. Kur’an dışında din arayanlar, yarın huzur’i ilahide ellerinin yana düşeceğini, boyunlarının büküleciğini keşke anlasalar. “Kim İslam’dan başka bir din ararsa, ondan asla kabul olunmaz ve o ahirette zarara uğrayanlardan olur.”(Al-i İmran/85)

Bu kampanyayı yürüten firsatçılar için, tarihten gelen bolca rivayet mevcud. Bu rivayetlerinde gerçekten doğru bir tahlili gerekiyor. Allah elçisi bu ifadeleri ne zaman, kime, nerede, hangi maksatla söyledi veya gerçekten söyledi mi? Mesela: Ebû Hüreyre (r.a)’dan şöyle rivayet edilmiştir: “Resulullah (s.a.s)’in Ramazan hakkında şöyle buyurduğunu işittim: Kim inanarak ve

sevabını umarak Allah rızası için teravih namazı kılarsa geçmiş günahları bağışlanır” (Buhârî, Teravih,I; ayrıca bk. Teravih).

“Ramazanda şeytanlar bağlanır. Gök kapılarının (Başka bir rivayette cennet kapılarının) açıldığı, cehennemin kapılarının kapandığı ay” Buhari/ Savm “Ramazan mü’minlerin ay’ı” vs ifadeler Allah elçisine atfedilerek, yazılıp söyleniyor.

İnsan düşünmeli; Niye böyle özel, kutsal geceler, günler ve aylar var. Bu özel ve kutsuliği belirli zaman dilimine has kılmanın maksadı ne olabilir?

İslamın ilah’ı, hay diri, her an yaratan ve yarattıklarını gözetleyen, uyku uyuklama tutmayan, yarattıklarından gaflette olmayan, yorulmayan, heran işiten, her dili bilen, kulunun kendisinden başkasına meyletmesini kıskanan ve bu meyletme devam ettigi sürece asla affetmeyen, kullarına şah damarından daha yakın…ile ahir, bir ilah iken nedir ve nedendir bu belirli geceler, günler, aylar?

Şunu demek istiyorlar sa, “Siz bu kutsal(!) geceler, günler, aylarda O’nu razı edin. Bu günlerin hürmetine O sizi cennetine koyar.” Maksat bu ise, Kur’an’ın ilah’ına büyük bir iftiradır bu. “O, lüzumsuz hiçbirşey var etmez” O’nun indinde recep ayı, sevval ayı ne ise, ramazan ayı da odur. Sadece ramazanda diğer aylardan farklı olarak müslümana üç şey yasaklanmıştır. Yasaklanan o üç şey ise şunlardır; günün ağarmasından, kararmasına kadar olan zamanda bilinçli olarak yeme, içme ve cinsi münasebet. Bunların dışında kalanlar (yapılması ve yapılmaması emredilenler) ramazanda da yasak/sevap ramazan dışında da. Bu Allah’ın Mü’min kullarına bir imtihanıdır.

Mü’min, hangi saat, gece, gün ve ayda olursa olsun, Rabb’i kendisinden ne istemiş ise onu yapandır. O mededi sadece O’ndan isteyendir. Hiçbir aracıya ihtiyacı yoktur. Rabb’iyle arasına girmek isteyen herneise ”La” süpürgesiyle süpürendir.

Amacından saptırılan ramazanlara güle güle diyelim de artık, “Hakkı batıldan ayıran” Allah Resul’unun ramazanları hoş gelsin..

 

 

muhammed celil

iktibas çizgisi

Google+ WhatsApp