Ramazan ekranları ve diziler…

Ramazan ekranları ve diziler…


Ramazan ekranları ve diziler…

 

 

Cumhurbaşkanımız namaz kılıyor, oruç tutuyor, hatta arada bir imamlık bile yapıyor diye, onunla birlikte yürüyen (ya da yürür görünen) herkesi böyle zannediyoruz.

Oysa bazıları şahsi çıkarı için (en pespaye yandaşlık budur), bazıları da sadece “siyaseten” onun yanında; “inanç” bağlamında semtine dâhi uğramamış bir sürü “yandaşı” var Sayın Cumhurbaşkanımızın. Ama ne yapsın, “koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi” diyerek ve gördüklerini sineye çekerek yola devam ediyor.

Bazı safdil kardeşlerimizin, siyasi müşterekler ve bazı tarihi diziler sebebiyle “bizden” zannettiği televizyon kanallarını alalım: Birkaç tarihi dizi dışında (ince elenip sık dokunsa, bunların gerçekle ilgisinin devede kulak olduğu ortaya çıkar) ekrana yansıttıkları hiçbir şey “Müslüman” değil!

Diğer dizilerde uygunsuz ilişkiler kol geziyor. Müslüman-Türk Milleti’nin iman, ilim, irfan, hikmet, estetik, nezaket, nezafet, aile anlayışıyla bu kanallarda yayınlanan diziler ve programlar taban tabana zıt…

Ayrıca bugünkü gerçek hayatla da irtibatları yok! Dizilerde izlenen genel çizgiye “laiklik” bile hafif gelir. Azgın bir avuç insanın sapkın hayatından kopyalanmış gibi: Servet-şöhret manyağı, gösteri-gösteriş tutkunu, zevkçi, ilke ve kutsal tanımayan azınlık bir güruh iş, aile ve “sevgili” üçgeninde debelenip duruyor!

Kimin eli kimin cebinde, kim kimin nesi, kim kiminle ilişkili belli değil. İnsanî olmaktan uzak, tam anlamıyla “anormal” bir hayat dayatıyorlar. Daha da beteri, bunları Arap ülkelerine ihraç ediyorlar. Bu dizileri seyreden, dinden biraz nasipdar olmuş Araplar da doğal olarak “Türkler zıvanadan çıktı” nazarıyla bakıyor!

Programlarının çoğu da bunlardan farksız: Nerede bir sapık, cani, katil, manyak, esrarkeş, kısacası nerede bir aşağılık tip varsa, ekrana getirip ballandıra ballandıra iğrenç hikâyelerini anlatıyorlar. Tutarsa ne âlâ, tutmazsa sessizce ekrandan alıyorlar.

Yahu biz 82 milyonuz. Elbette bunun bir milyonu böylelerinden oluşuyor. Bunları polise ihbarlamak varken, günlerce ekranda reklâm etmenin anlamı ne?

Kanallarda olumsuz örneklerin en pespayeleri sergileniyor. Bir de üstüne üstlük, siyasi mensubiyet (ve tabii cehalet) sebebiyle bunları en çok “muhafazakâr”aileler izliyor…

Kanallar “reyting” üzerinden reklâm alıp para kazanıyor, tamam: Tamam da, kamuoyuna açık yayıncılığın bir sorumluluğu yok mu? Böyle bir ortamda ailemizi nasıl koruyacağız, çocuklarımızı nasıl yetiştireceğiz?

Sevilen bir “hocaefendi”ye parayı bastırıp her iftar öncesi nemli gözlerle “menkıbe” anlattırmak, acaba bu günahı karşılar mı?

“Sevap-günah cetveli” bende olmadığı için bilemeyeceğim: Lâkin, ellerine geçen böyle bir fırsatı İslâm’ın “iman esasları”nı anlatarak, bazı televizyon dizilerinin zararları konusunda bir şeyler söyleyerek, ilimden, irfandan, tefekkürden söz ederek değerlendirebilecekken, tali konularla israf etmeleri, bin kere sorulup cevaplandırılmış “garip” sorularla berbat etmeleri neyin nesi?..

Bu, Müslümanı “uyuşturup uyutma”nın başka bir yolu-yöntemi olmasın!

“Eş bulma duası”; “Hamile kalma duası”; “Ev-araba alma duası”; “Cennete gitme duası”, v.s…

Gerisi rüya, hülya, hikâye, menkıbe, kıssa…

Ülkemiz tehdit altında (Cumhurbaşkanımız ve İçişleri Bakanımız böyle diyor), imanımız tehdit altında, ailemiz tehdit altında, Kudüs elden gittikten sonra Mekke ve Medine de tehdit altında, ama anlı-şanlı ekran hocalarımızın hiç böyle dertleri yok!

Bunlara ilişkin fikirleri, görüşleri, kanaatleri de yok! 

 

YENİ AKİT

Google+ WhatsApp