Pragmatizm

Pragmatizm


Türkçe olmayan kavramlarla konuşmayı ve yazmayı pek sevmem ve benimsemem. Yazı hayatımda buna özen gösteririm. Bir bakıma Türkçe olmayan, konuşma dilimde bulunmayan kavramlara, gerek felsefi ve gerekse bilimsel olsun ilgi göstermem, uzak dururum. Konuştuğum dile özen gösteririm. Yayımlanmış kırk beşe yakın eserlerimde bu görülür.

 

Kimi kavramları biraz ironi olsun bazen de tanımlanmasının gerekliliğinden ya da vurgu olsun diye seyrek de olsa kullanırım. Pragmatizm de bunlardan biri.

 

Yabancı kavramlarla konuşmak biraz da bir kompleks taşır. Birilerine karşı üstünlük sağlama duygusu oluşturur. Böyle yazıp konuşulunca kimileri kendini bir üst konumda görür.

 

Pragmaya kısaca çıkarcılık, menfaatçilik deyip geçiştirebiliriz. Bu, sadece çıkar duygusunun değil başka şeyleri içerir. Siyasal pragmatizm, gündelik, değişen koşullardan kaynaklanan durumlar oluyor. Biraz da çok kaba da olsa bukalemunlaşma olarak tanımlayabiliriz. Koşullara ve durumlara göre renk alma ve değişme. Bulunduğu durumda zevahiri kurtarma ağır basar. “Aslında ben o değilim buyum” demeye getirilir. Kişi hangisidir pek belli olmaz. O, diğeri mi, hangisi?

 

Dürüst olma, yolunu ve ilkesini değiştirmeden yolunu sürdürme bir kişilik, zor bir kişilik. Zorlukları olan bir yolculuk. İnsanların çıkarlarına ve kişinin kendi çıkarına olan hamleler kimi zaman etkili olur.

 

Hayat doğrular üzerine kurulur öyle de başlanır. Çocukluk ve gençlik dönemlerinin saflığında. İlerleyen zamanda ve yolculukta insan beni, ben merkezli hayata bakmaya başlayınca daha çok çıkarları ağır basar. Bu, ilkelerden çok, sadece kişinin benini ilgilendirir, başkalarını değil. İnsanın insana her zaman için ihtiyacı var. Bu, her koşul ve durumda zorunludur.

 

Uzun bir yolculuğun iniş ve çıkışlarında insanın kişiliğin kalıcılığı, özgünlüğü özel olarak kalır. Bu kişiyi gerçek hayatta ve gelecekte yüceltir.

 

Pragma insanı güçlü olduğu zamanlarda geçici de olsa ayakta tutar, öyle görünür ve bilinir. Bu ne zamana kadar sürer? Gücün ve itibarın azalmasıyla düşüşe geçer. Bu, kimi zaman zamanın koşullarına göre hareket etmesinden kaynaklanır. Ya da böyle bir hayatı tercihten olsa da insanın kişiliğini zayıflatır, itibarını zedeler. Güçlü olunduğunda pek belli olmaz ama ilerleyen zamanda itibarsız bir kişilik olarak anılır veya yaşanır.

 

Güvenilirlik ve eminlik insan için onur kazandırır. Bazı kişilikler vardır ki onlara asla gölge düşmez. Onların lekeli bir geçmişleri olmaz. Kendilerini ve tutarlılıklarını koruyabildikleri sürece saygı duyulur. Bu, belki kısa süreli ve dalgalı dönemlerde belirgin olmayabilir. Gerçek şu ki kalıcı olan kişiliğin dürüstlük ile korunması ve sürdürülmesidir.

 

Kişiliksizlik, kaypaklık, bukalemunlaşma da bir kişilik. İnsanlık arasında çok da yaygın bir durum. Özellikle sekülerleşme ve kapitalizmin ruhunun egemenliğinde çok daha baskındır. Çünkü kapitalizm çok acımasızdır. Sistemin kuralları da çıkara dayanır. Haksız kazanç ve zulüm bu sistemin özünü oluşturur.

 

Tamamen çıkara dayanan ve kişinin ağır benini oluşturur. Fakat bunun hayatta hiçbir zaman geleceğe dönük kalıcı itibarı olmaz.

 

Günün koşulları, hayat tarzı, yaşananlar insanı zorluyor. Fazlasıyla etkiliyor. Bir kere bir yanlış üzerine yol alındı mı yanlışlar devam ediyor. Yanlışlar üzerine inşa olunan bir yapı hiçbir zaman sağlıklı bir sonuç doğurmaz.

 

Günümüz siyasal yapıları bütünüyle halkın değer ve inançlarıyla örtüşmediğinden siyasayla ilgilenenler tam anlamıyla pragmatisttirler. Hâlden hâle renkten renge girerler. Bu yapının özel konumu ise “aylan” üzerine olmasıdır. Zaten bu durum kişiliği asıl zedeleyen veya yaralayan bir durumdur.

 

Zorluklar göze alınarak asıl kişiliğin korunması, güvenilir ve emin olunmayı sağlamak insanın kazancı olur. Bir Müslüman’a düşen sorumluluk da emin ve güvenilirliktir.

Google+ WhatsApp